Son birkaç gündür hepimizin morali bozuk, yüreği paramparça. Ebeveynler korku içinde, veliler endişeli. Halk olarak biz de geleceğimizin teminatı olan yavrularımızın yarınlarına korkudan büyümüş gözlerle ve biraz da umutları kırılmış olarak bakıyoruz.

Bu hafta çok kötü bir haftaydı. Birkaç gün önce maalesef art arda iki farklı okul saldırısı meydana geldi ülkemizde. İlki 14 Nisan’da meydana gelen Şanlıurfa Saldırısı. Siverek ilçesi, Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleşen olayda 19 yaşında okulun eski bir öğrencisi olan Ö.K, pompalı tüfekle okula girerek etrafa ateş açtı. Çok şükür can kaybı yaşanmadı ancak 16 kişi yaralandı. Saldırgan ise polis müdahalesi sırasında intihar ederek yaşamına son verdi.

Hemen ardından ertesi gün 15 Nisan’da ise Kahramanmaraş Saldırısı gerçekleşti. En ağır kayıpların yaşandığı olayda bu kez yer, Onikişubat ilçesi, Ayser Çalık Ortaokulu’ydu. 14 yaşındaki 8. sınıf öğrencisi İ.A.M, polis babasına ait ruhsatlı silahlarla okula gelerek ateş açtı. Maalesef aralarında Ayla Kara öğretmenin ve 8 öğrencinin de bulunduğu 9 kişi hayatını kaybetti, 13 kişi ise yaralandı. İçlerinde durumu ağır olanlar var. Saldırgan ise olay yerinde intihar etti. Saldırganın emniyet mensubu olan babası ise silahların muhafazasıyla ilgili ihmal şüphesiyle tutuklandı.

Sonuç olarak bir sürü ölü ve yaralı var. Bunlar bir rakamdan ibaret değil hepsi birer can. Hepsi birer ananın evladı. Öfke dolu ebeveynler, gözü yaşlı bekleyişte olan aileler ve bu kahreden acı olayla ocağı sönen insanlar…

Günlerdir ben de pek çoğunuz gibi sadece bu konuyu dinliyorum televizyonda. Tek gündemimiz bu. Çünkü en değerli hazinemiz çocuklarımız… Onların geleceğini güzel hazırlamak, güvenliklerini ve huzurlarını sağlamak da önce biz eveveynlerin görevi. Çocuklarımız tabiki önce Allah’a sonra da biz ailelerine, öğretmenlerine, devletlerine emanet… Çünkü bu çocuklar herhangi bir yere gitmiyorlar ki sınır koyup yasaklayasın, okula gidiyorlar. Yani belki de en güvenli olması gereken yere… Ama okul bile güvenli değilse, artık hiçbir ana baba hiçbir yere güvenemeyecek ve evladı bir yere gittiğinde diken üstünde olacak.

O kadar çok suçlu var ki aslında şöyle bir enine boyuna düşünürseniz. Şimdi ben burada kim suçlu kim değil tartışmasına girmek istemiyorum. Söylenecek, isyan edilecek o kadar çok şey var ki aslında ama onlar bu yazının konusu değil.

İçimiz kan ağlıyor. Psikolojimiz çok bozuldu. Çünkü durum gerçekten vahim ve bir anda sihirli bir değnek değdirip, hop diye düzelecek bir konu değil.

Bu olaylardan sonra günlerdir Türkiye genelinde geniş çaplı protestolar düzenleniyor, okullardaki güvenlik önlemleri tekrar tartışmaya açıldı. Tv de tartışma programlarında uzmanlar konuşup, birtakım değerlendirmeler yapıyorlar. Ama şu da bir gerçek ki giden canlar geriye gelmeyecek, gözü yaşlı, yas tutan aileler bir daha evlatlarına sarılamayacak. Umarım bundan sonra başka canlar yanmaz, başka çocuklar ölmez ve bu son olur.

En büyük iş her zaman önce ailelere düşüyor. Heba olmasın yavrularımız. Kayıp bir gençlik yetiştirmeyelim. Sonradan dizimizi döven olmayalım. Başımız sağolsun… Allah rahmet eylesin. Mekanları cennet olsun. Rabbim melek yavrularımızın ve fedakar öğretmenimizin ailelerine sabırlar versin.