Sevgili kuzularım;
Gönül isterdi ki;
Gökkuşağının bütün renklerinin olduğu güzel bir resim çizeyim size…
İçinde gökyüzünün mavisi, güneşin sarısı, yemyeşil ağaçların her bir tonu olsun.
Çocukların gülümsediği…
Sizin gülümsediğiniz…
Kötülerin olmadığı…
Sonra size hediye edeyim istedim.
Vazgeçtim.
Hayal kuralım dedim sonra…
Gözlerimizle resmedelim hayatı…
İmzasını birlikte atalım o şaheserin…
Hadi kapatın gözlerinizi…
Antalya’nın Finike İlçesi’ndeyiz…
Sen ve 10 yaşında ağabeyin var…
Sabahın erken saatleri…
Uyanmışız.
Yüzümüzde bitmeyen tebessüm…
Güneş eşlik ediyor gülüşümüze, göz kırpıyor sürekli…
Hava daha bir sıcak…
Bulutlar jest yapmış, ortada pek gözükmüyorlar.
Dolabı açıyoruz.
En güzel elbiseleri seçiyoruz.
Sen içerisinde bütün renklerin olduğu o elbiseyi giyiyorsun.
Kırmızı daha belirgin…
Çok yakışıyor.
Uçuşan eteğinle kendi etrafında sürekli dönüyorsun.
Mutluluk tam da bu olsa gerek…
Ağabeyin de senden geri kalmıyor ama…
Güneş sarısı gömleğinin her düğmesini kapatırken biz de yardım ediyoruz.
Bir yandan kıkırdayarak…
Uyum içerisinde çıkıyoruz evden…
Gürültülü…
Dışarıdan gelen geçenler, komşular sesimize şöyle bir dönüp bakıyorlar.
Koşuyoruz sonra…
Sokaklar bomboş…
Güneşi arkamıza alarak, kan ter içinde kalarak,  yemyeşil tepeliğe koşuyoruz.
İçimizdeki en büyük kavga hangimiz önce varacak kavgası…
Sen önce varıyorsun.
Uçuşan eteğinle…
Arkandan ağabeyin geliyor…
Seni tebrik ediyor bir yandan saçını okşarken…
Nefes nefese bir ağaç kenarına kıvrılıyoruz.
İçinizden yükselen bir konuşma isteği var sürekli…
Anlatma…
Masal istiyorsunuz…
Sonu hep mutlu biten…   
Mutlu âşıkların olduğu, sevgi dolu çocukların büyüdüğü, insanın insanı sevdiği bir masal…
Tam masal anlatacak oluyorum.
Gökyüzüne kayıyor gözlerimiz…
Mavi bir uçurtma özgürlüğünü ilan etmiş.
Süzülüyor…
Aynı an da dökülüyor yaşlarımız…
“Uçurtma Avcısı” geliyor aklıma…
O kitap…
O diyalog dökülüyor dudaklarımdan istemsiz: 
“Uçurtmayı senin için yakalamamı ister misin?  Yutkunurken, âdemelması inip çıktı. Rüzgâr saçlarını karıştırdı. Başını evet anlamında salladığını gördüm. “Senin için bin tane olsa yakalarım,” dediğimi duydum. Sonra döndüm, koşmaya başladım.”
Bana bakıyorlar.
Hep birlikte koşuyoruz.
Mavi uçurtmanın peşinden…
Özgürlüğe, aşka, huzura…
Gözlerimizi açıyoruz o an…
Elimizde rengarenk boyalar, önümüzde bembeyaz bir kağıt…
Resmini çiziyoruz uçurtmaların…
Uçurtmaların peşinden giden mutlu çocukların…
Uçurtmaları gökyüzüyle buluşturan sevgi dolu yüzlerin…
Mutluluğun, umudun resmini çiziyoruz.
Gözümüzde yaş olmadan…