Uğraşılarım nedeniyle çeşitli ortamlardaki konulu konuşmalarıma ek olarak sunu yapmam gerekiyor. Görsel sunu hazırlamada adını bildiğiniz ofis yazılımlarından birini kullanıyorum. Söz konusu yazılımları size sunulan biçimiyle kullanmaya çalışırsanız –başlıklar ve madde imlerinden oluşan– belli bir kalıba sıkışıp kalıyorsunuz. Diğer yandan izleyici olarak katıldığım bazı toplantılarda öylesine özensiz hazırlanmış sunularla karşılaşıyorum ki, bunlar konuşmacıya ve izleyicilerin konuyu anlamasına katkı mı veriyor yoksa engel mi oluyor mu bir çırpıda anlamak mümkün değil. Hâlbuki konuşma ve görsellik birbirine eşlik ederek daha güçlü bir etki yaratmalı. Ama iyi hazırlanmamış sunularla bu pek mümkün olmuyor.

Bu izlenimlerim daha sonraki zamanlarda “Acaba sunu yapmak için –araç yazılımlarla birlikte kullanılabilecek– uygun bir anlatı dili mümkün müdür?” sorusuna yol açtı. O sıralar yapay zekâ araçları bugünküler gibi ortalığa saçılmış değildi. Bu vesile ile sunu yapma, görselleştirme ve anlatı dili hakkında okumalar yaptım. Bazı etkinlik sunumlarında da denemelerimi kullandım.

James Wood’un kurmaca üzerine bir kitabını okumuştum. Yazar kitaba anlatıyı, dili ve tarzı ele alarak başlamış. Yazarın bir kamera olarak baktığı çevreyi nasıl yorumlayacağını, ne türden bir anlatı dili kullanabileceğini edebiyattan örneklerle anlatıyor. İlginç bulduğum bu kitap Çevreyi ve insanları gözlerken bir yazarın nasıl bakması gerektiği konusunda iyi bir hatırlatma oldu.

İnsanları gözlemek güzeldir ama öncelikle bunun bir büyük gözaltına dönmemesi gerekli. Yaşama, çevremize, insanlara ilişkin gözlemler yaparken zor olsa da, tarafsız ve rahatsızlık vermeyen bir referans noktası olabilmeyi başarmalıyız. Gözlemi yaparken gerekçeniz ne olursa olsun; yanlış, sığ, kaba veya saygısız olarak anlaşılma riskini taşıdığınızı unutmamalısınız. Gözlemci olan, akıl ve ruh gözünüz olmalıdır.

Genelde gözlemlerimi özel kabul eder ve kendime saklarım. Bilgiyi paylaşma yanlısı olmama karşın özel olanın, bu özelliğinin korunması gerektiğini düşünürüm. Özel olanı genel ortamlarda paylaşmak, onun değerini yok etmek gibi gelir çoğu zaman. Özel olan, özel kalmalıdır. İyi günde, kötü günde… Ama bazen yazdıklarımın satır aralarına kendimce özel bir “lügaz veya muamma” koymak da hoşuma gitmiyor değil. Lügaz ve muamma, genelde şiir türünde bir metnin içinde yer alan, cevabı bir isim olan gizli bilmecelerdir.

Bazen bilmeceyi kendimize yazmak eğlencelidir. Meydan okuyucudur da aynı zamanda. Şimdi ve daha sonraki zamanlarda okunduğunda; böyle bir bilmeceye verdiğimiz cevaplar yaşama, çevremize ve kendimize bakışımızdaki değişimleri ya da sürekliliği göstermesi açısından ders vericidir.

Yaşamın tamamını da bir bilmeceler silsilesi olarak düşünebiliriz. Çevremize kendimizle ilgili ipuçları veriyoruz biteviye. Bu ipuçlarını kullanarak bilmeceyi doğru çözenler de oluyor, yanlış sonuca varanlar da. Bu sanal bilmeceyi çözmeye aday insan, sonuçta doğru cevabı telaffuz etmiyorsa bu durum, onun ipuçlarını yanlış değerlendirmesi kadar bizim verdiğimiz ipuçlarının hatalı olmasından da kaynaklanabilir.

Özellikle iş yaşamının bana öğrettiği bir kural var: Kazancın kaynağı risktir. Risk almadan elde etmek mümkün değil. Ama önce kişinin, bilmeceyi çözecek cesareti ve güveni kendinde bulması gerekir. Ne korkunun ecele faydası var; ne de “Bilmeceyi çözemedin” diye dünyanın sonu gelecek…