Bu kaçıncı “hoş bulduk” yazısı, inanın bilmiyorum.
Eskişehir medyası denilen o küçük ama dalgası hiç eksik olmayan denizde, kendimi zaman zaman bir kepçe gibi hissediyorum. Bir yerden bir yere... Gittiğim yerlerde ne kadar iz bırakıyorum, onu bilmiyorum. Fakat her ayrılıkta bir parçamı geride bıraktığımdan şüphem yok.
Şimdi İstikbal Gazetesi’nden yeniden “merhaba” diyorum.
Umarım bu yeni başlangıç İstikbal açısından, gazetecilik açısından ve benim açımdan hayırlı, verimli, mümkünse biraz da huzursuz edici olur. “Huzursuz edici” kısmına geleceğim.
Fakat yeni bir yere “hoş bulduk” demeden önce, ayrıldığım yere bir “hoşça kal” borcum olduğunu düşünüyorum.
EHA’dan ayrıldım.
Eskişehir’in ilk ve tek sendikalı medya kuruluşundan...
Bu kısmın altını özellikle çizmek gerekiyor. Çünkü yerel medyada sendikalı olmak, bugün sıradan bir özlük meselesi değil. Gazetecinin yaptığı işe, emeğine ve mesleki bağımsızlığına ilişkin bir mesele. Gazeteciliğin sadece patronun iyi niyetine bırakılamayacağını kabul etmek demek biraz da…
İyi patron kıymetlidir elbette. Ama gazetecinin hakkının güvencesi iyi patron olmamalı.
Bu nedenle EHA’nın sendikalı bir kurum haline gelmesini, orada geçirdiğim dönemin en kıymetli işlerinden biri sayıyorum. Eskişehir yerel medyasında bunun küçük görülmemesi, hatta mümkünse istisna olmaktan çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. EHA’dan ayrılmış olabilirim; fakat sendikalı gazetecilik konusunda orada atılan adımın arkasındayım.
Ayrılıklara gelince...
İlle de kavgalı, gürültülü, kapı çarpmalı olmaları gerektiğine dair tuhaf bir alışkanlığımız var. Hele gazetecilikte. Bir yerden ayrılıyorsanız mutlaka arkasında bir kriz, bir anlaşmazlık, bir “iplerin kopması” aranıyor.
Bazen iplerin gerçekten kopması gerekir ama kavga edildiği için değil.
Ben EHA’da artık gidebileceğim yolun sonuna geldiğimi düşündüm. Kendi adıma yapılabilecekleri yaptığımı, verebileceğimi verdiğimi hissettim. Daha önemlisi, EHA’nın kurumsal olarak ilerleyebilmesi için bir noktadan sonra bana bağlı olan iplerini de koparması gerektiğine inandım.
Çünkü kurumların da insanlar gibi alışkanlıkları var. Bir süre sonra birbirimize fazla alışıyoruz. Kimin ne söyleyeceğini, neye itiraz edeceğini, hangi habere nasıl bakacağını önceden biliyoruz.
Bu rahatlık güzel şey.
Ama biraz tehlikeli de.
Adına “kurumsal körleşme” deniyor. Her gün aynı masaya aynı taraftan oturunca, masanın öteki tarafında ne olduğunu unutmaya başlıyorsunuz. Gazetecilik açısından daha da tehlikelisi, bir süre sonra birbirimizi şaşırtmamaya başlıyoruz.
Yusuf Melih Turan’ın hakkını burada ayrıca teslim etmek gerekir.
Şimdiye kadar birlikte çalıştığım en nazik, en beyefendi, gazeteciliğe gerçekten katkı sunmaya çalışan patronlardan biriydi. Üstelik bir medya kuruluşunda sendikanın varlığını tehdit olarak değil, çalışanların hakkı olarak görebilmenin de yerel medya açısından küçümsenmeyecek bir tarafı var. Bunları EHA'da yazsaydım patronu övmüş olurdum. Şimdi gazete patronu bir arkadaşımı övmenin rahatlığı içindeyim.
Fakat işin tuhaflığı da burada başlıyor zaten.
Fazlasıyla olumlu bir ortam gazeteciliğin düşmanı olabilir.
Çünkü gazetecilik biraz da rahatsız olma işidir.
Mesleğin tabiatında küçük de olsa bir huysuzluk vardır ya da olmalıdır.
Gazeteci, “Her şey yolunda” cümlesinden biraz şüphelenmeli. Çünkü gerçekten her şey yolundaysa ona pek ihtiyaç kalmaz zaten.
Benim gazetecilikten bugüne kadar anladığım biraz böyle oldu: Sorun yoksa da bir sorun vardır.
Şimdi o sorunun peşinden İstikbal’de yürümeye devam edeceğim.
Bakalım bu defa yol bizi nereye çıkaracak.
Son bir buçuk yılda birlikte yol yürüdüğüm çalışma arkadaşlarım Soner’e, Buse’ye, Yankı’ya, Alperen’e, Yusuf’a, Emre’ye, Hüseyin’e, İrfan’a binlerce kez teşekkür ediyorum. Yine omuz omuza olduğumuzu biliyorum.
Şimdi İstikbal…
Eskişehir basınının iki amiral gemisinden birinde yeniden kürek çekmenin heyecanı var üzerimde. Kolay değil; yılların gazetesi, yılların biriktirdiği hatıra, sorumluluk ve yük...
Yiğit yüzüne karşı övülmez derler.
O yüzden ne patronu öveyim ne de daha ilk günden çalışma arkadaşlarımı methiyelere boğayım. Nasıl olsa gazetecilik uzun bir yol; kimin ne olduğunu yol gösterir.
Şimdilik patronundan çalışma arkadaşlarıma kadar herkese tek bir sözüm var:
Hoş bulduk.