Artık değişimin hızı da değişiyor. Son yarım yüzyıl, teknolojik olarak bugüne kadar dünyanın yaşadığı en yüksek hızlı ve hacimli dönem oldu. Makine, bilişim, iletişim ve yapay zekâ teknolojilerindeki gelişmeler bir yandan günlük yaşamı kolaylaştırırken, bazı kurum ve kavramların silikleşmesine yol açtı. İnsanlığın geçmişte ürettiği anlam ve değerler, adeta bugünün teknolojiyle somutlaşan maddi dünyasıyla uyum sağlayamıyor.

Ekonomiye ve iş dünyasına şöyle bir bakın. Son yarım yüzyıldaki teknolojik gelişmeler sayesinde üretim kolaylaştı; dolayısıyla üretim çeşitliliği ve hacmi eski dönemlere oranla arttı. Metanın artan üretimle kıtlık sorunundan kurtulması sonucu fiyatlar ve kâr oranları düştü. Rekabeti de dikkate alarak daha fazla kazanmak için daha fazla satmak, daha yüksek satışlar için ise daha fazla üretmek gerekiyor. Bu durum, bir geleneksel kriz işaretidir. Fiyatlar ve kâr oranları, sonsuza kadar düşmeye devam edemeyecektir.

Benzer bir hal ve gidiş, geçmişin değer ve anlamları konusunda da yaşanıyor. Maddi tüketimin yükselişine bağlı olarak geleneksel anlam ve değerler de hızla mevcut konumlarını kaybediyorlar. İletişim teknolojilerindeki hızlı, çeşitlenmiş ve hacim sağlayan gelişmeler değerlerin ve anlamların daha hızlı tüketilmesine neden oluyor. Daha ilginç olan ise daha hızlı tüketmeye başladığımız anlam ve değerlerin yenilerini maddi değişime paralel bir hızda gerçekleştiremiyoruz

Örneğin geçmişin estetik değerlerini oluşturan eserleri hatırlayın –kitapları, müzik parçalarını, resimleri, ya da heykelleri… Bugünün bilişim donanım ve yazılımları ile geçmişte değer sayılabilecek bir ‘şeyi’ üretmek son derece kolay… Bir bilgisayar ve 3D yazıcı, biraz yazılım kullanmayı bilen herkesi, geçmişte usta kabul edilecek bir heykeltıraş yapabiliyor. Benzer teknolojiler, okuma-yazma bilen bireyi bir yazara da dönüştürebiliyor.

Sosyal medya konusunda övgüyle söz edilen bir konu var. Her bireyi içerik üretir hale getirdiğinden ve bireyin sosyal süreçlere katılımcılığının arttığından söz ediliyor. Sosyal medya platformlarında bireyler, içerik üretimlerini ‘nispeten özgürce’ paylaşabiliyorlar. Hatta öyle bir durum oluştu ki; içerik üretilme hacmi, üretilenlerin izlenme hacmini aştı. Sosyal medya, ‘yazması olan; ama okuması olmayan’ bir topluluk izlenimi veriyor. Adeta burada birey, konuşuyor; ama dinlemiyor.

Sadece konuşulan; ama dinleme eyleminin olmadığı bir dünyada doğal olarak ölçme ve değerlendirme durumu da gerçekleşmiyor. Ölçmenin olmadığı durumda ise kalite olgusu ortaya çıkmıyor. Bugünün iletişim teknolojileri herkesin konuşmasına imkân tanırken, henüz kalite ölçeğinin oluşumunu sağlamıyor. Bu durumu, enformasyon ile dezenformasyonun ayırımı konusunda da görüyoruz. Orada veri, enformasyon veya bilgi adına bir şeyler var ama ‘doğruluğu ve kalitesi’ kuşkulu olmaya devam ediyor. Ona inanmak istiyorsanız sorun yok fakat sorgulamak için bir ölçek, referans veya mihenk taşı arıyorsanız bu konu henüz bulanık ve yetersiz olmaya devam ediyor.

Geçmişte üretilmiş değer ve anlamların hızla tüketilmesi konusu üzerinde düşünmemiz gereken gündem konuları olarak duruyor. Acaba hızlı maddi tüketim rüzgârı, klasik olduğunu sandığımız değer ve anlamları da mı etkiliyor? Mal ve hizmetleri ‘fast-food’ düzeninde hızla ve her an daha miktarlı olarak tüketirken estetik, hukuk, sevgi, saygı ve barış gibi değer ve anlamları da mı tüketip yok ediyoruz? Yoksa ‘dünya uygarlığı’ olarak geçmişte ürettiğimiz anlam ve değerlerin bugünkü maddi şartlarla uyumlu olanlarını mı geliştiremedik? Bir diğer seçenek olarak; geçmişteki köklerimizin yerinden sökülüyor olmasının acısıyla yükselen yeniyi mi göremiyoruz? Kesin olan şu ki, “Dün, dünde kaldı cancağızım.