Gençlerin anne baba olmaya zorlamanın ruhsal bir yüke dönüşebileceğini söyleyen Eskişehir Bilecik Tabip Odası Başkanı Dr. Nazan Aksaray, önemli olanın sağlıklı bireyler ve sağlıklı bir toplum yaratmak olduğunu belirtti.
Eskişehir Bilecik Tabip Odası (EBTO) Başkanı Dr. Nazan Aksaray, İstikbal Gazetesi’nden Meltem Karakaş’ın sorularını yanıtladı. TÜİK’in açıkladığı 2025 Doğum İstatistikleri’ne göre Eskişehir doğurganlık hızı en düşük iller arasında. Verilere göre Türkiye ortalaması 1,42 iken Eskişehir’de bu oran 1.11. Doğurganlık oranlarının düşmesi nedeniyle Türkiye’de hayata geçirilen düzenlemeler hakkında konuşan Aksaray, sosyal devlet anlayışının neredeyse bittiğini ve bunun insanlar üzerinde güvensizlik hissine neden olduğunu ifade etti. Asıl hedefin doğurganlık oranlarını yükseltmek olmaması gerektiğinin altını çizen Aksaray, önemli olanın sağlıklı bireyler ve sağlıklı bir toplum yaratmak olduğunu belirtti.
“SAĞLIK BAKANLIĞI NEGATİF BİR TUTUM TAKINIYOR”
Siyasetçilerin kadın bedeni ve doğurganlık oranları üzerine kullandığı ifadelerin sağlık alanındaki uygulamaları etkilediğini söyleyen Aksaray, “Gebelik önleme metotları neredeyse bir zorlamayla engellenir durumda. Gereçler aile sağlığı merkezlerine yeterince ulaştırılmıyor. Sürekli negatif bir tutum takınıyor Sağlık Bakanlığı. Bu çok tehlikeli bir şey” dedi.
Son yıllarda Türkiye’de doğurganlık hızı düşmeye başladı. Doğurganlık hızının düşme sebepleri nedir sizce?
Demografik kış diyorlar buna. Nedenlerini rasyonel olarak ortaya koyup bu nedenler üzerine de akılcı çözümler oluşturmak lazım. Sadece Türkiye’nin sorunu değil dünyada da doğurganlık oranı düşüyor. Sadece zengin ülkelerde de değil, ekonomik olarak sıkıntıda olan ülkelerde de düşüyor. Bunun hem tüm dünyayı ilgilendiren temel nedenleri var hem de özel olarak ülkemizin özel nedenleri var.
“KAPİTALİST SİSTEM İNSANI DEĞİL PARAYI ÖNCELİYOR”
Doğurganlık oranının düşmesine yönelik aslında hekim olarak, bir hastalığın belirtisi diyebilirim. O hastalık da nedir? Kapitalist sistem. Kapitalist sistem insanı değil parayı önceliyor. İnsan eğer varsa o da para kazanmak için var. Bu sistem daha doğduğu andan itibaren insanları daha çok çalışmaya, daha çok başarılı olmaya, performansı yüksek olmaya yönlendiriyor. Böyle korkunç bir şeyin içinde dünya kıvranıyor. Bu temel kök nedenin getirdiği yan sonuçlar da oluyor. Daha yalnızlaşan insanlar oluyor. Türkiye’de de gelecek kaygısı yüksek, evlilik yaşının ileri yaşlara taşınması hatta hiç evlenmeme, ki sadece doğurganlık hızı değil evlilik oranları da düşüyor. Tüm dünyada ortak sorunlar bunlar.
