Eskişehir’de Emek Partisi tarafından bir işçi toplantısı düzenlendi. Toplantının başlığı “Yoksulluk arttıkça şans oyunlarına yönelim büyüyor.” idi.

Bence son derece önemli bu toplantı sonrasında ise şehrimizde Odunpazarı Belediyesi ve Sosyal Demokrasi Derneği Eskişehir Şubesi tarafından “Kamusal Alanlar ve Kent Hakkı” söyleşisi düzenlendi.

İki etkinlikteki konuların birbiri ile bağlantılı noktaları vardı.

Bir süredir toplumsal bozulmanın, toplumun yıpranmasının ne denli yüksek olduğu ile ilgili düşünceler içindeydim.

Hem Mahir Polat’ın hem de Emek Partisi toplantısında yapılan konuşmalar sonrası bu konular ile ilgili birkaç kelam etmek istedim.

Türkiye maalesef bir sanal kumar ve şans oyunları düşkünü ülkeye dönüştü. Bunun temel nedeni dijitalleşme ve yüksek teknolojinin hayatımızda büyük yer edinmesi asla değil.

Bunun nedeni EMEP toplantısında söylendiği gibi giderek artan derin yoksulluk. İnsanımız yoksullaştıkça böyle yollardan hızlı gelir elde etmek ve biraz olsun kafasını suyun üzerine çıkarıp, nefes almak istiyor.

Ancak herkesin bildiği üzere, bu işlerde her zaman kasa kazanıyor. İnsanımız bırakın borçlarını şans oyunlarıyla kapatmayı, nefes almayı bu sayede sağlamayı, daha da borç batağına saplanmış durumda.

Bu illet tek boyutlu da değil.

Örneğin TikTok, Instagram gibi sosyal medya platformlarında özel üyelikler açılması, hediyeler yollama vasıtasıyla paralar kazanılması da bir sorun. İnsanımız tüm ahlaki normlarını bir kenara bırakarak bedenlerini sergileyip, kendilerini komik durumlara düşürerek kolay para kazanmayı hedefliyor.

Yine ha keza Only Fans denen yetişkin içerik uygulaması…

Ülkemizde yasaklansa da VPN diye bir şey var.

Hem aboneler hem de Türk Only Fans’cılar uygulamayı kullanmaya devam ediyor.

Pornografi yolu ile gencecik kadınlar buralardan devasa paralar kazanıyor.

Bunların tamamı gelişen teknoloji ile açıklanamaz. Toplumun yoksullaşması, yozlaşma ve ahlaki çöküş ile açıklanır. Teknolojinin etkisi bunların yarısından daha azdır.

Peki, ülke nasıl bu hale geldi?

Birincisi Neoliberal ekonomi politikaları.

Bakın, ABD’de de toplum aynı hastalıklara rahatlıkla kapılabilir.

Biz de bu Neoliberal Amerikan hastalığını iliklerimize kadar kapmış durumdayız.

Diğer sebebini de Eskişehir’e söyleşiye gelen ve fikirlerine son derece saygı duyduğum Mahir Polat’tan dinleyelim.

Mahir Polat, toplum hasta diyor, toplum nasıl iyileşir diyor…

Gazetemizde de yer alan Polat’ın konuşmasında şu noktalara dikkat çekmek istiyorum;

“Bir şeyi yeni yaptığınız zaman, yeni yaptığınız şey daha önce var olmadığı için o iyileşme duygusu geçemez kimseye. İyileşme durumu var olan bir şeyin iyileşmesidir. Hastalandınız. Kurtulacak mıyım, kurtulmayacak mıyım? Anneniz yoğun bakımda. Çıkacak mı çıkmayacak mı? Toplum kavgalı bir hale geldi. Toplum iyi olacak mı, olmayacak mı? Kentler batıyor, bütün neşesini kaybediyor. Kentler iyileşebilecek mi? Yan tarafımda arkadaşım depresyonda. Acaba biz tekrar neşe kazanabilecek miyiz? Toplumda da şöyle bir şey var: Bütün neşesini yaşam enerjisini kaybetmiş toplumlar için iyileşmenin kaynağı nereden gelir?

Bir tek yanlış kelime var mı?

Fakirleşen ve umudunu kaybetme noktasına gelen bir toplum hastalanır.

Hatta yine Mahir Polat’ın dediği gibi “intihar eğilimine” girer.

Ülkemizin geldiği son nokta da bu.

Ya bir tedavi, bir çözüm bulunacak ve uygulanacak ya da toplum topyekun intihara sürüklenecek.

Tamam şehrin sorunları var, yapılması gerekenler var, siyaset var, efendime söyleyeyim Eskişehir’i ciddi tehdit altına alan vahşi madencilik tehdidi var, su krizi var. Ama bu sorunlar da var.

Göz ardı etmemek ve örnek verdiğim iki toplantıda olduğu gibi halka tüm bu gerçekliği ısrarla anlatmak lazım.

Çünkü toplum hasta olursa diğer hiçbir şeyin ehemmiyeti kalmayacak.

Herkese keyifli bir gün diliyorum. Sevgiyle kalın…