10 Ağustos 2020 Pazartesi 380 Okunma

Değişen Öğrenme Kavramı ve Kent


 


Yaşadığımız toplumda yeterince farkında olamasak da değişimin değiştiği bir çağa geldik. Öğrenme kavramı, 20’nci yüzyılın son çeyreği ile başlayarak hem derinlik hem de genişlik olarak değişime uğradı. Öğrenmenin derinliği değişti; çünkü eğitim artık yaşam boyu hale dönüştü.


 


Günümüzde bilgi üretiminin nitelik ve miktar olarak geldiği noktada standart okul eğitimi ile yetinmek mümkün değil. Hem iş ortamında meslek içi eğitimi olarak hem de yaşamın farklı alanlarında ek eğitim olarak öğrenme ihtiyacı genişliyor ve tatmini için yeni yol ve yöntemler gerekiyor. Bu nedenle ekonomik işletmelerin çalışanlarına yönelik eğitim çalışmalarından topluma açık eğitim veren özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarına kadar çok geniş bir yelpaze görüyoruz. Özetle; yaşadığımız çağda öğrenmenin derinliği arttı.


 


Genişlik konusu ise biraz daha farklı… Son 40-50 yıla kadar eğitim veya öğrenme dediğimizde; aklımızda oluşan figür bireydi –ki önümüzdeki dönemde de öğrenmenin kişiselleşmesi farklılaşarak sürecek. Yakın geçmişte öğrenme kavramı ile özellikle çocukların ve gençlerin ilköğretimden üniversiteye veya lisans sonrasına kadar olan eğitim süreçlerini algılıyorduk. Daha sonra eğitim ve öğrenme süreçlerinin topluluk ve toplumlar için de söz konusu olabileceğini fark ettik. Bu süreçte kültürün önemi daha açık biçimde ortaya çıktı. Öğrenme konusunda bireyin yayına topluluk ve toplumların katılması ile birlikte bu alanda bir genişleme yaşandı.


 


Bugün ise öğrenmenin genişliği konusu tam bir yelpaze halini almış görünüyor. Artık bir çırpıda kentlerin ya da bölgelerin öğrenme süreçlerinden söz eder olduk. İnsan içeren tüm kurum ve kuruluşlar eğitimin ve öğrenmenin konusu olarak ele alınabiliyor. Geçmişte yazdığım bir makalede ‘kentsel pedagojiden’, bir başka deyişle ‘kentsel eğitim biliminden’ söz ettiğimi hatırlıyorum. Birkaç küçük değişiklikle o gün yazdıklarıma geri dönmek isterim.


 


Kentleşme sürecinde daha yüksek kalite düzeyine ulaşması, kentteki yurttaşların ve kurumların öğrenme becerileri ile yakından ilgilidir. Kişiler için kişisel öğrenimden söz ederken, kurum ve kuruluşlar için kurumsal öğrenme süreçlerini dile getirebiliriz. Kent konusuna geldiğimizde; eğitim ve öğrenme unsurlarını içeren kavramsal çerçeveye ‘kentsel pedagoji (kentsel eğitim bilimi)’ adını verebiliriz.


 


Bir kenti farklı ve özgün kılacak unsurlardan birisi olan yaratıcılık ve inovasyon (yenileşim) yeteneği, kentteki hem bireyleri hem de kurum ve kuruluşların öğrenme becerileri ile yakından ilgilidir. Kentin toplam öğrenme başarısı, o kenti yarışta ön saflara taşıyacak olan yeni teknoloji geliştirme, inovasyon ve yaratıcılığın anahtar süreçlerindendir.


 


Buradan kendimize bazı başka sorular üretebiliriz. Eskişehir’de kişisel ve kurumsal öğrenme becerilerinin düzeyi nedir? Eskişehir’de kentsel pedagojinin varlığından veya etkinliğinden söz edebilir miyiz? Eskişehir, dünyada oluşan değişimi ne ölçüde algılayıp bunu öğrenme süreçlerine yansıtabilmektedir? Öğrenme sürecinin; ekonomik ve sosyal değişim süreçlerini yerelde yeniden üretebilmek için ne tür katkıları olmaktadır?


 


Öğrenmenin kent düzeyinde kişisel ve kurumsal başarılar elde etmesi; yereldeki aktörler arasında iletişimin, işbirliğinin ve dayanışmanın (hatta ortaklaşa rekabetin) artmasına neden olur. Kentsel pedagoji ile kişi ve kurumların öğrenme düzeyindeki iyileşme, kentin bir küresel figür olma yolunda ciddi bir altyapı oluşturmasını sağlar. Öğrenmenin etkileşimli bir süreç olduğunu düşündüğümüzde; neden kentin tüm aktörleriyle birlikte bu süreç içinde yer alması (yer almamız) gerektiğini daha kolay anlarız.


 


Öğrenen kentlerin geliştirilmesi felsefesinin ardında, bölgesel rekabet gücü ve refah düzeyinin artırılması olduğu düşünüldüğünde; konunun önemi kendiliğinden ortaya çıkıyor.