13.01.2019 17:38:20 820 Okunma

Sanayici ve iş adamı Ahmet Kahveci ile bir sohbet gerçekleştirdik:“Porsuk vadisine büyük ölçekli çiftlikler kurulabilir.”

AHMET
KAHVECİ ÖZGEÇMİŞİ


1957 yılında Niğde Çamardı ilçesinin Çardacıkköyünde doğdu. İlk tahsilini köyde, ortaokul ve sanat okulu tahsilini Niğde Merkez ve Kayseri’de yatılı olarak tamamladı. Üniversite sınavına okul birincisi olarak girdi, Eskişehir DMMA Makina Fakültesinden 1979’da mezun oldu.
Elektrik Teknisyeni ve Makina Mühendisi olarak iş hayatına profesyonel yönetici olarak başladı. Değişik kâğıt ve ambalaj fabrikalarında bakım, işletme müdür ve genel müdür kadrolarında çalıştı.   
2005 yılında emekli olup iş hayatına devam etti.
Özel iş hayatındaki ilk deneyimi 1970-1975 yılları arasında yaz tatillerinde İstanbul’da seyyar satıcılıktır. İkincisi 1997 yılında Ay Mühendislik Ltd. Şti’ndeortak olarak bulunmuştur.
2007’den beri Eskişehir Organize Bölgesinde faaliyet gösteren “Ak Oluklu Ambalaj Ltd. Şti.’’nin başında yönetici ortak olarak görev yapmaktadır.
2013 yılında Kahveci Ambalaj Ltd. Şti.’ni kurmuş başarıyla devam etmektedir.
Deneyimli bir profesyonel yöneticinin sanayici olarak iki ortakla kurup işlettiği fabrika, rol model alınabilir bir başarı hikâyesidir.
Kahveci, evli ve üç çocuk babasıdır.


....


Sohbet:


Sanayici iş adamı olarak, kültür ve sanata ilginiz nereden kaynaklanmaktadır?
Bu cevap için çok gerilere gitmek lâzım.1450 rakımlı, Toros dağlarını ufkunda gören bir yayla köyünde geçti çocukluğum.Tarım toplumunu geçiş dönemleri. Elma bahçeleri, tarla, bostan, harman, karasaban, döven, yaba, dirgen, mencel, orak…ilkel, dağlık arazide ziraat ve hayvancılığın tüm inceliklerini gördüm, yaşadım.
Köyümüzde elektrik yoktu. Her yaz değişik yaylalara göçer, temiz dağ havasında ne bulursak, oyun da o,iş’te o.
Kalabalık bir aile, yaz kış inanılmaz bir çalışkanlık, bunun yanında geleneksel dini ve kültürel yaşantı. Çukurova’dan gelen Yörük göç kervanlarının renkli nostaljisi, kalaycısı, çerçisi… hepsini gördük.
Bu renkli yaşantının içinde rekabet.
Hava kararınca çekilinilen evlerde hayal gücünü zorlayan masallar, gece oyunları, çoban ateşleri, koyun, kuzu, inek telaşları. Büyüklerin anlattıklarını saygı ve sessizlikte dinleme adabı, misafir kültürü.
On bir yaşında köyden 70 km uzakta Niğde’ye ortaokula kaydoldum. Elektrikle, trafikle, şımarık şehir çocuklarıyla tanıştım. İçimde köye takdirle dönme, şehir çocuklarına kendimi temsil ettiğim dünyanın tüm köy çocuklarını ispat etme arzusu…11-16 yaş grubunda dört çocuk, iki odalı taş bir kiralık evde tüm yokluk ve sıkıntılara rağmen sınıf birincisi olmak. Oldum şükür, hep birinci…
Köye hasretin duygu vadilerimde çimlenip boynu bükük nergisler, sürmeli navruzlar, eşme pınarlar olarak ilkbaharda buğulanan topraklar misali kabarması, bunları yazmaya ve okumaya sürükledi. Ömer Seyfettin, Kemalettin Tuğcu ne bulursam okudum, okudum.

Size göre medeniyet ne demektir? Türk medeniyeti yeniden inşa edilebilir mi?

