Yalakalığın bir diploması yoktur, bir sertifikası da... Makamla, mevkiyle, koltukla tanımlanmaz. Çünkü yalakalık, insanın karakterinde yer eden bir duruştur; şartlara göre şekil değiştirir ama özü hiç değişmez.
Bugün alkışlayanlar, yarın yok sayanlardır. Gücün etrafında pervane olanlar, gücün kaybolduğu yerde ilk kaçanlardır. Yalakalık; ilkeye değil menfaate, doğruya değil güce, emeğe değil korkuya yaslanır. Bu yüzden kalıcı değildir, güven vermez, saygı uyandırmaz.
Toplumda ne yazıkki zaman zaman yalakalık, sadakat sanılır. Oysa sadakat omurgayla ilgilidir, yalakalık ise eğilip bükülmekle... Sadık insan yanlış gördüğünde konuşur, yalaka olan ise yanlışın üstünü örter. Sadakat zor zamanda belli olur, yalakalık ise sadece rüzgârın estiği yöne bakar.
Unutulmamalıdır ki; koltuklar geçicidir, isimler kalıcı. Bugün yüksek sesle övenler, yarın sessizce sırt dönebilir. Ama dürüst kalanlar, başı dik yürüyenler her şartta aynı yerde durur. Çünkü onların dayanağı makam değil, vicdandır.
Kısacası; yalakalığın ünvanı olmaz. Kartvizite yazılmaz, tabelaya asılmaz. Ama herkes onu görür, herkes tanır ve günün sonunda ne itibar bırakır ne de arkasından konuşulacak iyi bir söz…