Bir ekonominin veya toplumun ya da o ülkedeki kurumsal yapıların durumunu tespit etmek için bakılması gereken unsurlardan birisi, düşünsel gelişmişlik düzeyidir. Düşünsel beceri düzeyi; bu çerçevede temel bilimlerden felsefeye, sanattan sivil toplum etkinliklerinin içeriğine kadar çok geniş bir ufku kapsar. Bir toplumun düşünsel gelişmişliğini ne kadar iyi okuyabilirsek, onun gelecekte alacağı durumu da o denli iyi belirlemiş oluruz. Bu noktada ilgili toplum için değerli ve önemli olan, o toplumun ve onun aydınlarının bu durum tespitini yaparak gerekli değişim ve dönüşüm vizyonunu oluşturabilmeleridir.
Gelişmiş ülkelerdeki düşünsel içeriği ve kurumsal yapıları izlediğimizde, ülke ve toplum olarak hayli eksikli olduğumuzu görüyoruz. Bu eksikliklerin ve zafiyetin oluşmasında dış dinamiklerin etkileri kadar siyasal iktidarların, kamunun mevzuat ve yapılarının ve toplumun dinamiklerinin zayıflığını izliyoruz.
Bir işe başlıyor; ama sürekliliğini nasıl sağlayacağımızı bilmiyoruz. Başarısız olan her proje, bizi daha atıl hale getiriyor. Her sorunu, acil hale geldiğinde fark ediyoruz. Acil sınıfına sokana dek her soruna kayıtsız davranıyoruz. Başarılı olduğumuzda bununla yetiniyor; başarısızlıkta ise yakıp yıkıyoruz. Sürece ve sisteme değil; sadece sonuçlara odaklıyız. Önce yapıyor, sonra düşünüyoruz. Önce başlayıp, sora para bulmaya çalışıyoruz. Önce başlayıp, sonra sorunları öğrenmeyi deniyoruz.
İyiyi hedefliyoruz. Ama kriterlerimiz olmadığından ilerlemeyi ölçemiyoruz. Sonuçta vasatla yetiniyoruz. Kolay ve önceden denenmiş yolları tercih ediyoruz. Koşulların değişmiş olmasının çözümleri de değiştirmeyi gerektireceğini düşünmüyoruz. Zor olanın gerektiği zamanlarda bile, ucuz ve kolay olanın peşindeyiz.
Rekabeti sevmiyoruz. Rekabetin anlamını, “Biz kazanalım, onlar kaybetsin” şeklinde anlıyoruz. İyileştirme konusunda bilinçli değiliz. Tümden atıp, yenisini alma eğilimi içindeyiz. Kökten değişimin yarattığı erozyonunun bilincine varamadık. Doğrunun birden fazla olabileceğini ve başkalarının da doğruları olabileceğini bilmiyoruz.
Kendi isteklerimizin yapılmasında bağnaz bir ısrarcılık içindeyiz. Başkalarına yaşam hakkı vermiyoruz. İyi örneği oluşturamıyoruz. “Dediğimi yap, yaptığımı yapma” gibi yanlış bir tutum içindeyiz. Hazır reçetelere önem veriyoruz. Kendi özgün çözümümüz konusunda çalışkan ve girişken değiliz.
İlkelerimiz olmadığından kuralları sık ve kolayca esnetiyoruz. Bu arada ilkesizliğe savrulduğumuzun farkında değiliz. Kendimizi küçümsüyor, başkalarını büyütüyoruz. Kendi dışımızda oluşan fikirleri zor kabulleniyoruz.
Konulara, olaylara ve sorunlara objektif değil; sübjektif yaklaşıyoruz. Yetkinlik algımız yok. Çok konuşanı, çok biliyor sanıyoruz. Bilgi ve uzmanlık ile belagati –daha doğrusu yüksek sesle nutuk atmayı birbirine karıştırıyoruz. Acil olanı, en önce yapmak gibi bir saplantımız var. Kaynak sorun ile görünür sorunu birbirine karıştırıyoruz. Kazan-Kazan anlayışında olmadığımızdan, eğer kazanamıyorsak taviz vererek idare etmeye çalışırız. Nedir bunlar? Bu olumsuz özelliklerimizin bazıları neden bazıları ise sonuç… Ama her durumda işletmelerimizin başarısını olumsuz şekilde etkiliyor. Eğer bunlar neden ise ortadan kaldırmamız gerekiyor. Eğer sonuç ise bunlara yol açan nedenleri bulup, gerekli önlemleri almamız zorunlu.
Tüm bu olumsuz özelliklerimize rağmen eğer bir şeye karar verirsek ve buna inanırsak, olağanüstü bir enerji ve sinerji yaratıyoruz. Kimi zaman sorunlar yaratsa da; önemsenmesi gereken bir esnekliğimiz var. Kazanma ve başarma konusunda hırsımızın olumlu sonuçlarını alabiliyoruz. Uyum sağlama konusunda yetenekli olduğumuza hiç kuşku yok. Değişime direnmekten vazgeçtiğimizde, hızlı bir uyum süreci ile başarıya ulaşabiliyoruz. Yapmamız gereken, yüreğimizin sıcaklığına aklın gücünü eklemek olmalıdır.
Adı önemli değil, özellikleri açısından alaturka bir toplumda ya da toplulukta yaşıyorsanız, size bir kural önerebilirim. Bir sorunla karşılaşır ve bunu çözmeyi düşünürseniz, öncelikle bunun gerçekten çözmeniz gereken sorun olup olmadığını yeterince iyi inceleyin. Çok fazla problemli durumun yaşandığı toplumlarda muhtemelen karşınıza çıkan problem, sadece bir sonuç ya da görüntüdür. Ana (kök) sorunu bulup çözmediğiniz sürece bir ‘kurtarıcı’ olamazsınız.
