Bazen bir maç, sadece 90 dakikadan ibaret değildir…

Ve bazen bir skor tabelası, anlatılan hikayenin yalnızca küçük bir parçasıdır.

Eskişehirspor’un Kütahyaspor karşısında aldığı 4-0’lık galibiyet… İşte tam olarak böyle bir hikayeydi. Skordan çok daha fazlasını anlatan, sahaya karakter koyan, “ben buradayım” diyen bir oyunun adıydı bu.

***

Sahada iki farklı dünya vardı.

Biri oyunu konuşan, diğeri oyunun dışına taşmaya çalışan…

Kütahyaspor, saha dışında kurmaya çalıştığı gerilimi sahaya taşıyınca aslında kendi oyun kimliğinden uzaklaştı. Belki de en büyük hatayı burada yaptı. “Lider geldim” duygusunu göstermek isterken, kendi doğasına ters bir oyuna savruldu. Ve futbol, doğasına ihanet edeni affetmedi.

***

Eskişehirspor ise…

Hazırdı. Hem de her anlamda.

Bu noktada bir parantez açmak gerekiyor.

Bu galibiyet sadece sahadaki 11 oyuncunun değil, kulübedeki aklın da zaferiydi. Teknik direktör Hakan Şapçı ve ekibi, maça sadece takım çıkarmadı; bir plan, bir strateji koyarak, doğru hamlelerle işi bitirdi.

Batuhan’ı santrfor hattında konumlandırıp, Jakop’u sağ tarafta kanat forvet gibi kullanarak kilidi çözen dokunuş, maçın kırılma anlarından biriydi. Bu hamle, rakip savunmanın dengesini bozarken Eskişehirspor’un hücum çeşitliliğini de artırdı. İşte bu yüzden bu galibiyet, saha içindeki kadar saha kenarındaki aklın da eseriydi.

***

Ve sahaya dönersek…

Kırmızı Şimşekler bu kez savunmayı daha derinde kurdu. Amaç belliydi... Rakibi konfor alanından çıkarmak. Kütahya önde baskıya kalktıkça arkada bıraktığı boşluklar birer davetiyeye dönüştü.

Ve o daveti en iyi okuyan isimlerden biri Akın Akman oldu.

Sadece oynamadı… Oyunu çözdü.

Önce asist…

Sonra “al da at” dedirten paslar…

Oyunun en özel parçası olduğunu ispatladı.

Talha’nın hava toplarındaki hakimiyeti, Batuhan’ın çalışkanlığı, Tayfun Tatlı’nın topsuz oyunda görünmeden iş bitiriciliği… Hepsi kusursuz bir senaryonun parçalarıydı. Üç golün 19 dakikaya sığması bir tesadüf değil, bir planın kusursuz işlemesiydi.

***

Sahada terinin son damlasına kadar mücadele edenlere…

Bu şehre yeniden “inanmayı” hatırlatanlara…

Her topa basan, her pozisyonu kovalayan, skoru aldıktan sonra bile disiplinden kopmayan oyuncu grubuna teşekkürlerimi iletiyorum.

***

Çünkü bu sadece bir galibiyet değildi.

Bu, bir karakter gösterisiydi.

Eskişehirspor, skoru bulduktan sonra da oyundan kopmadı. Topun arkasına geçti, alanları kapattı, kenar ortalarında ikili sıkıştırmalarla rakibe nefes aldırmadı. Bu, büyük takım refleksiydi.

***

Tribünler ise bambaşka bir hikâyeydi…

90 dakika susmayan, takımını iten, her anın içinde olan bir şehir vardı. O koreografi, o ses, o birliktelik…

Koreografi ve devre arası ile maç sonunda seçilen parçalar dahi ince bir fikrin ürünüydü.

Çünkü Eskişehirspor’un ruhu yeniden sahadaydı.

Kütahyaspor belki sezon sonunda bir başarı elde edecek. Ama bazı günler vardır… Tarihten silinmez.

Bu da onlardan biri oldu.

Kütahyalılar gün gelecek Şampiyonluk kutlamalarını unutacak.

Ama bu maç uzun yıllar unutulmayacak.

***

Ve bazı hisler…

İçine işledi mi, hep kalır.

Eskişehir’de o gün his çok büyüktü.

Ama şimdi…

En kritik yer burası.

Bu oyuna sadık kalmak.

Bu disipline tutunmak.

Bu aklı kaybetmemek…

Balıkesir’de, Alanya’da…

Aynı oyunu oynamak.

Bu güçlü ES’en rüzgarı Play-Off’a taşımak.

Çünkü bu takım artık sadece kazanmıyor…

Ne oynadığını biliyor.

Ve açıkça söylemek gerekirse:

Bu bir galibiyet değil…

Bu, teknik heyetiyle, futbolcusuyla, tribünüyle birlikte yazılan bir şampiyonluk oyunu.