İnsan topluluklarının kendi arasında, komşu topluluklara, doğaya ve çevreye karşı davranışlarının tarafsız bir şekilde tanımlanmasına medeniyet diyoruz.
Medeniyet arka planda kültür ve inançlardan beslenir. Davranışlar kültür tercihlerinin çıktılarıdır. Bu yüzden medeniyet bir sıfatla birlikte anılır; Türk-İslâm Medeniyeti, Batı Medeniyeti, Acem Medeniyeti… gibi
Medeni bir toplum kişi hak ve özgürlüklerine saygılı, çevreye duyarlı mükemmel örneğiPeygamber Efendimizin üstün ahlâkı ile tesis ettiği Medine döneminde yaşanmıştır.
Alternatifi aşiret, göçebe yaşantılarına karşı örnek bir toplum olması hasebiyle ismini de oradan almıştır.
“Türk-İslâm Medeniyeti’’ yeniden inşa edilebilir.„ demek için “ ama”, “fakat”, “ancak” ile başlayan bazı şartlar vardır.
Dünya konjonktürünü iyi okuyan Atatürk gibi bir lider gelir. Önce temelden eğitim ve adalet,rönesans ve reformu yapılır. Dünya ile rekabet koşulları sağlanır. İstihbarat etkin hale gelir. Temelde İslâm ahlâkı ve vahyin mesajları birer birer yasalara oradan da halka ulaşır. Adım adım yeniden tesis edilir. Niçin olmasın? Cevherde, inançta, imanda vatan sevgisi de bu milletin içinde.
Ancak toplumun kimyasında ciddi bozulmalar var. Demokrasi de nabza şerbet üzerinden prim yapıyor. Çöküş bir sarmal halini almış. Önce bu gidişi düzeltmek gerek. Bu da dış ilişkilerin zorlamasına karşı etkin reaksiyon ve eğitimle olur. Arıza maalesef uzun yıllar Türk milletine düşman unsurlar “ılık suda kurbağa öldürmek” diye bilinen metodu uyguluyor. Reflekslerimiz giderek zayıflıyor.

Önce Eskişehir Sinerji Platformu adı altında bilgi ve düşünce üreten dostlarınızla bir oluşum içine girdiniz, daha sonra bu oluşumu Eskişehir Düşünce Merkezi olarak yasalzemine konumlandırmak üzere çalışmalar yapmaktasınız. Çalışmalarınızla Eskişehir kamuoyunda ilgi ve alaka gördüğünüz gözlemlenmektedir.Dernekleşme hazırlıklarınız ne aşamadadır? Amaçlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Hırslı politikacılar ve sadece ekonomik kaygılarda hareket eden etkin sermaye toplumu hak etmediği bir mecraya sürüklüyor. Küçük hemşeri dernekleri, parti ve meslek örgütleri, futbol kulüpleri, milli mefkûre kaygısı olmayan basın ve örtülü dış istihbarat birimleri ile bölünmeler giderek yayılıyor. Akademisyen kesim münevver ve mütedeyyin bir ahlâk zemininden kopmuş…Ve fakat böyle bir toplumda büyük fotoğrafı görecek nitelikli, inançlı ve fedakâr kaygılı insanlar köşesine çekilmiş; teşkilatsız.
Önümüzde adım adım bize yaklaşan Irak gibi, Suriye gibi örnekler var. Allah korusun aynı senaryo, Türkiye üzerine kurgulanırsa ne olur? Bu bir senaryo. Olmaz ve imkânsız değil.
O halde nitelikli münevver insanların bir araya gelip tüm fikir, parti ve gruplarınüzerinde bir platformda buluşması ve her kesimle sorunsuz iletişim kurması gerektiğini  bu bugün yapılmazsa yarın çok geç olacağını düşündüm. Bu düşünceyle, seçici davranarak yirmi kişilik bir arkadaş grubunu yemeğe davet ettim. Kafamdaki sancıları anlattım. Çok beğenildi, alkışlandı.
Bu doğrultuda kişisel telaşlar, çalkalanan konjonktür içinde defalarca toplantı ve seminerler düzenledik. Artık format atma zamanı geldi. Tüzük hazır. Yakında heyecanımızı tanımlayan bir isim altında dernekleşiyoruz. Bizi izleyin.
Yapmayı planladığınız sosyal ve kültürel etkinlikler hakkında bilgi verir misiniz?
Kırmızı çizgi metaforu ile önceliklerimiz;
1.    Oluşum asla bir siyasi, ideolojik yada hemşeri lobisine angaje olmayacaktoplumun hain olmayan her kesimi tarafından temsil edilecek ve iletişim içinde olacaktır.
2.    Ortak ve tartışmasız kabul gören, kültür inanç ve tarih şuurundan beslenenfaaliyetler yapılacaktır. Örneğin; İstiklâl Savaşımızın geçtiği bölgelere kültür ve anma programlarına gençliği çekmek, önemli tarihi günleri anma, bunu hatırlatıcı sinema, tiyatro, müze, konser, ikram…vs gibi faaliyetler.
3.    Milli gururumuzu rencide eden saldırılara karşı ortak tepki, protesto.
4.    Deforme olmuş hukuk yapılarına reform niteliğinde öneri ve projelere destek.
5.    Eğitimde kaliteyi artırmak için her türlü etkinliği organize etmek ve desteklemek.
6.    Dernek amaçlarına uygun örnek davranışları ve kişileri ödüllendirmek ve örnek göstermek.
7.    Ortak değerler etrafında uzlaşma ihtiyaçlarını karşılamak için her türlü girişim.
8.    Amaca uygun dergi çıkarmak, kitap basmak, şiir, hikâye ve roman yarışmaları düzenleyip ödüllendirmek.
9.    Yönetimlere kanun taslağı, yönetmelik ve projeler hazırlayıp sunmak.
Bu doğrultuda yepyeni her fikre açık olmak.

