Sevgi…
Günümüzün en temel ihtiyaçlarından biri haline geldi değil mi?
Zaman bize sevginin en yüce duygu olduğunu anımsattı aslında…
Özellikle 2020 yılı…
Eskiden olsa 14 Şubatlar anlamsız gelir, kapitalizmin oyunu olduğunu anlatan klişeleri arka arkaya sıralardım.
Artık öyle bakmıyorum duruma…
Aşkın günümüzde ne de değerli duygu olduğunu anladığım günden bu yana tavrım değişti.
Tüketimi arttırmak için bile uydurulmuş olsa bu özel gün yine de “sevgiyi” harekete geçirmiyor mu?
Düşünsenize sevgiye yatırım yapacaksınız, sevgiliye, aşka…
Sadece bir gün…
Elbette sevgiye sadece bir günün ayrılması tartışılabilir ama 14 Şubat Sevgililer gününün kutlanılması tartışılmamalı.
Sokaklarda ellerinde papatyalarla, kırmızı güllerle dolaşan erkekler komik gelirdi eskiden...
“Hay senin erkekliğine” diyerek erkekliğini kanıtladığını sanan hem cinslerinin cinsiyetçi yaklaşımlarının baskısı altında kalırdı birçoğu…
Bizi bile etkilerdi bu durum…
Bakış açımın değiştiğinden bu yana onlara da “sempatiyle” bakmayı tercih ediyorum.
Yanımdan ellerinde çiçeklerle geçen bir erkek görsem tebessüm ediyorum.
Hoşuma gidiyor.
Zarar gelmez bu kardeşimizden diyorum!
Kalbime sıcacık bir his yayılıyor çünkü yaptığını cesurca buluyorum.
Alaycı bakışların etkisi altında kalmadan hatta arkadaşlarının sohbetlerine meze konusu olacağını bile bile arkasında duruyor sevdasının!
İşte bunu önemsiyorum.
“Aşkını sokak ortasında ilan etmenin” bir başka hali değil midir bu görüntü?
Sevginin kabından sıyrılışı, görünür olması, ispatı, meydan okuması değil midir?
Aşkın en saf halinin bir bedende vücut bulması değil midir?
Sevdanın hala nefes aldığının kanıtı ellerinde çiçeklerle sokaklarda özgürce dolaşan o beyler!
Günü sadece kadınlara entegre etmeyi de doğru bulmuyorum ama…
İlla ki sevgisini erkekler gösterecek diye bir saçmalık olmamalı!
İşin içine “cinsiyetçilik” girmeyecek!
Kadınlar en güzel çiçekleri hak ediyor algısından sıyırılıp kadın-erkek fark etmeksizin “insan” en güzel çiçekleri hak ediyor algısını yerleştirmeliyiz bilinçlerimize…
İnsana değer verilmesini öğrenebilmeliyiz.
Bu öğrenildiği an aşılacak aslında birçok sorun…
Kadınlarımız bu özel günde çiçek alan değil çiçek veren taraf da olabilir.
Bu bir tercih meselesi olmalı…
Bırakılmalı artık bu angaryadan tartışmalar.
Meselenin özüne dönülmeli…
Ortaya çıkan bütün toplumsal olayların asıl nedeni “sevgisizlikten” kaynaklanmıyor mu?
Kadın cinayetleri temele inildiği an “sevgisizlikten” yaşanmıyor mu örneğin?
Her yeni doğan kız çocuğunun birer kadın cinayeti kurban adayı olduğu bir ülkede kızlarımızı, kadınlarımızı yılda bir kez sevgi duygularının öznesi haline getiren bir gün, gerekçesi ne olursa olsun yine de iyi değil mi?
Aynı durum erkekler için de geçerli, sevildiğini hissetmek, sevdiği tarafından önüne papatyalar serilmek onların da hakkı değil mi?
Sevginin var olduğunun her yıl anımsatılması ne de güzel bir duygu değil mi?
Sevgi için emek vermeye değmez mi?
Sevgi mücadeleyi hak etmez mi?
Eder kardeşim eder…
Edin kardeşim edin…
Yasaklanmadan edin!
Bir bakarsınız aşka da ambargo getirilir kimbilir!
Özgürce yaşanılan her şey yasaklanır neme lazım!
Sahip çıkın sevdanıza!
Sonra “aşka özgürlük istiyoruz” diye çıkarsınız alanlara!
Yorumlar