CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel, salı günü yaptığı son grup toplantısında partisine veda etti. Herkesin beklediği bir açıklamaydı. Açıklaması bir nevi sonun başlangıcıydı.

Konuşmasının tonunda duygusallık olduğu kadar inanç, moral ve umut da vardı. Türkiye İttifakı vurgusuyla kapsayıcı bir konuşma yaptı. Bana sorarsanız, bunca yaşanan olayın üstüne haklı olmanın verdiği güçle kırgın olmayı da kızgın olmayı da hak ediyor Özgür Özel.

Özgür Özel’in son bir yılda, özellikle 19 Mart süreciyle beraber genel başkanlıktan öte lider olmayı başardığını düşünüyorum. Yeri geldiğinde acısını, öfkesini, duygusunu nasıl toplumun önünde yaşayabiliyorsa, yeri geldiğinde duygularını kontrol etmeyi de başarıyor. Bu da onu toplumun gözünde bir o kadar sıradan ama bir o kadar da samimi ve “bizden” biri haline getiriyor.

Gelelim Özgür Özel’in grup toplantısında yaptığı son konuşmaya. Özel, konuşmasında bir ricada bulundu. "Buradan önemle ricamdır. Bugünlerde bizim bu partiyi milletvekilleri ile kurmamızla birlikte, doğru bir takvimlendirme ve ölçeklendirme içinde iktidar yürüyüşümüze herkes güvensin. Yarın sabah kimse belediye başkanına 'Sen niye geçmedin', belediye üyesine 'Hâlâ niye buradasın', falanca kişiye ‘Halen daha niye ordasın’ demesin. Bir tane kuralımız var. Bir kere kimseyi geride bırakmayacağız” dedi.

Özgür Özel’in dikkatimi çeken diğer ifadesi de birçok ismin istifa etmeseler de kendileriyle hareket edeceğini söylemesi. Özel, "'Ben yeni partide yokum. Özgür Özel ile arkadaşlarıyla birlikte değilim' diye kulağınızla duymadığınız herkes emin olun ki bizimle birliktedir. Kimse şundan şüphe etmesin: Bu iktidar yürüyüşünde, bizler, sizler, biz, hepimiz ne Ekrem İmamoğlu'nu geride bırakırız ne Mansur Yavaş'ı” dedi.

CHP’lilerin ya da CHP’den istifa etmeyi düşünen seçilmişlerin bu cümleleri iyi okuması lazım. Özgür Özel, aslında bu cümleleri kurarken az çok olacakları tahmin edip baştan uyarmaya çalışıyor. Ama insanlar o kadar aceleci ki, soğuk kanlılıkla hareket etmek, anlamak, önünü arkasını düşünmek ya da insan kazanmak yerine “Ya herro ya merro” diyor.

Ali Haydar Çelik, CHP’den istifa etmeyen tek Odunpazarı Belediye Meclis Üyesi. Kendisine neden istifa etmediğini, Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyip desteklemediğini sordum. Çelik, “İnsanlar konuşturulmuyor. Düşüncesini bile ifade edemiyor. Kimse linçten ağzını açamıyor. Ben Kemal Kılıçdaroğlu’nu da savunmuyorum. CHP’de kalıp mücadele edeceğiz, gidenlerin de geri geleceği demokratik bir zemini sağlayacağız” dedi.

“İnsanlara iki kulak bir ağız verilmiş ki iki dinlesin bir söylesin diye” derler. Bu da biraz böyle. Ali Haydar Çelik, çok net şekilde mutlak butlana karşı olduğunu ifade ediyor, hatta CHP’yi demokratik zemine çekme vurgusu yapıyor. Bu durumda biraz dinlemeye, anlamaya çalışmak sonrasında gerekirse ikna etmeye çalışmak gerekmez mi insanları? Siyaset biraz da ikna sanatı değil mi?

Mücadele etmek ile kavga etmek arasında çok fark var. YENİ Parti’nin mensuplarının yapması gereken şey mücadele etmek. CHP’de kalanlarla kavga etmeyi sürdürdükleri taktirde malum gündemden sıyrılamazlar. YENİ Parti’yi kurmanın bir anlamı da olmaz. Çünkü bu saatten sonra parti içi tartışmaları değil YENİ Parti’nin programını, içeriğini anlatmak daha sağlıklı bir yol olacaktır.

Ama anlatırken acele etmeden, etiket yapıştırmadan, kontrolünü kaybetmeden, baskı kurmadan bunu yapmak YENİ Parti’yi daha özgüvenli gösterir. Çünkü en büyük güç, sakin kalabilmektir.