28.09.2018 18:45:09 2375 Okunma

CAMİLERİMİZ, MABEDLERİMİZ (Camiler Haftası 1-10 Ekim)

İnsanlık alemine şöyle bir göz atıldığında, gerek Allah’a inanan semavi din mensuplarının gerekse batıl din mensuplarının hemen hepsinin kutsal kabul ettikleri mekanlarının mevcud olduğu görülür. Mabet geleneğinin kökeni ilk insana kadar dayandırılmaktadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de insanlar için inşa edilen ilk mabedin “Kabe” olduğu bildirilmektedir. (Ali İmran Ayet: 96, sh: 61) Onun ilk bahisinin Hz. Adem Peygamber olduğu rivayeti esas alınırsa mabet geleneğinin ilk insanla başlamış olduğu ifade edilebilir. (T.D.V. İslam Ans. “Cami” Maddesi)


Cami, Asr-ı saadetten başlayarak 14 asır boyunca bütün İslam diyarında müslümanların ibadet, ilim ve meşveret durağı olmuştur. İbadet için toplanan cemaat din ilmini orada öğrenir, dünya işlerini orada görüşürdü. Ancak dünya işleri çoğalıp çeşitlendikçe cami sadece ibadet ve ilim merkezi olarak kalmış ve bu durum günümüze kadar böylece devam ede gelmiştir.


Müslümanlar camilerini kendileri yaparlar. Bu faaliyetleri Kur’anda övülmüş “Kurtuluşa erecekleri ümit edilenlerin onlar olduğu” vurgulanmıştır. (Tevbe suresi ayet: 18, sh: 188) Yüce Rabbimiz, bu ayetin başında “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve Allah’tan başkasından korkmayan, namaz kılan ve zekat veren kimseler imar ederler.” Buyuruyor.


Camileri imar ettiktan sonra, onlara bakmak, tamir etmek, temiz tutmak yine müslümanların görevidir. Camileri, mescidleri yıkmak harap olmalarına seyirci kalmak Kur’an-ı Kerim’de “En zalim” olmakla suçlanmıştı.


“Allah”ın mescidlerinde, Allah’ın adının anılmasına engel olan ve onların (mescidlerinin) harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır? Aslında bunların aralarına ancak korkarak girmeleri gerekir. (Başka türlü girmeye hakları yoktur.) Bunlar için dünyada bir rezillik ahirettede büyük bir azap vardır.” (Bakara Suresi Ayet: 114, Sh: 17 Elmalılı Tefsiri)


Gönüllerin huzur bulduğu, morallerin yerine geldiği camilerimizde insan, dua ve ibadetleri, mevlaya yakarış ve yakarışlarıyla günahlardan arınır.


Tövbeleri kabul olur, rahata erer. Bu şuna benzer; Kalbe, toplar damar kirli kan getirir. Kalpte temizlenen kan, atar damarlar vasıtasıyla tekrar vücuda kanalize edilir.


İşte camiye ibadet için gelen insan, dışarıda her ne kadar kötü davranış veya duygulara sahip olursa olsun, bu kutsal mekanlardan temizlenerek topluma dönür/dönmelidir. İbadet neticesi camiden çıkan cemaat, kalpten vücuda pompalanan taze kan misali topluma günahlardan arınmış, kalbi huzura ermiş olarak evine  işine döner.


Hz. Peygamberimiz (a.s.) mü’minleri daima cemaate davet etmiş, hatta cemaate gelmeyenleri kınamıştır. (Buhari ezan, 29-30-32-34)


Bir Hadis-i Şerifte “Cemaatle kılınan bir namazın, yalnız başına kılınan namazdan 27 derece üstün, faziletli olduğu” bildirilmiştir. (Müslim mesacid 24 s)


Camilerde saf düzeniyle zengin, fakir, köle, efendi arasındaki fark ortadan kalkar. Herkes bir safta Allah’ın huzurunda rükuya varır, secdeye kapanır. Bütün bu hareketler tebir komutla  “Allahü Ekber: En Büyük Allah’tır” nidasıyla/tekbiriyle gerçekleşir. Bu komutun cemaat üzerindeki yansıması, sosyolojik açıdan bir çok yoruma tabi tutulabilir.


İnsanlarda, birlikte hareket etme duygusu, toplumdan kopmama, toplumun uyum ve düzenini bozmama, idareciyi dinleme, bütün insanların Allah katında eşit olduğu mesajları çıkarılabilir.


Bir Kudsi Hadis-i Şerifte şöyle buyuruluyor:


“Cenab-ı Hak (c.c.) diyorki: Ben yeryüzü halkına azap etmeyi murad ettiğimde; mescidleri yapan, bakan ve temizleyen, benim rızam için birbirlerini sevenleri ve seher vakti tevbe ve istiğfar edenleri görünce onlara azap etmekten vazgeçerim. “ (İlahi hadisler sh: 30)


Cenabı Hak, hepimiz camiye gidenlerden onu sevenlerden eylesin.


Hoşçakalınız.