İktidar mı, İtibar mı?

Birbirine çok benzeyen iki kelime…

Ancak, devlet yönetiminde, siyasette, belediyecilikte aralarındaki mesafe bazen bir ömür kadar uzun oluyor.

İtibar ve İktidar…

Siyasetçiler ve devleti yönetenleri bu bakımdan ikiye ayırabiliriz…

İktidarda kalmak isteyenler…

İtibarlı kalmak isteyenler…

İktidar; makamla gelir. İtibar ise davranışla…

İktidar seçimle kazanılır. İtibar ise yıllar içinde birikir.

Ve en önemlisi…

İktidar bazen bir gecede gidebilir.

Son dönemde Türkiye’nin birçok belediyesinde ve diğer kurumlarda peş peşe gelen operasyonlar haberlerini okuyoruz…

Dosyaların içeriği ayrı…

Yargı süreçleri ayrı…

Siyasi tartışmalar ayrı…

Ama toplumun zihninde oluşan ortak bir soru var:

-Bu kadar büyük bütçeler yönetilirken denetim neden zayıfladı?

Belediye özelinde bakarsak görevleri artık sadece yol yapan, çöp toplayan kurumlar değil.

Devasa ekonomik yapılara dönüştüler.

İhale sistemleri, İmar düzenlemeleri, reklam bütçeleri, şirket iştirakleri…

Bazı belediyelerin yönettiği ekonomik hacim artık birçok sanayi kuruluşunun çok üzerinde! Durum böyle olunca belediye başkanlığı da sadece siyasi makam olmaktan çıktı. Büyük bir güç alanına dönüştü.

Sorunumuz ya da sorumuz buradadır.

Bazıları o koltuğu hizmet makamı olarak görüyor. Bazıları ise güç merkezi olarak! Bir süre sonra etraf kalabalıklaşıyor.

Müteahhitler…

Aracılar…

“Başkanım hallederiz” diyenler…

Ve sonra kurumların koridorlarında şu cümle dolaşmaya başlıyor:

-Nasıl olsa kimse dokunamaz!

Oysa tarih bunun tam tersini söylüyor. Bugün Türkiye’de hakkında soruşturma açılan kurumlara baktığınızda ortak bir tablo görüyoruz…

Şeffaflık kaybolduğu anda güven de kayboluyor. Güven gidince itibardan eser kalmıyor. Çünkü vatandaş artık sadece yapılan parkı, yolu, asfaltı değerlendirmiyor. Paranın nasıl harcandığına da bakıyor. İhalenin kime verildiğini de sorguluyor. Yakın çevre ilişkilerini de izliyor.

Eskiden siyaset sadece sonuç üzerinden okunurdu. Bugün süreçler de inceleniyor. Toplum değişti. Sosyal medya değişti. Bilgi akışı değişti.

Artık hiçbir şey kurumların duvarlarının içinde kalmıyor.

Bazı siyasetçiler hâlâ iktidarı korumanın yeterli olduğunu düşünüyor. Oysa toplum artık başka bir şey arıyor:

Temiz yönetim…

Mütevazılık…

Hesap verebilirlik…

“Güçlü olmak” ile “güvenilir olmak” aynı şey değil.

Bugün geriye dönüp baktığımızda halkın hafızasında yer eden isimlerin çoğu, uzun süre koltukta kalanlar değil…

Güven bırakanlar.

Çünkü iktidarın ömrünü seçim belirler.

İtibarın ömrünü ise vicdan…

Ve siyasette en zor şey seçim kazanmak değildir. Koltuktan kalktıktan sonra da insanların gözünün içine bakabilmektir.

Panik yapmayın

Stephen King, bir olayın ciddi olup olmadığını durumu son derece basit bir cümleyle özetliyor:

-Size dünyanın sonu geldi diyorlarsa, mısır gevreği satmak istiyorlardır. Panik yapmayın diyorlarsa, iş ciddidir.