2 Temmuz 2020 Perşembe 600 Okunma

Yaratıcılık Üzerine


 


Sözcükler, kavramların simgeleridir. Kavramlara, anlamlara veya değerlere işaret etmek için sözcükleri kullanırız. Ama bu sözcükler kavramların yerine geçmez. Sadece onları etiketler veya onlara işaret ederler. Diğer yandan çoğu zaman sözcüklere takılıp kavramlarla ilgili yanlışlar yaparız. Yaratıcılık da böyle… Yaratma sözcüğünü insan faaliyetlerine işaret etmek için yasaklayarak ona dinsel bir ayrıcalık kazandırılma gayreti de sözcükle kavramı karıştırma yanlışından başka bir şey değil.


 


İnsanın eylemleri, bedeniyle ve düşünsel beceriyle onun yapabildikleridir. En genel çerçevede baktığımızda; insanın eylemi, çeşitlilikleri olan bir doğayı değiştirme faaliyetidir. Eğer o an mevcut olanları kullanarak ve buna düşünsel gücünü eklemleyip var olanları dönüştürerek yeni bir şey yaparsa bunu yaratıcılık olarak isimlendiririz. Bu süreçte yoktan var edilen bir şey yoktur. Sadece mevcut olanın mevcut olmayana –bildiğimiz evrenin izin verdiği ölçüler içinde– dönüştürülmesi eylemi vardır. Bu nedenle yaratıcılık dendiğinde; bunu kolaycılıkla metafizik boyutlara taşımamak gerekir. İnsanın eylemi dışında ötesinde kalan yaratıcılık anlamlandırmaları ilahiyatın, metafiziğin veya mitolojinin işidir.


 


Bir insan faaliyet olarak yaratıcılık, yararlı olma ihtimali bulunan yeni fikirleri geliştirme, ifade etme ve uygulama sürecidir. Yaratıcılık sürecinde var olanlardan var olana bir dönüştürme yapılacağından günlük yaşamda kullanılandan farklı bir düşünce tarzı geliştirmek gerekir.


 


Bilindik, yerleşik ve sıradan düşünce yaklaşımlarından kurtulma işidir yaratıcılık…  Bu nedenle alışılmış ve sıradanlaşmış olanlarla ilgili sorular sormayı ve sorgulamayı gerektirir. Yaratıcılık sürecinde kullanılacak zihin faaliyetleri ezber bozacak türden olmak zorundadır: Önce “Neden?” diye başlayan doğru sorular ve ardından farklılık yaratan cevaplar…


 


Yaratıcılık olgusunun yaşadığı bir diğer sıkıntı, bu eylemin kişilere indirgenmiş olmasıdır. Pek çok insan, yaratıcılığın bireysel bir özellik olduğunu ve kolektif bir özelliğe sahip olmadığını düşünür.


 


Hiç kuşkusuz; bedensel ve zihinsel özellikleri açısından insanlar aynı değil. Bir şampiyon sporcu ile bir amatör arasında farklar olduğu gibi insanların zihinsel becerileri arasında da farklar var. Ama bu durum, yeni fikirlerin başkalarına ifade edilerek paylaşılabileceği, bu yollar geliştirilebileceği gerçeğini dışarıda bırakmaz.


 


Burada asla unutulmaması gereken nokta, insan faaliyetinin insanları katkılarıyla geliştiğidir. Tarih, bunun örnekleriyle doludur. Yaratıcı pek çok insanın fikri, başka insanların katılımı ile toplumsal iyi biçimine dönüştü. Yalnız fikirler –örneğin iş fikirleri– ise gene yalnızlık içinde kaybolup gittiler.


 


Bir geliştirmenin ya da uygulamanın sıklıkla hata bataklığına düştüğü nokta, işin karışık ve karmaşık bir şekilde sunulmasıdır. Yaşam çevremizi dikkatle incelediğinizde; pek çok cihazın kullanımının neden bu kadar ‘anlaşılmaz’ olduğunu kavramakta zorluk çekeriz. İnsan kendi ölçeğinde her ne yaratırsa yaratsın; aklından çıkarmaması gereken ilkelerden birincisi yalınlıktır.


 


Halen –büyüklüğü düşünüldüğünde– evren hakkında pek az bilgiye sahibiz. Çözmemiz gereken onlarca, binlerce somut sır var. Bu gerçek karmaşayı daha kolay kavramak için bakış açımızı, yaratı perspektifimizi basitleştirmek, sadeleştirmek ve en önemlisi yalınlaştırmak zorundayız. Aksi durumda toplumsal iyi ve insanlık yararı yerine sadece karışıklık ve karmaşa üretiriz.