10.08.2018 18:26:27 426 Okunma

Küresel Isınma, Betonlaşma, Yeşil Kentleşme

Sıklıkla doğal felaketler yaşamaya başladık. Dünya gezegeninin değişik nedenlerle rejim değiştirdiği biliniyor. Ama bu kez küresel, bölgesel veya yöresel ölçeklerde bu gezegene yaptıklarımızın sonuçlarına katlanıyoruz. Olup biteni bir talihsizlik veya olağandışı gelişme olarak nitelememek gerekir. İnsanın doğaya karşı yaptığının cezasını doğa kendisi kesiyor.


 


İnsanın yaşadığı en büyük talihsizliklerden birisi, uygarlıklar değiştikçe doğal yaşamdan uzaklaşmasıdır. Uzun bir sürecin sonunda kendimizi evde yaşamaya mahkûm edilmiş kediler haline dönüştürdük. Dağlarda veya açık arazide yaşamaya alışmış olan hayvan türlerini yaptığımız gibi kendimizi binaların ve betonlaşmış kentlerin duvarları arasında hapsettik. Ancak günün bazı saatlerinde dışarıya çıkarılan ev köpekleri ya da ancak odada uçmasına izin verilen kafes kuşları haline dönüştürdük. Bunun adı, yabancılaşmadan başka ne olabilir ki… Üstün çabalarımız sonucunda kendimizi doğanın yabancıları haline dönüştürdük.


 


Yeşil kentleşme, bir ölçüde doğaya olan yabancılaşmamıza tepki olarak çıkıyor. Kentin duvarlarından kurtulup doğal yaşama geri dönemiyoruz. Hiç olmazsa, doğanın yeşilini kentin bazı alanlarında görüp yaşamak istiyoruz. Parklarda veya açık yeşil alanlarda… Bugün kentlerimizdeki sıkışıklığı ve açık alan yoksulluğunu dikkate aldığımızda, yeşil özlemini küçük ölçekte bile karşılayamadığımız anlaşılıyor.


 


Ama kentlerimizde yaşadığımız doğaya yabancılaşma süreci, bu ifade ettiklerimden ibaret değil. Bundan çok daha fazlasını yaşıyoruz. Örneğin günümüzde küresel ısınma başlığı altında yaşadığımız pek çok sorunun doğrudan yanlış kentleşme tercihlerimizle ilgisi var. Bir başka deyişle; yanlış arazi kullanım politikalarımız, kentlerde yaptığımız yanlışları birkaç katına yükseltiyor. Bugün açıklıkla biliyoruz ki; hatalı arazi kullanım yaklaşımları dünyanın termal dengesini (ısıl sistemi) bozuyor.


 


İlginç bir gözlemimi –muhtemelen siz de gözlemiş olabilirsiniz– sizinle paylaşmak isterim. Kentlerimize daha az yağış düşüyor. Kentte kar veya yağmur olarak yağış yokken, kentin hemen dışına çıktığınızda, buralarda toprağa düşmüş olan yağış miktarının kentin içinden farklı olduğunu gözlüyorsunuz. Yine kış aylarında kent içinde kar daha hızlı erirken, kırsalda toprak üzerinde daha uzun süre kalıyor. Bunun birincil nedeni, kentlerin ısıyı depolayan ısı havuzları haline dönüşmüş olması.


 


Bugünkü kentleşme anlayışı ile –ki, bunun bir anlayış mı yoksa başıbozukluk mu olduğu tartışılır– kentlerimiz birer ısı adası (ısı havuzu) haline dönüşüyor. Yapılan araştırmalar, kentlerdeki asfalt ve beton varlığının kent ile kır arasında 3 derece santigrad dolayında fark oluştuğunu gösteriyor. Daha fazla beton ve asfalt kullanarak kentin daha fazla ısınmasına, bir başka deyişle küresel ısınmaya katkı yapıyoruz.


 


Yanlış kentleşmenin küresel ısınma üzerindeki etkilerini azaltmak için ilk atmamız gereken adımlardan birisi, kentte daha fazla yeşil alan bulunmasını sağlamak. Diğer yandan kentin sokak ve caddelerinin düzenlenmesinde hava akımlarının kaybedilmemesine özen göstermek bir diğer önemli nokta olarak dikkat çekiyor. Yine; kentin sokak, cadde ve kaldırımlarını yaparken kentsel ve küresel ısınma sorununa çözüm olabilecek malzemeler kullanımına yönelmek gerekiyor. Kolaycı asfalt malzemeli kaldırım çözümlerinin nelere mal olduğunu ancak iş işten geçtikten sonra kavrayabiliyoruz.


 


Uzmanlık çalışmalarına bakıldığında; hatalı kentleşmenin küresel ısınma konusunda yaptığı olumsuzluklar hikâyenin hepsi değil. Konunun ayrıntılarına inildiğinde çok başka sorunlar da dikkatimizi çekiyor.


 


Doğanın durumu, iklim ve kullanılabilir kaynaklar konusunda yapılan senaryo çalışmaları pek ümit verici öngörüler ortaya koymuyor. Bugüne kadar bilim ve teknoloji, insanlığın karşılaştığı sorunlara çözüm bulmayı başardıysa da, bu kolaylığın azaldığı da bir başka gerçek. İnsanlığın sürdürülebilirliği konusunda daha uyanık ve bilinçli olmamız gerekiyor. Doğadan iyice uzaklaşmış bir yaşamın mutluluk vermediğini öğrenmeye başladık. Ama ‘cehaletten kaynaklanan dünya cehennemini’ henüz yeterince kavramadığımız anlaşılıyor.