7 Temmuz 2019 Pazar 328 Okunma

Sanat ve spor öğreticisi Selçuk Uğurluel ile bir sohbet gerçekleştirdik:“Türkiye ’de de geleneksel okçuluğa ilgi hayli artıyor”

SELÇUK UĞURLUEL
ÖZGEÇMİŞİ


12.01.1974 tarihinde babasının memuriyeti sırasında Diyarbakır 'da dört kardeşin en küçüğü olarak doğdu. İlk orta ve lise eğitimimi Eskişehir, üniversite eğitimimi İstanbul Üniversitesi Otomotiv Bölümü ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümlerinde tamamladı.
1989 yılında Tae Kwon do ile başlayan spor hayatı, boks, Wu-Shu pencak Silat ile devam etti. Askerlik görevini ifa ettikten sonra 2000-2004 yılları arasında özel bir otomotiv sektöründe formenlik, 2004-2019 yılları arasında Estramda vatmanlık, trafik kontrolörlüğü, dispeçerlik gibi görevlerde çalıştı.
Bu zaman diliminde kalite kontrol sistemleri ve kişisel gelişim uzmanlığı konularında eğitim alarak farklı kurumlarda hizmet verdi.
2017 yılında kurulan  Mehteran Bölüğünde eğitmenlik görevini ifa etti. 2004 yılında tanıştığı bakır işleme sanatı, savaş sanatı eğitmenliği, geleneksel Türk okçuluğu eğitmenliği yapmaktadır. 


.....


 


Sohbet:


 Selçuk sohbetimize Yahya Kemâl Beyatlı’nın Dersaadet Gazetesinde 13 Kasım 1920’de yayımlanan ‘’OK’’ şiiri ile başlamak istiyorum. Ok şiiri Beyatlı’nın yazdığı tek hece ölçülü şiiridir. Öz şiirin temsilcisi Yahya Kemâl, bu şiiri 56 yılda tamamladığına dair rivayetler bulunmaktadır.
OK
Yavuz Sultan Selim Han'ın önünde
Ok atan ihtiyar Bektaş Subaşı,
Bu yüksek tepeye dikti bu taşı
O gazi hünkarın mutlu gününde.

Vezir, molla, ağa, bey, takım takım
Güneşli bir nisan günü ok attı.
Kimi yayı öptü, kimi fırlattı,
En er kemankeşe yetti uç atım.

En son Bektaş Ağa çöktü diz üstü.
Titrek elleriyle gererken yayı,
Her yandan bir merak sardı alayı.
Ok uçtu hedefin kalbine düştü.

Hünkar dedi 'Koca, pek yaman saldın,
Eğerci bellisin benim katımda,
Bir sır olsa gerek bu ilk atımda.
Bu sihirli oku nereden aldın? ' 

İhtiyar elini bağrına soktu,
Dedi İstanbul muhasarası,
Başlarken aldığım gaza yarası,
İçinden çektiğim bu altın oktur
Yahya Kemal BEYATLI

Selçuk Bey; Ok ve okçuluk, atçılık, Türk dövüş ve savaş sanatı, alpago, hat ve bakır işleme sanatı,  gibi pek çok spor ve sanat alanlarında öğretici ve icracı bir konumda bulunmaktasınız. Bu alanları size tek tek soracağım. Ancak sizden öncelikle öğretmek istediğim; bu alanlara ilginiz nasıl başladı? Nasıl bir kültür ortamında yetiştiniz? Sizin sosyal ve kültürel kimliğinizin oluşumunda hangi etkenler etkili oldu?

