Halk Partisi'nin makus kaderi mi dersiniz yoksa daha maddeci düşünerek içeride yer edinmiş kötü alışkanlığı mı dersiniz bilmiyorum ama böyle bir şeyin var olduğunu biliyorum.
Şundan bahsediyorum...
CHP'de, ülke genelinde bir başarı yakalanmışken yaşanan bazı hadiseler var. Farklı grupların, farklı bakış açılarının kişisel veya grup olarak kavgasına maalesef her zaman şahit oluyoruz.
Üstelik bu kavgalar son derece göz önünde yaşanıyor ve kol kırılıp yen içinde kalmıyor.
Son olarak Eskişehir'de yaşananlara baktığımızda, son 20 senedir falan Cumhuriyet Halk Partisi'nin kalesi olarak görülen şehrimizde çıkan savaşlar az buz değil diye düşünüyor insan.
Eskişehir'in efsane ismi Yılmaz Büyükerşen ile Cumhuriyet Halk Partisi'nin en önemli figürlerinden Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt arasındaki tartışmanın alevi söneceğine her geçen gün artıyor.
Çok sert söylemler kamuoyuna servis ediliyor.
Siyaseti ve kentin gündemini takip edenler tam gözünü bu tartışmaya çevirmişken diğer taraftan CHP'nin yine önemli ve tecrübeli isimlerinden, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ile DSP'den seçilse de sosyal demokrat bir kimliği olduğu bilinen Mihalıççık Belediye Başkanı Haydar Çorum'un sert atışmaları gündeme geldi.
Bu tartışmalara farklı isimler de dahil oldu ve yine kamuoyu önünde, CHP içinde bir kriz hikayesi yazıldı.
İki sert tartışma bir yanda devam ederken yine de ortamın ateşi orta karara geliyor gibiydi.
Şimdi de Sivrihisar'a çok partili dönemde ilk defa CHP'li bir başkan kazandıran Habil Dökmeci ile Büyükşehir Belediyesi'nin önemli kurmayları arasında patlak veren savaşı sosyal medyadan öğreniyoruz.
En azından ben öyle öğrendim. Kamuoyunun büyük kısmı da aynı durumdadır diye düşünüyorum.
Tüm bu hikayeyi nereye bağlayacağım?
Şöyle ki;
Çok yakın geçmişte, Cumhuriyet Halk Partisi'nde delege ve il, ilçe kongreleri yapılmıştı.
Bu dönemde parti içi münferit muhalifler farklı liste çıkarmak istemişlerdi.
Bu liste çıkarma ve parti içi muhalefet işine mevcut isimlerin pek çoğunun karşı olduğunu açıkça biliyoruz.
Ve bu karşı durmanın yanında muhaliflerin iktidara giden partiyi zedeledikleri için ağır eleştirdiklerini de biliyoruz.
Peki, muhaliflerin hamleleri Eskişehirli'nin belleğinde mi daha çok kaldı veya kalacak, yoksa "dev" isimlerin savaşları, kavgaları mı?
Hangi durum Cumhuriyet Halk Partisi'ne daha çok zarar verir bunun cevabını siz kıymetli okurlarına bırakıyorum.
"Sana yasak, sana serbest." demek anlamına gelen bir anlayışın, siyasi bir parti gibi kozmopolit bir yapıda ciddi bölünmeler yaratabileceğini de hatırlatmak isterim.
Velhasıl, Cumhuriyet Halk Partisi'nin, üzerinde bu kadar baskı varken, hemen hemen belediyelerinin tamamı iktidar sopası ile tehdit edilirken bu savaşlarla gündemde olması, bana sorarsanız üzücü.
Umuyorum ki, büyük bir kesim tarafından ülkenin umudu olarak görülen Cumhuriyet Halk Partisi, tartışmaları kendi içinde çözecek bir ferahlığa kavuşur.
Yoksa daha çok zam görürüz.
Televizyonlarda Silivri ismini daha çok duyarız.
Daha çok adalet ararız...
Diye uzar gider liste.
Herkese keyifli bir gün diliyorum. Sevgiyle kalın...