Ali Baş - Eskişehir Notları
Gazeteciye pusunun bahanesi çok olur!
Gazeteci Hakkı Sağlam, Sakarya Gazetesi’nden çıktı. Arabasına bindi ES TV’ye geldi. 2 saate yakın canlı yayında kaldı…
Program bitti arkadaşları ile vedalaştı, arabasına bindi evin yolunu tuttu.
Dikiz aynasına baktı! Bir motosiklet sürekli arkasındaydı!
Önce tesadüf olduğuna inandı. Çevre yoluna çıkmak üzere durduğu sırada, motosiklet arkadan çarptı.
Artık bilerek yapıldığına emindi!
Otomobilinden indi, kask takan ve yüzleri gözükmeyen iki kişi ile karşı karşıya geldi. Birisi hiçbir şey söylemeden Sağlam’a yumruk attı!
Sağlam yüksek sesle bağırdı:
-Sizi kim gönderdi!
Ardından polisi aramak için cep telefonunu çıkardı. Bunun üzerine saldırganlar hızla olay yerinden kaçtı.
…/…
Gazeteci dostum Hakkı Sağlam’ı 40 yıldır tanırım. Yıllarca birlikte görev yaptık. Nereye gittiği nereden geldiği bellidir. Arasanız istediğiniz zaman bulursunuz! Ulaşmak kolaydır.
Şimdiye kadar birkaç kez saldırıya uğradı! Hepsinin nedeni de “iyi gazeteciliktir”
Saldırı yöntemi de hep aynıdır…
-Pusu!
Yazdıkları kimi zaman birilerini fena şekilde rahatsız eder!
Gazetecilere yönelik bu tür saldırıları yapanlar yakalanınca genelde benzer cümleler kullanırlar…
-Bize yan baktı!
-Husumetimiz vardı!
-Trafikte tartışmıştık!
Bahaneler çoktur!
Ama gerçeği gazeteci bilmektedir! Arkasında “sinsi” bir güç vardır! Kendince bir uyarıda bulunmuştur!
Failler er geç yakalanıp yargı önüne çıkarılacaktır. Ama işte o “sinsi” güç, perde arkasında kalmaya devam edecek.
Dostumuz, meslektaşımız Hakkı Sağlam’a bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Faillerin ve varsa azmettirenlerin bir an önce yargı karşısına çıkarılmasını diliyoruz.
Gazetecinin Güvenliği!
Basın mensuplarına yönelik her türlü saldırı, yalnızca bireysel bir suç teşkil etmemekte, aynı zamanda Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleriyle güvence altına alınmış ifade ve basın özgürlüğüne doğrudan yönelmiş bir tehdit oluşturuyor…
Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ilgili uluslararası metinler de, devletlere gazetecilerin can güvenliğini ve mesleki faaliyetlerini koruma yükümlülüğü getiriyor.
Son dönemde gazetecilere yönelik saldırıların ve baskıların artması, bu yükümlülüklerin etkin biçimde yerine getirilip getirilmediği sorusunu gündeme getiriyor. Fiziki şiddet, tehdit ve yıldırma girişimleri, kamuoyunun doğru ve eksiksiz bilgiye ulaşma hakkını zedelemekte, demokratik denetim mekanizmalarını işlevsizleştiriyor.
Gazetecilerin güvenliğinin sağlanması, bir ayrıcalık değil, hukukun ve demokrasinin zorunlu bir gereğidir. Basın özgürlüğünün fiilen korunmadığı bir ortamda, toplumsal barıştan ve sağlıklı bir demokratik işleyişten söz etmek ne yazık ki mümkün değil!
