İnsan, geleceği düşünebildiği için diğer canlılardan ayrılıyor derler.
Ama belki de onu en çok yaralayan şey tam olarak bu.
Çünkü gelecek henüz var olmayan bir zamandır; insan zihni ise orada yaşamayı çok sever.
Beden bugünde otururken, ruh çoğu zaman yarının karanlık koridorlarında dolaşır.
Hepimiz görünmeyen ihtimallerin içinde yaşıyoruz.
Olmamış olayların korkusunu taşıyor, gerçekleşmemiş acıların yükünü hissediyoruz.
Bazen gerçek hayatla zihnimizde kurduğumuz felaketler birbirine karışıyor.
Tam burada aklıma Schrödinger’in Kedisi deneyi geliyor.
1935 yılında fizikçi Erwin Schrödinger tarafından ortaya atılan bu düşünce deneyinde, kapalı bir kutunun içine bir kedi yerleştirilir. Kutunun içinde kedinin yaşamasına da ölmesine de neden olabilecek bir düzenek vardır. Kutu açılana kadar kedinin durumu bilinemez; bu yüzden kedi hem “yaşıyor” hem “ölü” kabul edilir. Deney aslında belirsizliği anlatır.
Aslında gelecek de biraz böyle değil mi?
İçinde umut da var, kayıp da…
Başarı ihtimali de var, hayal kırıklığı da…
Ama insan zihni çoğu zaman kutu açılmadan en kötü ihtimale inanmayı seçiyor.
Çünkü kaygı, ihtimalleri gerçekmiş gibi yaşatıyor insana.
Oysa hayat kesinliklerden çok olasılıkların toplamı.
Bizi gecelerce uyutmayan korkuların çoğu ya hiç gerçekleşmiyor ya da düşündüğümüz kadar büyük olmuyor.
Belki de yaşamın sırrı, kutuyu zamanı gelmeden açmaya çalışmamaktadır.
Ve belki olgunluk, belirsizliğin içinde huzurla yürüyebilmektir.
Bugünlerde kendime sık sık şunu söylüyorum:
Henüz yaşanmamış yarınların yükünü bugünden taşımaya gerek yok.
Çünkü kutunun içindeki kedi hâlâ yaşıyor olabilir