“DOĞURGANLIK ORANLARI HALK SAĞLIĞI SORUNU”
Ülkemizde gerçekten önemli bir sosyal devlet yıkımı söz konusu. Eğitimin, sağlığın neredeyse tüm hakların kişilerin kendi bireysel ekonomik koşullarına terk edildiği bir sistemin içindeyiz. Sadece ekonomi ile de açıklamamak gerekir doğurganlık hızının düşmesini. Belki de iyi yönetilememenin de karşılığı olarak görmek lazım. Çünkü gençler evlenmek ve çocuk sahibi olmak için güven arıyorlar. Güvenli bir toplum arıyorlar. “Bu ülkeye bu koşullara bir çocuk dünyaya getirmek doğru bir şey mi?” sorusunun olmadığı bir şekilde yaşamak gerekir. Ve bu bir hak aslında. Sağlık, eğitim kamusal bir hak olarak görülmeli. İş yerinde güvencenin olması. Örneğin iş yerlerinde, mahallerde kreşlerin olması. Önemli haklar ama karşılığı yok ülkemizde. Barınma sorunu da evliliği öteliyor. Bu sadece basit bir nüfus planlaması sorunu değil, bu önemli bir politik sorun. Ve aslında halk sağlığı sorunu tabi ki.
“GENÇLERİ ZORLAMAK RUHSAL OLARAK BİR YÜK”
Hem devlet hem toplum çiftleri anne-baba olmaya zorluyor. Bu konuda ısrarcı olunabiliyor. Bunu insan sağlığı açısından değerlendirirsek, insanları anne-baba olmaya zorlamak, ısrarcı olmak ne kadar doğru? Bu şekilde sağlıklı bireylerin yetiştiği bir toplum yaratılabilir mi?
Hiç doğru değil. Aile kurumunun zayıflaması, en az 3 çocuk sahibi olmak, doğrum kontrol metotlarının neredeyse yasaklanması gibi uygulamalar kabul edilebilir şeyler değil. Kişilerin istedikleri, uygun gördükleri vakitte ve uygun gördükleri sayıda çocuk sahibi olmalılardır. Ruhsal olarak da büyük bir yük. Çünkü artık onlar erişkin bireyler. Bir şeyi başaramama duygusu ağır bir yüktür. Zorlamayla evlenen ya da çocuk sahibi olan gençlerin hem ekonomik hem sosyal olarak bunlara hazır olmaması ağır bir yük ruhsal olarak. Kadınların bu noktada yaşadıkları baskılar çok daha görünür. Bunun çözümü en az 3 çocuk sahibi olmak değil.
“HEDEF DOĞURGANLIK HIZINI YÜKSELTMEK OLMAMALI”
Ruhsal problemler birçok fiziksel rahatsızlığı tetikliyor. Nüfus kontrolsüz şekilde arttıkça, şehirler kalabalıklaştıkça birtakım problemler de artıyor. İnsanların sağlığa ulaşımından tutun da birçok sorun üst seviyeye çıkıyor. Türkiye’de sağlıklı toplum yaratmanın tek koşulu doğurganlık hızını artırmak mı?
Çok önemli, güzel bir soru bu. Hedef doğurganlık hızını yükseltmek olmamalı. Bütün politikaların merkezinde insan olmalı. Sonuçla değil temel sorunla ilgilenmeliyiz. Temel sorunu çözdüğümüzde zaten insanlar barınma konusunda devletten destek aldığı, güvenceli bir işte çalıştığı, çocuğunu sağlıklı koşullarda eğitebildiği, sağlık konusunda bir sorun yaşamadığı, eşit ebeveynliğin paylaşıldığı, kadınların iş yerlerinden gebelik nedeniyle alıkonulmadıkları bir ortamda bunun içinde demokrasi, laiklik, adalet bunların hepsinin sağlanmış olması gerekir. O zaman zaten gençler çocuk sahibi olur. Çocuk sahibi olmak çok güzel bir duygu. Siz adaletin, demokrasinin, kamusal anlayışın güçlü olduğu bir yönetim sunarsanız topuma, zaten bunun hepsi çözülecektir. İnsanları kent merkezlerine göçmeye zorlamazsanız, kent merkezine göçmek demek çok fazla ruhsal sorunu da yanında getiren bir şeydir. Kırsal alanda birlikte çalışılır, birlikte eğlenilir. Pek çok açıdan daha sağlıklı. Kent merkezlerinde insanlar çalışmaktan yalnızlaşıyor. Kapitalizm insanı her yerden sarıyor.
“GEBELİK ÖNLEME METOTLARI ENGELLENİYOR”
Doğurganlık hızını rakamlar ve oranlar üzerinden konuşuyoruz ama anne sağlığı açısından değerlendirirsek doğum süreci ve iki doğum arasındaki süre ne kadar olmalı?