Eskişehir Sanayi Odasında görev yapmaktasınız. Genel anlamda Eskişehir sanayisini değerlendirir misiniz?

Eskişehir, 70’li yıllara kadar kamu iktisadi kuruluşlarının altın devirlerinin yıldız bir sanayi şehri. O dönemlerde Türkiye’nin dört veya beşinci merkez nüfusu olan, futbol takımı üç büyüklere kafa tutan, kartpostalların aranan şehri.
Renault otomobil yatırımınıBursa’ya kaptırması birinci kırılma noktası. Genel manadaKİT’lerin giderek ekonomiden çekilmesine paralel Eskişehir de geriledi.
Özel sektörde lokomotif yatırım Arçelik etrafında örgütlenen yan sanayi rutin faaliyetini yürütmekte ancak Eskişehir’i temsil eden mobilya ve soba sanayisinin gelişmelere ayak uyduramaması sürekli yarışta geri kalmaya neden olmuş.
Bugün Marmara havzası, Almanya’nın Bavyera’sı gibi önümüze bakir, gelişmeye açık muhteşem fırsatlar sunmaktadır. Ancak bölge illerin sanayileri ileentegre olan yönetim anlayışı, yeni yatırım çekmek ve ihracatı artırmaya yönelik akıllı adımlar atmak için liyakat sahibi sanayicilerin kendi odalarında ve şehrin yönetiminde etkin rol oynaması gerekir.
Şu anda içinde bulunduğum ESO yönetimi tam da anlatmaya çalıştığım hedefe hızla koşuyor. Bu nedenle ümitvarım. Büyük sanayi bölgemizde tuğla ile çikolata, gıda ile geri dönüşüm, yan sanayi ile özgün nihai üretim maalesef iç içe.
Bireysel özlemim ETİ bisküvi fabrikaları şehrin markası. Şeker Fabrikasının ETİ üzerinden özelleştirilmesi mümkün olsa pancar şekerine dayalı organik şekerleme yan sanayi örgütlenmesi ile Konya gibi bir gıda üreticisi bölge olabiliriz.
Yine tekstilde dünya markası firmamız var. Ancak uzak doğunun ucuz işçilik baskısının rekabette zorladığını duyuyoruz. Devletin “ kırsal asgari ücret” uygulaması için Eskişehir pilot bölge seçilse ve en az on yıl süreyle hâlen kente göçmemiş mahalle/köylerimizde atölyeler kurulsa tekstilde Avrupa’da  inanılmaz bir rekabet üstünlüğü sağlayabilir. Hatta bu iş için ufak restorasyonla boş köy okulları kullanılabilir. Bu önerimi ESO ve ilgili kurumlarda paylaştım girişimlerim devam ediyor. Bölgedeki diğer tekstil sanayici arkadaşlarım da konuyla ilgilenmeye başladı.
Amerika’da Mississippi nehir havzasını andıran Porsuk vadisine Eskişehir il sınırlarından çıkana kadar en az on tane büyük ölçekli çiftlikler  kurulabilir.
Bölge değerlerini işleyecek ihtisas ve butik organize bölge ve acilen nitelikli eleman ihtiyacı var.

Batı, 18. Yüzyıldan başlayarak Sanayi Devrimini gerçekleştirme yoluna girdi. Bizde ise yapılan olağanüstü çalışma ve gayretlere rağmen Batı’nın teknolojik üstünlüğü bir türlü aşılamamış, zaman içerisinde de yerli üretim maalesef yetersiz  kalmıştır.Sizce başarısızlığımızın ana sebepleri nelerdir?

