12.03.2018 17:05:35 868 Okunma

GELİMLİ-GİDİMLİ DÜNYA

 


          Oğuz Türkmen’i her görüşümde, ziyaretine gittiğimde hatırıma şu Kerkük hoyratı gelirdi:


‘Ağam ağam ağam ağam öz ağam


Öz ağam fikrin sabit gez ağam


Muhabbet muhabbet ölümcedir


Deme gözden uzağam l


Di gel gözüm gel men sene gözüm demem


Tene düşer kör olur


Men sene gülüm demem


Gülüm ömrü kem olur


Billah men sana derviş demem


Post giyer abdal olur


Billah men sene reyhan demem


Yaprak döker dal olur


Men men sene begim diyerem


Daim begler beg olur.’


   Oğuz Türkmen;  sözüyle, davranış ve tutumuyla beydi. Asaleti, beyliği atalarından gelmekteydi. Daim beyler bey olurdu. Beyliği kaldıramayanlar, taşıyamayanlar elbette bulunurdu. Ama Oğuz dayımız bey olmayı, bey kalmayı hakkıyla üzerinde taşımaktaydı. Hayatı boyunca iyilik, güzellik ve doğruluğu   şiar edinerek sonunda uçmağa vardı. Mekânı cennet olsun. Oğuz dayımızın başarıya ulaşma öyküsü bir rol-model olma özelliği taşımaktadır. Onun güleç yüzünü asla unutmayacağım.


          Ölüm; insanın çaresizliği, korkusu ve duygusallığıdır.


 Bu duygu arkada kalanlar içindir. Doğumun gerçek olduğu kadar, ölümün de ‘Her nefis ölümü tadacaktır.’ ayeti gereğince muhakkak başlara geleceği bir vakıadır.


         Ölüm; Allaha dönüştür, sevgiliye kavuşmadır.


Mevlana, ölümü güneş ve ay benzetmeleriyle dile getirir:


 ‘Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret.


 Güneş ve aya batmadan ne ziyan gelir.’


 Ölüm bir “batma” gibi görünse de o aslında doğmaya hazırlıktır, yeniden doğuştur, can’ın hapisten kurtuluşudur.


 Ölüm, şeb-i arus’tur Mevlana’da. Mevlana, ah-vah istemez ölümüne, ağlayış istemez. Mezarı ariflerin gönlündedir. Hünkar, ölüm gerçeğini başka bir açıdan belirtir:


 ‘Bu tarafta ağzını yumdun mu o tarafta aç..


 Çünkü artık hay-huydan, uzak, mekânsızlık âlemindesin.’


 Yunus Emre ölümü, kendi özüne dönmek kabul eder. Ona göre can bir emanettir. Ölüm âşıkların nur-ı ilahisidir. O, âşıkların ölümsüzlüğüne inanır. Yunus Emre’nin lügatinde ölüm, Mevlana ile eşdeğerdedir:


 ‘’Kogıl ölüm endişesin, âşıklar ölmez bakidir.


 Ölüm âşık’ın nesidir, çünki nûr-ı ilahidir.


 Ey yarenler, ey kardeşler, ecel ere ölem bir gün


İşlerime pişman olup kend’özüme dönem bir gün.


 Emaneti senden ala, gövdeni kuru baş sala


 Veballer boynunda kala, nefsin ura gülbangını’’


  Ölüm, yükselmektir, uçmaktır, uçmağa varmaktır. Canın bedenden ayrılması, ruhun göğe ağmasıdır.


     Bilge Kağan, Tanrı’nın ebediğini belirterek kişi oğlunun ölmek için yaratıldığını şu sözlerle bengü taşlara kazdırır: ‘Öd Tengri yaşar, kişi oğlı kap ölgeli törümiş.’  (Zamanı Tanrı yaşar (ebedidir) kişi oğlu hep ölmek için yaratılmıştır.)


 Dünya gelimli-gidimlidir, son ucu ölümlüdür. Kişioğlu sevaplarına göre gökyüzünde bulunan sekiz uçmağa, günahlarına göre yeraltında bulunan yedi tamuya gider.


  Sekiz uçmağ cennet, yedi tamu cehennemdir.


 Ölümün gerçekliği geride kalanları büyük acılara, üzüntülere gark eder.


 Oğuz dayımız sevenlerinin kalbinde yaşayacaktır. Ruhu şad, makamı cennet olsun.