Gebelik önleme metotları neredeyse bir zorlamayla engellenir durumda. Gereçler aile sağlığı merkezlerine yeterince ulaştırılmıyor. Sürekli negatif bir tutum takınıyor Sağlık Bakanlığı. Bu çok tehlikeli bir şey. Bu neyi getiriyor? İstenmeyen gebeliklere neden oluyor. Uygun olmayan koşullarda gebeliğin sonlandırılması gibi son derece tehlikeli, bundan 50 yıl öncenin Türkiye’sinin sorunlarına neden oluyor. Bu iş çok tehlikeli bir şey. Buna son verilmesi lazım. Bu konunun böyle bir sağlık ayağı sorunu da var.
“AİLE SAĞLIĞI MERKEZLERİNDE DOĞUM KONTROLÜ METOTLARINA ULAŞILAMIYOR”
Siyasetçilerin doğurganlık hızı üzerinden kullandıkları dil sağlık alanındaki uygulamaları etkiliyor mu?
Kesinlikle etkiliyor. Çok çeşitli şekilde bunun yanlış olduğu izlenimi veriliyor. Doğum kontrolü metoduna başvurmak, bunun içinde gelenekler, inançlar da maalesef yer buldurulmaya çalışılıyor bu politikaların uygulamaya geçmesi için. Bilgi kirliliği ya da eğitimsizlik boyutu da işin içine ekleniyor. Onun dışında da gerçekten de çok kolayca kadınların aile sağlığı merkezlerine gittiklerinde doğum kontrolü metotlarına ulaşması gerekir ama bu olanaklı değil şu anda maalesef.
Doğurganlık hızının artması için Türkiye’de bazı düzenlemelere gidildi. Yeni düzenlemeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hiçbir işe yaramaz. Çünkü bunların yapıldığı ülkeler çok dünyada. Japonya’da lise çağındaki çocuklara kadar bedava eğitim söz konusu ama Japonya’da da artmıyor. Orada da çünkü çok ağır iş yükü var. Pek çok parametre var. Çok faktörlü başlıktan bahsediyoruz. Bunlar yapılsın, güzel şeyler ama demin söylediğim temel haklar üzerinde bir iyileştirme yapmazsanız bunlar bir işe yaramaz. Bir çocuk için şu kadar, iki çocuk için bu kadar para vereceğiz gibi uygulamalar bir şeyi değiştirmez. Devlet bunu zaten yapsın, yapmalı. Doğum sonrası ücretli izin hakkı son derece insani. Bunun olmaması ayıp. Bunun hem kadına hem erkeğe sağlanması gerekiyor. Kadının her şekilde eşit olduğunun da her fırsatta hissettirilmesi gerekir. İstihdam sırasında patronların da kadın istihdamı gebelik olacak, evlilik olacak deyip önyargılı yaklaşıyor. Öyle olunca kadın da evlenmek ya da çocuk sahibi olmak istemiyor. Emek vermiş, eğitim almış. Bu onun en doğal hakkı. Hala görünmeyen bakım yükü var kadının sırtında. Evin gerekleri, çocuk bakımı, yaşlı bakımı bunlar kadının omzunda. Bunlar da kadınların evlenmekten geri durmasına neden olan faktörlerden biri.
2025 Doğum İstatistiklerine göre Eskişehir doğurganlık hızı en düşük iller arasında. Bu oran Türkiye genelinde 1.42 iken Eskişehir’de 1.11. Eskişehir özelinde bu rakamlara dair neler söylersiniz?
Eğitim seviyesi şehirde yüksek. Eğitimin karşılığı yine biraz evvel söylediğimiz şey, insanlar bunun karşılığını alacak şekilde çalışmak istiyorlar. Buradan sakın yanlış bir şey çıkarılmasın, büyük bir hata olur. Tamam kadınlar çalışmasın filan değil. Asla bu kabul edilebilir bir şey değil. Biz eşit bir çalışma hayatını savunuyoruz. Kadını çalışma hayatından geri bırakacak bir şeyi kabul etmek mümkün değildir.
