İtikâf; luğatta, hapsetmek, menetmek, alıkoymak, bir şeye yönelmek, bir işe devamlı ve sımsıkı bağlanmak manalarına gelir. Dinimizde İtikâf; Erkeklerin, beş vakit cemaatle namaz kılınan mescidde, hanımların ise, evinin mescid haline getirdiği bir yerinde itikâf niyetiyle durmasıdır.
İtikâfın yapılması Kur'ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde bildirilmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Medine'ye hicretlerinden irtihallerine kadar hiç terk etmeden her sene Ramazan-ı Şerif ayının son on gününde itikâf yapmışlardır.
Meali: Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: "Hz. Peygamber (s.a.v.) her ramazanda on gün itikâfa girerdi. Vefat ettiği yılda ise yirmi gün itikâfa girdi." (Kütüb-ü Sitte,1/262)
Hz. Aişe (r. Anhâ) anlatıyor: Rasülüllah (s.a.v.) vefat edinceye kadar Ramazanın son on gününde itikâfa girer ve derdi ki: "Kadir gecesini Ramazanınson onunda arayın." Rasülüllah'tan sonra, zevceleri de itikâfa girdiler." (Kütüb-ü Site,1/258)
Ramazanın son on gününde itikâf, kifâye olarak sünnet-i müekkededir. Cemaatten biri itikâfa girince bu vazife diğerlerinden düşmüş olur. İtikâfa özellikle ramazan ayının son on gününde girilmesi, Kadir gecesini de ihya etme fırsatı vereceği için ayrı bir önem taşır.
İbn-i Abbas (r.anhüma) anlatıyor: "Rasülüllah (s.a.v.) mu'tekif hakkında "O, günahları hapseder ve bütün hayırları işlemiş gibi ona hayırlar kazandırır" buyurdular. (Kütüb-ü Sitte,17/175)
İhlâsla yapılan bir itikâf, amellerin en şereflilerindendir. Çünkü, itikâfta kalbi dünya işlerinden tamamen boşaltıp kendisini Mevlâ'ya teslim etmek ve Allahü Teâlâ'nın evinde devamlı şekilde ona ibadet etmek vardır. İhlâsla itikâf yapan mümin, bir süre dünya işlerinden ayrılarak Allah'a yönelir. Düşmanı olan şeytanın şerrinden en sağlam kaleye sığınmış, Allah'ın evi olan mescide, onun sonsuz rahmetine, feyiz ve yardım kapısına iltica etmiş olur. Bu durumda olan bir mümin, Allah'ın evinde onun misafiridir. Ev sahibine layık olan da misafirine ikramda bulunmaktır.
İslam büyüklerinden Atâ (rh.) demiştir ki: "İtikâf yapan, ihtiyacından dolayı büyük bir zatın kapısında oturup, "dileğimi elde etmedikçe buradan ayrılıp gitmem" diye yalvaran bir kimseye benzer ki, Allah'ın bir mabedine sokulmuş, "beni af etmedikçe buradan ayrılıp gitmem" demektedir."
Bir müminin her gün azalmakta olan hayat günlerinden istifade ederek böyle mukaddes bir yerde bir müddet ezelî ve ebedî yaratıcısına olanca varlığıyla yönelip saf bir kalp ve temiz bir dille ibadet ve itaatte bulunması, manevi bir zevke dalması ne büyük bir nimettir.
İtikâf yapan kimse, bütün vakitlerini ibadet ve namaza ayırmış demektir. Çünkü fiilî olarak namaz kılmadığı vakitlerde de mescid içinde namaza hazır bir haldedir. Bu bekleyiş ise namaz hükmündedir.
Netice olarak; İtikâf sayesinde insanın maneviyatı yükselir, kalbi nurlanır, simasında kulluk nişaneleri parlar, ilahi feyizlere mazhar olur. Ne mübarek, ne güzel bir hayat ânı!..
Yorumlar