Değerli Okuyucularım! 10-16 Mayıs tarihleri arası Özürlüler Haftası. Bu münasebetle bugünkü yazımda bu konuyu işlemeye çalışacağım.
Hz. Allah insanları birçok yönden birbirinden farklı olarak yaratmıştır. Bir imtihan vesilesi olarak da bazılarında bazı hastalıklar, fiziki kusurlar engeller bulunmaktadır. Yüce Allah Hucûrât, Sûresinin13. âyetinde şöyle buyurmaktadır: " Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilen ve onlardan hakkıyla haberdâr olandır."
Dünyanın her yerinde olduğu gibi, ülkemizde de, zihnî, rûhî ve bedenî yönden engelli ve özürlü insanlar bulunmaktadır. Bu kardeşlerimize karşı duyarlı olmak, gereken ilgi ve desteği göstermek insanî ve islâmî görevimizdir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), "Bakıma muhtaç kimselerin sorumluluğu bize aittir" [Buhârî, Ferâiz, 25] buyurarak ihtiyaç sahibi ve engelli kimselere toplum olarak sahip çıkılmasını istemiştir. Diğer bir hadislerinde ise, "Kim mü'min kardeşinin bir ihtiyacını karşılarsa Allah da onun bir ihtiyacını karşılar. Kim müslümanın bir sıkıntısını giderirse Allah da kıyamet gününde onun bir sıkıntısını giderir" buyurmuşlardır. [Buhârî, Mezalim, 3] Ayrıca kendileri de bizzat, hasta, engelli, özürlü ve muhtaç kimselere sahip çıkmış, onlara şefkat ve merhamet göstermiştir. Engelli kimselere yol göstermenin, görme engellilere rehberlik etmenin, işitme ve konuşma engellilerle anlayacakları şekilde iletişim kurmanın, ihtiyacı olanların ihtiyaçlarını karşılamanın Allah katında sadaka olduğunu bildirmiş, engelli ve özürlüleri toplumun tabii birer üyesi olarak kabul etmiştir. [Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 350; V, 154, 168-169]
Nice insan, doğuştan yahut sonradan elîm bir kaza veya hastalık sonucu felçli, ortopedik engelli, işitme ya da görme özürlü olabilmektedir. Kim bilir belki de hiç beklenmedik bir anda bizler de engelli ya da özürlü olabiliriz; -Allah korusun- gören gözümüz görmez, işiten kulağımız işitmez, tutan elimiz tutmaz, yürüyen ayağımız yürüyemez olabilir. Bu nedenle, bir yandan sağlığımızı korumak için gerekli tedbirleri alırken; diğer yandan da fert, aile, sivil toplum örgütleri ve kamu kuruluşları olarak engelli kardeşlerimize ve yavrularımıza karşı maddî ve manevî sorumluluklarımızın olduğunu unutmamalıyız
Engelli kimselere değer vermeli, söz ve davranışlarımızla onların gönüllerini almalı, huzur ve mutluluklarına vesile olmalıyız. Hayatlarını kolaylaştırıcı mahiyette her türlü maddî ve manevî tedbiri almalı, gerekli altyapı hizmetlerini sunmalıyız. Engelli çocukları olan ailelere karşı üzerimize düşen görevleri yapmalı, eğitim ve öğretim desteğinde bulunmalıyız. İmkânlarımızı zorlayarak, engelli kardeşlerimizden çalışabilecek durumda olanlarına iş imkânı sağlamalı; böylece onlara, çalışıp üretmenin ve helâlinden kazanmanın mutluluğunu tattırmalıyız.
Diğer yandan, hiçbir engelli kimseyi, "kör, sağır, dilsiz ve topal " gibi sıfatlarla nitelememeli, her türlü aşağılayıcı söz, fiil ve davranışlardan sakınmalı, şakayla da olsa onlarla alay etmemeliyiz. Sevgili Peygamberimiz bu konuda şu uyarıyı yapmaktadır: "Kardeşinin derdine sevinip gülme, sonra Allah ona merhamet eder de, seni onun sahip olduğu dertle müptela kılar" [ Tirmizî, Kıyame, 54, IV/6620]
Engelli kardeşlerimiz ve onları aileleri de bilmelidirler ki, misafirhane olan bu dünya, imtihan yeridir. İnsanlar, imtihan dünyasında iyi-kötü, acı-tatlı olaylarla karşılaşabilirler; sevindikleri anlar olduğu gibi üzüldükleri anlar da olur; bazen nimetlerle bazen de çeşitli sıkıntılarla denenirler. Bu sıkıntılar, kimi zaman insanların kendi ihmal veya kusurlarından, kimi zaman da hiçbir kusur ve ihmalleri olmadığı halde, sorumsuz ve kural tanımaz insanlardan kaynaklanabilir. Bu bakımdan,-hangi sebeple olursa olsun- engelli durumda olan kardeşlerimiz, maruz kaldıkları hastalık ve kayıplara sabretmeli; hiçbir zaman engelliliğin, kendileri için bir noksanlık veya kusur olduğu psikolojisine kapılmamalıdırlar. Çünkü Allah katında hiçbir insanın diğerinden iman, salih amel ve takva dışında bir üstünlüğü yoktur. Yüce Allah insanları dış görünüşlerine, mal, mülk, makam ve servetlerine göre değil; kalplerine, gönüllerine ve amellerine göre değerlendirir.[Müslim, Birr, 32]
Hatta Hz. Allah bazı kullarına cennette yüksek dereceler takdir eder. Fakat o kulların namaz-oruç vb. ibadetlerle oraya ulaşması mümkün değildir. Zira derece çok yüksektir. Onlara bir takım hastalıklar, sıkıntılar verir. Onlar da isyan etmeden sabreder. Sabırlarına karşılık cennetteki yüksek dereceye ulaşırlar. Engelli kardeşlerimiz ve aileleri bu durumu böyle değerlendirip sabrederlerse inşallah bu dünyada çektikleri sıkıntıların karşılığı olarak öbür âlemde başkalarının ibadetleriyle ulaşamadıkları mükâfatlara erişirler.
Yorumlar