Son yıllarda şu dikkatimizi çekiyor; günümüzde insanlar artık ne söylediğinden çok, nasıl söylediğiyle iz bırakıyor. Çünkü sözün gücü kadar, üslubun etkisi de hayatımızı şekillendiriyor.

Ne yazık ki öfkenin hakim olduğu bir çağdan geçiyoruz. Trafikte, sosyal medyada, iş yerlerinde, hatta aile sofralarında bile tahammül eşiğimiz her geçen gün biraz daha düşüyor. Farklı bir fikir duyduğumuzda anlamaya çalışmak yerine saldırmayı, dinlemek yerine cevap vermeyi tercih ediyoruz. Oysa üslup, insanın aynasıdır. Bilgi seviyesini değil, karakter derinliğini gösterir. Aynı düşünce, kırıcı bir dille söylendiğinde yara açarken; nezaketle ifade edildiğinde adeta insanlar arasında bir köprü kurabilir. Çünkü haklı olmak her zaman yeterli değildir. Haklılığın yanında saygıyı da koruyabilmek gerekir.

Öfke ise çoğu zaman anlık bir duygu gibi görünse de geride uzun süre silinmeyen izler bırakır. Birkaç saniyelik kızgınlıkla söylenen sözler, yıllarca unutulmayan kırgınlıklara dönüşebilir. Bu yüzden insan bazen konuşmadan önce durup düşünmeli; kelimelerinin karşısındakinin kalbinde nasıl yankılanacağını hesap etmelidir.

Toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey belki de biraz daha sakinlik, biraz daha anlayış ve biraz daha nezaket. Çünkü sesini yükselten değil, üslubunu koruyan insanlar gerçek gücün sahibidir. Unutmayalım; öfke anlık bir zafer kazandırabilir ancak güzel bir üslup insana ömür boyu saygı kazandırır.