Özgürlük, seçim, mutluluk

Özgürlüğün seçim yapmakla çok yakından ilgisi var. Seçebildiklerinizin sayısı ne denli az ve çeşitliliği kısıtlı ise özgürlüğünüzün o denli dar ve sınırlı olduğunu düşünebilirsiniz. Eğer sadece önünüze konulanlardan birini seçmenize fırsat tanınıyorsa bu kez özgürlüğün bir başka sınırlanma biçimiyle karşılaşmış oluruz. Özgürlüğün temel unsurlarından biri olan seçim potansiyeli, hiç kuşkusuz sınırsız ve kısıtsız olmayacaktır. Bizim dışımızdaki engeller her zaman için seçim alanımızı daraltma etkisi yapacaktır. Ama bu alanı genişletme imkânı var ise özgürlük kavramının –hatta kurumunun– gelişmekte olduğunu söyleyebiliriz.

Seçim yaparken çeşitli faktörlerin etkisinde kalırız. Başka unsurları fazlaca dikkate almadan, sadece kendi istek, beğeni veya çıkarlarımıza göre tercihler yapabiliriz. Ya da seçimlerimizde kullandığımız mantık, başka insanlar tarafından koyulmuş kural ve kısıtlar olabilir. Tercih anında kullandığımız gerekçe, başkalarının ne diyeceği ya da bu seçimin bizi kuşatan sosyal yaşam tarafından nasıl karşılanacağı olabilir.

Verdiğimiz kararlar –dolayısıyla yaptığımız seçimler– sadece bizi etkilemekle kalmıyor; bunun yakın ve uzak çevremize yansıları da oluyor. Kimi zaman bu yansıları dikkate almadan kararlar veriyoruz. Bazı zamanlarda da kendimizi unutarak, sadece yansılara göre davranıyoruz.

Çevremiz hakkında bazı algı ve yargılara sahibiz. Yaşamın zihnimizdeki yansıları olan bu fikirleri, abartarak kendimizi başkalarının yerine koyduğumuz –hatta onlar adına düşündüğümüz– zamanlar da oluyor. “O hep böyle düşünür” veya “Onun için doğru olan budur” diyerek karar ve seçimlerimizin, doğruya daha yakın olduğu fikri ile kendimizi avutuyoruz. Bencilce bir düşünce tarzından kendimizi kurtardığımız rahatlığına eriyoruz. Onun kendisinin yapması veya onunla birlikte yapılması gereken seçimleri, onun yerine kendi başımıza karar vererek bencil bir paylaşım keyfi oluşturuyoruz.

İyi yaşamak, herkesin hakkıdır. İyi bir yaşamı, daha fazla tüketerek elde edeceğimiz gibi şartlanmış bir fikre sahibiz. Reklâmcılar, pazarlamacılar ve satıcılar, bizi bu fikrin doğruluğuna inandırmak için büyük bir gayret içindeler. İyi yaşamak ve mutlu olmak ile çok tüketmek arasında bir şartlanma yaratmaya çalışıyorlar. Hâlbuki çok tüketmenin bambaşka bir şey olması bir yana; iyi yaşamak ile mutlu olmanın aynılaştırılmasını da mutlak bir doğru olarak söyleyemeyiz.

Mutlu olmak, gizem dolu bir ormanda yürümek gibidir. Her adımda karşımıza çözmek üzere bir bulmaca çıkar. Bulmacanın çözümü, seçimlerimizdir. Tercihlerimizi nasıl yaptığımız, bir yandan bir sonraki bulmacanın zorluk düzeyini belirlerken, bir yandan da mutluluk enerjimize olumlu ya da olumsuz katkı yapacaktır.

Mutluluğu, sahip olduğumuz nesnelerin çokluğu ya da büyüklüğü ile ölçemeyiz. Gizemli ormanda yürürken gerçekleşen mutluluk arayışı, aslında bir iç doyum arayışıdır. Bu iç tatmin, bir beyaz atlı prens gibi beklenmedik bir anda iyi şans olarak gelmez. Mutluluk, yaşam sürecinde yaptığımız seçimlerin, dolayısıyla çözdüğümüz bulmacaların bir sonucudur. Bu kadar çok dış faktöre rağmen mutluluk, kişinin kendi elleri arasındadır.

Mutlu olmak, öncelikle mutlu olmayı isteyen iyi niyettir. Talihsizlikten yakınarak, koşullarından şikâyet ederek veya yaşamla bağlarını koparıp seçimleri seçimsizliğe bırakarak mutluluğu yakalamak mümkün değildir. Eğer gün ışığınızın azaldığını, yaşamınızdaki renklerin soluklaştığını veya yaşam enerjinizin tükendiğini hissediyorsanız; yaşama dokunurken kullandığınız niyete ve tercih yapma modelinize bakın, derim. Özgürlüğümüzün ifadesi, seçimlerimizdir. Tercihlerimiz olmadan, mutluluğu yakalamak ise mümkün değildir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gürcan Banger Arşivi