Değer ve anlamın derinliklerine doğru

Yaşam, bize sunulan yegâne ve en büyük hazinedir. Ancak bu hazinenin niteliği ve çevremize kattığı değer, doğrudan bizim kendi içsel donanımımızla şekillenir. Kendi gelişimimize yaptığımız her yatırım, aslında yaşamın bütününe yapılan bir katkıdır; çünkü biz kendimizi geliştirmediğimiz sürece, çevremiz için yapabileceklerimiz de kaçınılmaz olarak kısıtlı kalacaktır.

Bir insanın yaşam çevresine olumlu etkiler bırakabilmesi ve geliştirici dokunuşlarda bulunabilmesi için öncelikle kendisinin çok yönlü bir birikime sahip olması gerekir. Sevdiklerimize verdiğimiz değer ve hayata yüklediğimiz anlam aslında tamamen bizim içimizden doğarak yaşama yayılır. Bu değerin kalitesini artırmak ise ancak kendimizi daha deneyimli, birikimli ve nitelikli bir bireye dönüştürmemizle mümkündür. Biz daha iyi bir versiyonumuza dönüştükçe; yaşamımız, çevremiz ve hatta tüm insanlık için yaptıklarımızın daha kaliteli hale gelme ihtimali de o oranda artar.

İnsan zihninin en büyük yanılgılarından biri, sürekli bir sonraki anı bekleyerek şimdi’yifeda etmesidir. Zamanla yarışmak anlamsızdır; çünkü zamanın ömrü her zaman bizimkinden daha uzundur. Buna rağmen çoğumuz, sanki bir tahliyeyi beklermişçesine günü kurtarmaya çalışarak yaşıyoruz. “Yarın olsa, şu bitse” gibi beklentilerle yaşamı parmaklarımızın arasından akan kum taneleri gibi yok ediyoruz. Oysa yaşamın güzel olması için eksiksiz ya da kusursuz olması gerekmez. Hayatın değeri, kaç yaşında olduğumuzla değil, o yılları nasıl yaşadığımızla ölçülür.

Yaşamı bir bisiklete benzeten bir siyaset adamının da ifade ettiği gibi, dengede kalmak ve düşmemek için sürekli pedal çevirmek zorundayız. Pedal çevirmek, yaşam yolculuğunda doğrular kadar yanlışların da yapılabileceğini baştan kabul etmek demektir. Başarı ve başarısızlık insana dairdir ve yaşamın lezzeti bu iki zıt kutbun birleşiminden oluşur.

Atalet içinde, hiçbir üretim yapmadan geçirilen içi boş bir ömürdense, hatalarla dolu ama yaşanmış bir hayat çok daha değerlidir. Çünkü yaşam; komediden trajediye kadar her türlü duyguyu barındıran, yanlışlardan ve başarısızlıklardan ders çıkarmamızı sağlayan, insana her an yeni bir şeyler öğreten devasa bir kitap gibidir.

Yaşam kalitesini sadece zamanın uzunluğuna bağlamak büyük bir hatadır; zira iyi bir yaşam, her zaman uzun bir yaşamla eşdeğer değildir. Her yaşam aslında sonsuz bir gizemle çevrilidir ve biz bu gizemin ruhunu yakalayabildiğimizde gerçek farkındalığa ulaşırız. Yaşamın asıl anlamı, uzak bir gelecekte değil, tam olarak içinde bulunduğumuz an’dadır.

Ne yazık ki, yaşamı anlamlandıran asıl gücün kendimiz olduğunu çoğu zaman çok geç fark ediyoruz. Tıpkı bir sınavın stresinden kurtulmak için zamanın hızla geçmesini dilemek gibi, aslında şimdileri kaçırıyoruz. Oysa her an, kendi içinde bir anlam sonsuzluğu taşır. Bir anı kaçırmak, o sonsuzluğu yitirmek demektir. Zamanı yapay bir şekilde hızlandırmaya çalışmak yerine, her anı kendi sevinci ve keyfiyle yaşamayı öğrenmeliyiz. Unutmamalıyız ki ne zamanı biriktirebiliriz ne de giden bir saniyeyi geri getirebiliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gürcan Banger Arşivi