15 Kasım 2019 Cuma 2059 Okunma

Devlet Gemisi

 


Türk Milleti için en büyük en önemli müessese devlettir. Bu yüzden milletimiz tarihin hiçbir devrinde devletsiz kalmadı. Yoksa millet de kalmazdı. Türk tarihi herşeyden önce devletin kutsallığı prensibine dayanır. Bu zihniyet Osmanlı Türkünün dilinde şu düstür halinde ifadesini bulmuştur.; “Din-ü Devlet, mülk-ü Millet” İnsan işte bunlar için çalışır bunlar için yaşar ve bunların uğruna ölür.
Devletin milletten vatandan ve dinden farkı yoktur. Çünkü devlet gidince bunlarda gider. Saadetimizin anahtarı kuvvetli bir devlete kavuşmaktır. Felaketimizin kaynağı ise başka hevesler uğrunda devletin kudretine zaaf getirişimizdir. Kanuni Sultan Süleyman bunu şöyle dile
getiriyor;
“Halk içinde muteber bir nesne yok Devlet gibi”
Bir ülkede rejim, islama aykırı olarak değişmiş olsa bile devletin diğer unsurlarını (halkı, toprağı, kamu düzenini, bağımsızlığı...) korumak yine Müslümanların vazifesidir. Bu hususu aziz milletimiz Osmanlıdan Cumhuriyete geçişimizle yaşamış, devletimize sahip çıkmıştır.
Maksadı daha açık ve anlaşılır bir şekilde ifade edebilmek için devleti bir gemiye benzetebiliriz. Geminin kendisi toprak unsuru (vatan), yolcuları insan unsuru (halk millet, ümmet), mülkiyet ve iradesinin yalnızca içindekilere ait bulunması unsuru İstiklal (bağımsızlık), kaptan ve yardımcılarının seyir planı ve rotası ise rejimdir yönetim biçimidir. Geminin seyri yolcularının çoğunluğunun isteği doğrultusunda olur, diğerleri de buna müdahele etmezlerse mesele yoktur. Ya yolcular iki veya daha fazla guruba ayrılır her biri rotaya müdahele etmeye kalkışırsa yahut da bir azınlık hileye veya güce dayanarak geminin yönetimini ele geçirirse birden fazla mesele var demektir.
Yolcuların gruplara ayrılıp yönetimi ele geçirebilmek için aralarında mücadele etmeleri geminin yapısına ve istiklaline zarar vermedikçe normal karşılanabilir. Mücadele gemiye zarar verecek boyutlara vardığında bütün gurupların başını ellerinin arasına koyup derin derin düşünmeleri gerekir.
Bu konuda Hz.Peygamberimizin bir Hadis-i Şerifi konumuzun daha iyi anlaşılmasına ışık tutar mahiyettedir. Şöyle buyururlar;
Hz.Allah’ın koyduğu sınırları (hukuku, düzeni) koruyanlarla korumayanların misali, kura çekerek bir geminin farklı katlarına (kimileri üst kata kimileri alt kata) yerleşen yolcular gruplarıdır. Alt katta bulunanlar suya ihtiyaç duydukça üst kata çıkıp buradakileri rahatsız ettikleri için geminin dibinden bir delik açarak su ihtiyaçlarını buradan karşılayalım dediklerinde üst kattakiler buna mani olurlarsa hepsi (gemide) kurtulur. Engellemezlere hepsi batar helak olur.
Bu hikmetli benzetmeden çıkan sonuca göre devlet gemisi içinde yer alan bütün siyasi ve ideolojik gurupların gemiyi gözleri gibi korumaları devletin toprak,insan ve istiklal unsurlarına bir zarar gelmemesi için işbirliği yapmaları din, akıl ve maslahat gereğidir. Toprak, insan ve istiklal-ümmete ait bulunan milli servet ve değerlerdir, dinin başlıca amaçları içinde işte bu değerleri korumak da vardır. Korumada önceliği yönetime verelim demek de makul değildir. Çünkü gemi olmazsa yönetim de olmaz.
Yolculara (millete) rağmen geminin yönetimini ele geçiren ve dümeni istedikleri yöne kıran kaptan ve yandaşlarına karşı verilecek mücadelede bu düstur geçerlidir. Yönetim ve rejim unsuru yabancıların eline geçti diye gemi ve yolcular (toprak, insan ve istiklal) değerini yitirmez. Unsur olma vasfının kaybetmezler. Yani bu takdirde devlet, başkalarının devleti olmaz, yolcuların “yönetimi gasbedilmiş” gemisi gibi olur. Bu durum ve şartlar içinde yolculara düşen gemilerinin gözleri gibi korumak ve fırsat bulduklarında gemiye zarar vermeden yönetimi ele geçirmek ve gasbedenleri işten uzaklaştırmaktır.