Her çağın bir sihirli kelimesi var. Biz görünürlük çağına denk geldik.

Dün insan düşündüğüyle, yaptığıyla, başardığıyla vardı; Bugün göründüğü kadar var.. Yapmak yetmiyor, göstereceksiniz. Düşünmek yetmiyor, duyuracaksınız.

Descartes, insanın varlığını düşüncede arıyordu: “Düşünüyorum, o halde varım.”

Bugünün insanı düşünerek var olmuyor. Görünerek var oluyor adeta.

Görünüyorum, o halde varım.

Bir zamanlar görünürlük neticeydi. İnsan bir eser ortaya koyar, eser sahibini görünür kılardı. Şimdi eser, görünürlüğün bahanesi. Vitrin mağazadan daha mühim... Ambalaj, anlamı esir almış durumda.

Dünün gösterişçisi, hiç değilse görüntüsünü hakikate benzetmek zorundaydı. Bugünün dünyasında buna da ihtiyaç yok.

Çağımız işin değil, işaretin peşinde.

Hatta “görünür olayım da nasıl olursa olsun” zihniyeti hakim.

En korkağın en cesur, en ahlaksızın en namuslu, en zalimin en mazlum olabileceği bir dünya…

Çünkü görünmek artık olanın ya da yapılanın şahidi değil de yapılan ve olandan çok daha kıymetli bir yerde.

Ne dediği değil ne tık aldığı, kaç kişinin anladığı değil kaç kişinin gördüğü…

Ve görünürlük büyüdükçe mahcubiyet küçülüyor.

Bence bir dönem keskin hudutlarımız vardı şimdiye mukayese edince.

Görünürlük arttıkça ar perdesi ortadan kalktı mı ne?

***

“Ayıp olur”, “bize yakışmaz” sözleri ne kadar görünür olurun altında eridi yok oldu.

Oysaki kanun, insanı başkasının hükmüyle, maddelerle durdurur. Utanma, insanın kendi kendisine verdiği hükümdür.

Mahcubiyet olunca insan yakalanmaktan değil, kendisine yakıştıramamaktan çekinir.

Bugün bu terazi yok.

Çelişmek utanılacak bir şey değil. Dün söylediğini bugün inkar etmek de. Yapmadığını yapmış gibi göstermek, başarısızlığı başarı diye sunmak, boşluğu kelimelerle doldurmak, ağza alınmayacak sözleri boca etmek…

Herkes radikal bir gösteri militanı gibi…

Yeter ki görünür olun.

Rezalet bile görünürlüğün hammaddesi.

Eskiden insan rezil olmaktan korkardı. Şimdi unutulmaktan korkuyor zannediyorum. Görünür olamamaktan.

İnsanların kendileri hakkındaki hükmünü, başkalarının bakışına teslim etti.

“Ben neyim?” sorusunun yerini “Beni nasıl görüyorlar?” aldı.

Çok görünmek evla kötü görünmekten…

Haliyle böyle bir dünyada utanmak neredeyse bir isyan biçimi ki çok az isyancı kaldı farkındayım.

Çünkü utanmak, insanın hala kendisine ait bir ölçüsü olduğunu gösterir.

“Bunu yapamam.”

“Bunu söylersem kendi sözümü inkar etmiş olurum.”

“Kimse görmese de bana yakışmaz.”

Her davranışın başına polis dikemezsiniz. Her vicdanın üzerine yönetmelik asamazsınız. Toplum, yalnız kanunla ayakta durmaz. İnsanların birbirlerinden ve daha önemlisi kendilerinden utanabildikleri görünmez hudutlara da muhtaçtır.

***

“Görünüyorum, o halde varım” çağının tam ortasındayız.

Bundan sonrası?

Utanıyorum, o halde varım olmalı…

Çünkü utanabilen insanın hala bir ölçüsü vardır, bir şahsiyeti vardır.

Bir hududu vardır aşamayacağı…