“Seviyorum, zaten güzelliği güneş gibi, rüyalarıma giriyor, sevildim demedim, seviyorum, yalan gibi değil, yanlış gibi değil, çakal gibi değil, kurnaz gibi değil, seviyorum, güneş gibi, yalandan korktuğum kadar yılandan korkmam, parayı bulurum da seni bulamam, can demek, sen demek…”
Bu sözler Eskişehir’in Recep dayısı olarak bilinen Recep Yıldız’a ait…
Eskişehirli…
Tunalı Mahallesinde doğmuş, büyümüş…
61 yaşında…
Kendini anlatırken “Gençliğimi çok hızlı yaşadım” diyor.
Belki de hızlı yaşamak tüketti, tükenmenin sonunda en değerli şeyin sevgi olduğunu anladı.
Neden mi?
Genellikle barlar sokağında okuduğu şiirlerle biliniyor.
Elinde ucuz içki…
Sokak sokak geziyor, kimseye zararı olmadan “Seviyorum” diye bağırıyor.
Onunla ilgili kent genelinde dolaşan hikayeler de var elbet… 
Gerçek mi değil mi bilinmez ama içinde aşk, sevgi olan hikayeler hepimizi heyecanlandırıyor değil mi? 
Kimisine göre çok şey görmüş geçirmiş tecrübe kokan bir insan, kimisine göre zamanında çok sevip kavuşamamış bir aşık, kimisine göre yalnızlıktan yollara düşmüş bir avare, kimisine göre  yalnızca bir deli…
Eskiden bu “deli” sözcüğüne kızardım.
Hakaret gibi gelir, içime dokunurdu.
Şimdi hoşuma gidiyor.
Delinin deliliğe yakıştığını anladığım günden beri böyleyim en azından…
Baksanıza Recep dayıya…
Şaşıracaksınız belki ama onu hiç tanımıyorum, hiç denk gelmedim.
Belki yanımdan “seviyorum” diye bağırıp geçti, fark etmedim.
Ama onu Eskişehirli olarak biliyorum, izledim, gözlemledim.
Şöyle bir baktığımda ona hayata karşı her şeyini yitiren ama sevginin varlığına inancını kaybetmeyen bir insan görüyorum.
“Sevildim demiyorum, sevdim” derken karşılıksız aşkın gücünü anlatmaya çalışan bir insan görüyorum.
Sokak sokak dolaşırken sevgiyi bulamayacağının farkında olan ama yine de sevmeye devam eden inançlı bir varlık görüyorum.
Hayatın içindeki bütün duyguları her zerresine kadar tadan, sonunda varlığını yitiren, kendini yollara atan birini de görüyorum.
Umutsuz halleriyle umudu aşılamaya çalışan dost görüyorum.
Gençlere varlığıyla çok şey anlatan, “seviyoruuum” diye bağırırken karşımda duran bir öğretmen görüyorum.
Sevmenin insanı delirtebileceğini görüyorum.
Recep Dayı denildiği zaman Eskişehir’i görüyorum, kendimi görüyorum, birçok hikayeyi görüyorum, yaşanmamışlıkları görüyorum…
Bundan sonra dolaşırken o sokaklarda…
Seviyorum diye haykıracağım.
Belki senin kadar yüksek sesle bağırmaya cesaretim yok ama…
Seviyoruuum Recep dayı…
Seviyoruuuum…
Sevilmeden de sevilebileceğini öğrettin ya…
Var ol!
Birde…
Çok sevildin aslında…
Senin deyiminle yalansız, yanlışsız, masumca…
Güneş gibi…
Can gibi, sen gibi…