Türk İstiklal Savaşı verilene kadarki dönemi tarihçilere bırakıyorum. Ancak nitelikli ve eğitimli insan gücünün gelişme hamlelerinde yetersiz kaldığını görüyoruz. Elde kalan vatanperver eğitimli insan kaynağımızın çok önemli bir kısmı da 1. Dünya Harbinde ve İstiklal Savaşımızda maalesef kaybettik.
O kıt imkânlara rağmen en büyük hamlelerin yine 1937 yılına kadar Atatürk’ün liderliği ve basireti ile yapıldığını görüyoruz.
1927 yılında temeli atılan Kayseri Uçak Fabrikası, Nuri Demirağ’ın Uçak Fabrikası, Nuri Killigil Paşa’nın Sütlüce Silah Fabrikası… Maalesef sahip çıkılamadı. Tülomsaş dünyaya açılamadı. Nato’dan sonrada milli güvenliğin ihale edilmesi, askerin politika ile iç içe olması, sürekli değişen iktidarlar ve yabancı istihbaratların ülkeyi birbirine düşürmesi… Kaybedilen yıllar…
Ancak geçmişe ağlamak yerine geleceğe umutla sarılmak ve fırsatları değerlendirerek hamleler yapmak arayı kapatmamıza imkân verebilir. Bunun olmazsa olmaz eğitim ve hukuk reformu sonra da israfa son vermek, dış ticaret açığını kapatmak insan gücümüzün tamamını üretken hâle getirmek, ziraatı planlı, sanayiyi dünya ile entegre yapmakla aşılamayacak hedef yoktur.
Krizler gelmeden önlem alınarak, geçici dönem ucuz mal satıp yerli sanayiyi öldüren yabancı yatırımcılara izin verilmemelidir. Devletin karar mekanizmalarında sanayiciler etkin rol almalıdır.

Ülkemizde inşaat sektörü, sanayi sektörüne karşı her zaman önde tutulmaktadır. Halbuki kalkınmanın ana sektörü dünyanın her tarafında sanayidir. Bu konuyu değerlendirir misiniz?

İnşaat sektörü milli sermayeyi toprağa gömen; ancak birçok ekonomik alt yapıyıişlettiği için iktidarlar tarafından öncelikli desteklenen bir sektör.
Milletlerarası ekonomik rekabette çokta karşılığı olmayan bu sektöre hizmet veren firmaların dünyaya açılması gerekir. O zaman ihtiyaç fazlası konut üretmeyi teşvik etmeye gerek kalmayacaktır.
Türk sanayisinin dünyada rekabet edebilmesi için çok bakir alanlar var. Örneğin savunma sanayi, enerji sektörü, katma değeri yüksek teknolojiler, maden havzalarımızda butik nitelikli yan sanayiler…
Türkiye’nin jeopolitik ve stratejik konumu itibariyle insan gücü, nakliye avantajı, demiryolu ve limanlar ile gelişmiş pazarlara yakınlığı avantaj olarak değerlendirilmelidir.
Bunun için önce Milli Eğitim ve hukuk sisteminde reform niteliğinde müdahalelere ihtiyaç var, sonrası kendiliğinden gelecektir.
Fikir hakları, standart patent ve tasarım tescillerine gereken önemi verilmesi, Türk standartlarının öncü ve üretken bir yapıya kavuşması, Devlet Planlama Teşkilatının yeniden işlevsel hale getirip sanayi ve kalkınmada temel hedefler koyması şarttır.

Sanayinin; Üniversiteler, Meslek Yüksek Okulları, Meslek Liseleri ve ilgili meslek odaları ile ilişkileri halihazırda ne düzeydedir?İyileştirme gerekli midir?Nasıl olmalıdır?

Sürekli dile getirilen fakat bir türlü çözülemeyen sanayi üniversite işbirliği(!)Kesinlikle istenen düzeyde değildir.Üniversite akademisyen kesim kibirli, sanayiye tepeden bakan ve küçük görenbambaşka bir dünyanın insanı. Yüzde yüz aynı düzlemde olmaz ama ortak noktalar getirilebilir.
1.    Bir doçentin kariyer yapma şansı bir sanayi kuruluşunda konusuyla ilgili bir proje başarmasına bağlanır. Bakınız nasıl geliyor!
2.    Okullarda öğretmen kadrosunun bilgisi sürekli güncellenmelidir. En çok üç yılda bir kariyer sınavına alınmalıdır.
3.    Başarılı öğretmen öğrencilerinin başarısı ile değerlendirilir ve ödüllendirilirse kendini geliştirmeye özendirilir.
4.    MYO ve Meslek Lisesiöğretmenleri sektörle ilgili fuarları asla kaçırmamalı, yeni ürünlerle tanışmalıdır.
5.    MYO ve meslek lisesi öğretmenleri dönüşümlü olarak fabrika ziyaretlerine gitmeli ve sanayicilerden brifing almalıdır.
6.    Sanayinin eğitim ihtiyacına göre müfredatlar düzenlenmelidir.