Güvenli gıdaya erişim ile ilgili yaşanan sıkıntılara dikkat çeken Saadet Partisi Eskişehir Kadın Kolları Başkanı Nesrin Kuz, “Son yıllarda artan denetimsizlik, cezasızlık algısı ve haksız ekonomik kazanç hırsı, gıda sahtekârlığını basit bir hatadan çıkarmış, toplum sağlığına ve nesillerimizin geleceğine kasten zarar veren bir gıda cinayetine dönüştürmüştür” dedi.
Gıda hilesinin kasten işlenen bir gıda suçu olduğunu belirten Kuz, halkın gıda terörü karşı karşıya kaldığını söyledi.
Kuz, “İnsanlığın en temel, devredilemez haklarının başında "Gıdaya Erişim ve Güvenilir Gıda Hakkı" gelmektedir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere, her birey, kendisinin ve ailesinin sağlığını ve iyiliğini koruyacak yeterli bir yaşam standardına erişim hakkına sahiptir. Ancak ne yazık ki bugün ülkemizde tarladan sofraya uzanan gıda zincirinde halkımız ciddi bir "gıda terörü", denetimsizlik ve güvensizlik sarmalı ile karşı karşıyadır. Çocuklarımıza güvenle bir bardak süt içiremediğimiz, tenceremize ne koyduğumuzdan emin olamadığımız, helal ve temiz gıdaya ulaşmanın adeta bir lüks hâline geldiği karanlık bir dönemi yaşıyoruz. Gıda hilesi değil, kasten işlenen bir gıda suçudur. Son yıllarda artan denetimsizlik, cezasızlık algısı ve haksız ekonomik kazanç hırsı, gıda sahtekârlığını basit bir hatadan çıkarmış, toplum sağlığına ve nesillerimizin geleceğine kasten zarar veren bir gıda cinayetine dönüştürmüştür” diye konuştu.
''Yetersiz cezalar sahtekarları teşvik ediyor''
Hilesiz ürünler tüketmenin milletin en doğal hakkı olduğunun altını çizen Kuz, fahiş gıda enflasyonun da istikrarsız tarım politikalarının bir sonucu olduğuna vurgu yaptı.
Kuz, “Ülkemizde yapılan resmî tespitler, taklit ve tağşişin ulaştığı vahim boyutları net istatistiklerle gözler önüne sermektedir. Yapılan analizler sonucunda hileli gıdaların yüzde 38'ini süt ve süt ürünleri, yüzde 22'sini et ve et ürünleri, yüzde 12'sini sıvı yağlar, yüzde 11'ini gıda takviyeleri ve yüzde 10'unu bal oluşturmaktadır. Arzın kısıtlı, talebin fazla ve fiyatların fahiş olduğu temel besin maddelerinde vatandaşımız ne yediğini bilemez hâle getirilmiştir. Bal dediğimizde şifalı arı balı, süt ve et dediğimizde ise hilesiz ürünler tüketmek bu milletin en doğal hakkıdır. Zeytinyağına tohum yağlarının karıştırılması, et ürünlerine sakatat ve atıkların eklenmesi, süt ürünlerine nişasta ve jelatin katılması doğrudan halk sağlığına kastetmektir. Yanlış tarım politikaları ve sistemik zafiyetler. Türkiye'nin Küresel Gıda Güvencesi İndeksi'nde gerilemesi; gıda israfı, fahiş gıda enflasyonu, dışa bağımlılık ve istikrarsız tarım politikalarının kaçınılmaz bir sonucudur. Mevcut yasal çerçeve incelendiğinde, 5996 sayılı Kanun'un gıda güvenliği sorumluluğunu tamamen işletmenin vicdanına bıraktığı, sorumlu yönetici kavramını zayıflatarak meslek odalarını denetim sürecinden fiilen uzaklaştırdığı görülmektedir. Onaya tabi işletmelerin sürelerinin sürekli uzatılması, dürüst üreticimizin aleyhine haksız bir rekabet ortamı oluşturmakta; yetersiz idari cezalar ise sahtekârları caydırmak bir yana, adeta teşvik etmektedir” sözlerini kaydetti.
''Temel gıdaya erişim devlet güvencesine alınmalı''
Gıda güvenliğinin geçiştirilecek bir tüketici sorunu olmadığını aktaran Kuz, Denetim yetkisinin yalnızca kısıtlı bir bürokrasiye bırakılmaması gerektiğini belirtti.
Kuz, “Mutfaktaki yangını ve evlatlarının beslenmesindeki tehlikeyi en yakından hisseden kadınlar olarak yetkililere sesleniyoruz. Taklit ve tağşiş yapan firmalara uygulanan yetersiz para cezaları derhâl kaldırılmalı; hapis cezası, ticaretten men ve tesis kapatma dâhil radikal adli yaptırımlar getirilerek hile yapmak ekonomik bir seçenek olmaktan çıkarılmalıdır. Küçük çiftçilerimiz, topraksız köylülerimiz ve özellikle tarımda alın teri döken kadınlarımız; sebzecilik, meyvecilik ve hayvancılık alanlarında doğrudan desteklenerek yerel üretimin önü açılmalıdır. Denetim yetkisi yalnızca kısıtlı bir bürokrasiye bırakılmamalı; ziraat, gıda ve veteriner hekimleri odaları gibi ilgili meslek kuruluşları denetim mekanizmalarına derhâl dâhil edilmelidir. Yüksek gıda enflasyonu karşısında ezilen dar gelirli ailelerimiz ve özellikle çocuklarımız için temel gıda maddelerine erişim, sosyal devlet ilkesi çerçevesinde devlet güvencesine alınmalıdır. Gıda güvenliği, geçiştirilecek bir tüketici sorunu değil, doğrudan bir millî güvenlik ve nesil emniyeti meselesidir. Saadet Partisi Kadın Kolları olarak evlatlarımızın kursağına giren her bir lokmanın helal, temiz ve sağlıklı olması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.





