Kâinatın küçücük bir misali olan insan, maddi ve manevi iki yapıdan meydana gelmiştir. Maddi yapımız; et, kan ve kemikten teşekkül ederken, manevi yapımız da akıl, ruh gibi unsurlardan terekküp etmiştir.
İnsanı mahlûkatın en şereflisi kılan eti, kemiği, kanı, malı, makamı değil, Allah'a olan yakınlığıdır. Zaman zaman halk arasında söylenen, "Çok zengin olmuş ama insan olamamış... Kaymakam olmuş ama adam olamamış" gibi sözler, bunun en güzel örneğidir. İşte kendisine Allah Teâlâ tarafından çok geniş kabiliyet ve istidatlar verilmiş olan insan, bütün bu kabiliyet ve istidatlarını onun yolunda, onun rızasına muvafık olarak kullanırsa kemale ulaşabilir. Rabbimizin bize emrettiği her ibadet, nehyettiği her kötülük, bizim insanlık zirvesine çıkmamız için bir terbiyedir.
İlâhi rahmet ve mağfiretiyle imanlı gönüllere huzur ve sükûn bahşeden, samimi ve ihlâslı müminlere, koskoca bir ömürde elde edilebilecek büyük kazançlar sağlayan rahmet, bereket, huzur ayı olan mübarek Ramazan ayının hicrânı, ayrılığı ile karşı karşıyayız.
Bir taraftan da, dünya hayatının geçici emel ve arzularına kanmadan, nefsî isteklerine aldanmadan, gerçek bir kulluk şuuru içinde oruçlarını tutup, namazlarını kılarak, Ramazan'ı, şimdiye kadar yaptıkları hatalardan vazgeçmeye ve bundan sonra İslam çerçevesi içinde hayatına çeki düzen vermeye bir başlangıç yaparak, Ramazan imtihanında başarı gösteren ve bu sebeple bayrama hak kazanmış müminlerin Bayrama kavuşma sevinci ile karşı karşıyayız.
Son günlerine yaklaştığımız mübarek Ramazan ayında Cenâb-ı Hak rubûbiyyetini göstererek, gerek bedenlerimizde ve gerekse ruhlarımızda bizlere manevi bir hava yaşattı. Kandil geceleri ile başlayıp üç aylar ile devam eden ve Ramazan ayıyla bizi kuşatan manevi bir atmosferden geçtik. Bu zaman zarfında beş vakit namazlarımıza teravih, tesbih, teheccüd, duhâ, evvâbin v.b. namazlarını da ekledik. Kur'ân-ı Kerim okuduk, dinledik. .. İftar sofralarında Cenâb-ı Hakk'ın nimetlerini kardeşlerimizle paylaştık... Zekât, sadaka ve fitrelerimizle hayırlar ettik... Günahlardan sakınarak, Rabbimize istiğfar ve dualarımızla affımız için iltica ve niyazlar ettik.
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden âzâd olan Ramazan ayına veda ederken bu ayda elde ettiğimiz güzel hasletlerimizi, "Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et" (Hıcr, 99) fermân-ı ilâhisine uyarak diğer onbir ayda da devam ettirmeliyiz. Zira Ramazan ayında kazandığımız güzellikleri terk etmek, bol ve bereketli yağmurlardan sonra başlayan kuraklık gibi olur. Gelin ey müminler! İyi Müslüman olmaya söz verelim. Sadece Ramazan müslümanı olmayalım. Ramazan bitti diye edindiğimiz güzel hasletlerimizi terk etmeyelim. İbadetimizi, namaz ve niyazımızı bitirmeyelim. Zira Müslümanlık geçici bir zaman için giyilen mevsimlik bir elbise değildir.
On bir ayın sultanı mübarek Ramazan ayını, insanlığın kurtuluş reçetesi olan Kur'ân'ın indirildiği, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi'yle uğurlarken, meleklerin selamet ve saadet dileklerinin üzerimizden eksik olmamasını niyaz ederim.
Yorumlar