Haber spikeri Ece Üner yeni bir ulusal kanalda  “Ece Üner ile Susma” isimli bir programa adım atacakmış.


Birde tanıtım filmi çekmişler…


Sokak ortasında acımasızca öldürülen Emine Bulut’un kızının çığlıkları arka fon olarak kullanılıyor.


Abartmıyorum, tanıtım filmini yüz kere izledim.


Çünkü gerçekler detaylar da gizlidir çoğu zaman…


Filmin satır aralarını görmeye çalıştım.


İyi niyet unsuru yakalamaya çalıştım.


Şu hareketiyle şu mu amaçlandı diye sorgulamaya çalıştım.


Yok abicim, yok bulamadım.


Güçlü kadın portresi çizmeye çalışan Ece Üner’in her bir mimiği, davranışı kesinlikle “popülizmin” ürünü…


Ece Üner, tanıtım filmine mavi ceketinin içine giydiği beyaz gömlekle Emine Bulut’un hikâyesini özetleyerek giriyor.


Annesini kaybeden genç kızın feryadı yürekleri dağladı diyor ve kızının “Anne” diyerek attığı çığlık arka fona yerleştiriliyor.


O sırada Ece Üner, gözlerini kapıyor.


Sabır portresi çizmeye çalışıyor.


Ceketini çıkarıyor ve sandalyeye asıyor.


Ardından derin bir nefes alıyor, sert tavırlarla yürüyor ve şöyle diyor:


“Adaletsizliği değiştiremezsin ama adaletsizlik karşısındaki duruşunu değiştirebilirsin. Tek bir insan haksızlığa uğradığında biz, hepimiz kaybettik demektir.”


Yürümeye devam ediyor bir yandan…


Gömleğinin kollarını sıvıyor.


Ve konuşmasını sürdürüyor:


“Sesinin duyulmadığı yer cehennemdir. Bilirim. Sesini duymaya hazırım. Yeter ki SUSMA” diyerek noktalıyor.


Burada “SUSMA” sözcüğünü o kadar yanlış aksettiriyor ki aslında…


Çığlıklar üzerinden “kendi kahramanlığını” yaratmaya çalışıyor.


Kollarını sıvayarak birilerinin sesi olduğunu ispatlamaya çalışıyor.


Kendine çizdiği “güçlü kadın” modeliyle diğer kadınları himayesi altına alarak “korumacı” tavıra takınıyor.


Güçsüzün üzerinde “güç” kurarak “kendi reklamını” yaratıyor.


Ancak kendine toplumsal görev edinen Ece Üner en önemli ayrıntıyı unutuyor.


Empati kurmuyor.


Emine Bulut’un kızının sokak ortasında haykırdığı çığlıklar senin jenerik müziğin olsun diye atılmadı Sayın Ece Üner…


Acının haykırışıydı o…


Çaresizliğin dışa vurumuydu.


Senin “susma, haykırdan” anladığın o kadar farklı bir noktak ki…


Susma demek televizyon ekranlarına çıkarak konuşmak değildir.


Senin başka insanların özel hayatını milyonların gözü önünde kurcalaman da değildir.


Deşifre etmen de…


Evet, susulmamalıdır.


Hak aranmalıdır.


Şiddete boyun eğilmemelidir.


Ses çıkarılmalıdır.


Belki bazı kadınların yönlendirilmeye de ihtiyacı vardır.


Ama bu kolları sıvayarak milyonların gözü önünde insanların, kadınların özel hayatları deşifre edilerek, sakız yapılarak olmaz.


Seni alanlara davet ediyorum sayın Ece Üner…


Kadın hakları için mücadele edeceksen eğer sokaklarda haykıracaksın.


 Alanlarda duyuracaksın sesini…


Kişilerin “özeli” üzerinden gitmeyeceksin…


“Genel” göreceksin kadınların sorununu, mücadelesini…


İsim vermeden bu mücadele tüm kadınların mücadelesidir diyebileceksin.


Susmayacaksın Ece Üner…


Konuşacaksın, haykıracaksın…


Sokaklarda, alanlarda, eylemlerde mücadele edeceksin…


Öldürülen kadınların çığlığı olacaksın…


Çığlığını arka fonda vermeden duyuracaksın.


Bunu başarabilir misin?