Hayat, bize çoğu zaman pusulasını ileriye çevirerek yol almayı öğretir. Yarınlar, planlar, hedefler ve hayaller… Günlük telaşın içinde hep bir sonrakine yetişmeye çalışırız. Daha iyisi, daha fazlası, daha güvenlisi için adımlar atarız. Çünkü yaşamak, büyük ölçüde ilerlemek demektir. Durduğumuz an geride kalacağımızı düşünür, bu yüzden gözümüzü ufuk çizgisinden ayırmayız.

Ancak işin bir de sessiz ama derin bir yüzü vardır: Geriye bakmak. İnsan, ancak geriye dönüp baktığında yolun ne kadarını yürüdüğünü fark eder. Aştığı zorlukları, sabrettiği günleri, olmaz denilen yerlerden nasıl geçtiğini… Bugün sıradan görünen pek çok şeyin, dün birer dua olduğunu hatırlar. İşte o an, kendiliğinden gelir; yüksek sesle değil belki ama kalpten...

Geriye bakmak pişmanlık için değil, farkındalık içindir. Kaybettiklerimizi saymak için değil, elimizde kalanların kıymetini bilmek içindir. Hayat her zaman adil davranmaz; bazen yorar, bazen eksiltir. Ama yine de dönüp bakıldığında, insanın ayakta kalabildiğini görmesi bile başlı başına bir sebeptir şükür için.

Belki de denge tam da burda saklıdır: İleriye bakarken umudu kaybetmemek, geriye bakarken nankör olmamak. Hayatı yaşarken cesur, hatırlarken müteşekkir olabilmek… Çünkü insan, yürüdüğü yola anlamı ancak durup arkasına baktığında yükler ve o anlam çoğu zaman tek bir kelimede toplanır: Şükür...