Hasan Burgaz’ı yazmak istedim bu hafta…
AK Parti Medya Tanıtım Başkanı…
Genel bir değerlendirme yapmak geldi içimden… 
Benim tarzımı yazılarımda herkes çözmüştür.
Ucu açık konuşmam, sözlerimi havada bırakmam, bir eleştiri yapacağım ya da bir konu ve veya projeyi takdir edeceğim zaman “direk” hedefe yönelir, okuyucunun kafasında soru işareti bırakacak cümlelerden kaçınırım.
Okuyucunun hakkına girmem kardeşim, onlara zulüm yapmam,  “Ya bu kime demek istedi şimdi, kimi bombaladı” şeklinde zihinlere eziyet etmem.
Çünkü öyle köşe yazıları var ki  “rahatsız” oluyorum.
Kaçındım bundan hep…
Bu haftaki köşe yazımda bu nedenlerden dolayı direk “hedefe” yönelik…
Çok çok önceden yazmayı planladığım bir konuydu aslında…
Bu güne kısmet oldu.
Bence iki kelam edilecek kadar köşe yazısı değeri var.
Neden mi?
Yoldan geçen üç kişiye “Özgeyle medya tanıtım başkanı Hasan’ın arası nasıldır” diye sorsanız üçü de şaşmaz “”Kötü” der…
Hatta bazısı “Çok kötü” der…
Hatta bazısı: “Çok çok kötü” der...
Sıfatlar abartılarak büyütülebilir.
Haklılar mı?
Elbette…
Sosyal medya hayatımıza girdiğinden, hatta yaşamların sosyal medyaya taşındığı günden beri ilişkileri bile bu baz da ele alır olduk.
Gözlemlerimizi sosyal medyadaki durumlarına göre yapar olduk.
Birisi birisini sosyal medyadan övünce arası çok iyi, eleştirince arası limoni etiketini yapıştırdık.
Eee bende Hasan Burgaz’a zaman zaman eleştiri yöneltince bende o kervana katıldım,  kendimi buna inandırdım, “Özge kendine gel, senin onunla aran kötü” falan gibi ön yargı oluşturarak baskı yaptığım olmadı değil… 
Hatta paylaşımlarıma beğeni falan gönderince “Aha, bu bana neden beğeni attı ki, benim bunla aram kötü değil miydi” falan diye söylendiğim de oldu.
Sonra silkelendim arkadaşlar, kendine gel Özge, bu sen değilsin dedim ve bu yazıyı yazarak bu yükümden kurtulmak istedim bir nevi…
 Benim “muhalif” yönüm artık aşikâr…
Herkes tarafından bilinir, belirgindir.
Bunda benim de payım var.
Kendimi saklama gereği hiç duymadım.
Ancak şunu da açıklama gereği hissettim.
Ben muhalifim diye başkalarını siyasi görüşlerinden dolayı bir kalıba sokmadım.
O benim gibi düşünmüyor diye onunla ilişkilerime çeki düzen vermeliyim yanılgısına düşmedim.
 “Siyasi görüş” hiç ayırmadım.
Sosyal medyada böyle bir algı oluşunca diyorum ya bunda benim de payım var bu cümlelerle kendimi ifade etmek istedim.
Bu yazıyı okuyunca belki o da şaşıracak ama benim Hasan Burgazla aram iyi arkadaşlar…
Onu fark ettim.
Kişisel herhangi bir sorunum yok hatta kendimi kasmadan konuştuğum nadir insanlardan…
Ancak onda şunu gözlemledim.
Medya tanıtım başkanlığı görevini yürüten Hasan Burgaz birkaç gazetecinin arasına sıkışıp kaldı.
Bu sıkışmışlığın da kendisine zaman zaman zarar verdiğini görüyorum.
Çünkü bu sıkışmışlık diğer gazetecilerle arasına “mesafe” koydu.
Kendisini “gerçek” anlamda ifade edemedi bu sebeplerle belki de…
Daha “uzak” kaldı.
Daha “resmi” kaldı.
Daha “sosyal medyada” kaldı.
Bir kısım gazeteci çekindi iletişim kurarken…
Bakın bunu muhalif kimliğiyle mimlenen ben söylüyorum.
Aslında iletişimi güzel ama iletişim aşaması zor bir insan Hasan Burgaz…
Özündeki samimiyete inanıyorum…
Hissediyorum.
Ben “hisleriyle” yaşayan bir insanım arkadaş.
Hasan Burgaz “hümanist” bir insan…
Hasan Burgaz “mizahı seven” bir insan…
Hasan Burgaz “cana yakın” bir insan…
Bunları onu çok tanıdığım için söylemiyorum, ben de bıraktığı izlenimlere dayanarak yazıyorum.
Ancak diyorum  ya işin sırrı o yolları yürümekten, aşmaktan geçiyor.
İletişim yollarını diyorum.
Tümsekleri geçebilmeniz önemli… 
Bu tatlı bir eleştiri olsun.