Atalarımızın dediği gibi "Oğul atadan, kız anadan görmeyle olur". Benim kültürel alt yapımı, şerefli Türk ordusunda yıllarca görev yapmış, vatanın her yerinde karış karış bulunmuş, bir babaya sahip olmanın şansı, gururu bunu sağlamıştır diyebilirim. Yılların birikimini bizlere aktarırken potamızda milli ve manevi değerleri harmanlayıp özümsememizi sağlayan rahmetli babam, bizlere farklı potansiyelleri fark ederek eğitim ve terbiye verdi.
Kendisi orduda görev yaptığı yıllar boyunca çok rahat lojmanda oturma imkanına  sahip olduğu halde; bizlerin duvarlarla halktan soyutlanmış yerlerde büyümemiz yerine, halk ile içiçe milletimizin değerlerini bire bir tecrübe ederek büyümemizi sağladı. Gerçi bizlerin çocukluk döneminde ki sosyal yapıyı şimdikiyle kıyaslamak başlı başına hata olur. Komşumuzun kapısını çalıp su istemek, arkadaşımızın evinde yemek yemek, sokakta doyasıya oyunlar oynamak.... Şimdi ne mümkün...
Sosyal ve kültürel kimliğimin oluşmasındaki en büyük etken, rol modelim babam ve onun kitaplığıdır. Çok uç bir örnek olacak belki; babam her zaman silahını, otomobilinin anahtarlarını, cebindeki parayı kütüphanenin önüne bırakırdı. Kimin neye ihtiyacı varsa kullanacak beceri ve eğitimi vermişti. bizlere olan güveni tamdı ve bizlere herşeyi başaracak bir özgüven kazandırmıştı.
Kısaca kendi milli ve manevi değerlerine sıkı sıkıya bağlı yaşamış bir babadan bahsediyoruz.
Evlat babanın sırrıdır.

Türk okçuluk tarihi sürecinde kısa bir bilgi gezintisi yapalım; Türk boy sistemindeki Üçok-Bozok ne demektir? Türk oku ve okçuluğu nedir? Diğer ok ve yaylardan ne gibi farkları bulunmaktadır? Türk ok ve okçuluğuna günümüzdeki ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?  Okçuluktaki kategoriler ve atış çeşitleri nelerdir? 

Bildiğiniz gibi Türk milleti dünyanın en kadim milletidir. Türklerin bilinen eski töresini düzenleyen Oğuz Kağan’dır. Oğuz Kağan Destanında bahsi geçen altın yayı üç büyük oğluna vererek onlara hakimiyeti tevdi eder ve bunlar Bozoklar olarak anılır, üç küçük oğluna üç gümüş ok vererek tabiyeti tevdi eder ve bunlar da Üçoklar diye anılır. Böylece ok ve yay Türk hakimiyet sembolü olarak tarihteki yerini alır.
Türk okçuluğunu bir kaç cümlede ifade etmek elbette mümkün değildir. Kısaca ordu millet anlayışı çerçevesinde değerlendirirsek, küçük çocuklar koçlara binip tavşan, sincap avlar biraz büyüdüklerinde ata biner 12 yaşında çok iyi bir süvari ve okçu olurlardı. Evlilik çağına gelen delikanlıların güreşte, at yarışında ve okçulukta evlenecekleri kızları geçmek zorunda olduklarını  Dede Korkurt Kitabından öğreniyoruz. Demem o ki;  gerek siyasi gerek sosyal gerekse askeri alanda yaşamın her sahasında yay ve ok vardır. İşte en büyük fark budur.
Bu fark diğer milletlerin yay ve oka verdiği değerden daha fazla olması sebebiyle ortaya çıkıyor. Türk yayları birleşik yay dediğimiz akçaağaç, manda boynuzu, hayvan siniri ve mersin balığının damağından yapılan bir tutkalın birleştirilmesinden oluşmuş mühendislik harikasıdır. Yay böyle ise siz bir de atılan oku düşünün ki "OK ATMAK ALTIN ATMAKTIR." şeklinde söylene gelen bir deyim bile olmuştur.
Günümüzde teknoloji insanları okumaktan uzak tutmakta, diğer bir deyişle teknolojiyi doğru kullanamadıklarından okumaya fırsat bulamıyorlar şeklinde de ifade edebiliriz. Bu sebeple göresel çok yoğun bir rağbet oluşturuyor. Tarihi filmlerden bahsediyorum; bu filmler her ne kadar tarihi birer bir yansıtmasa da insanların tarihi argümanlara olan ilgisini artırmıştır. Genel sekreterliğini yaptığım Eskişehir Sultan Okçuluk Kulübünde de bunu etkilerini görmekteyim. Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye 'de de geleneksel okçuluğa artan bir ilgi söz konusu ve bu bizleri çok memnun etmektedir.
Türk okçuluğunda atış kategorileri ve atış şekilleri genel olarak; atlı okçuluk ve yaya okçuluğu şeklinde ikiye ayırabiliriz. Atlı okçulukta Türk parkuru ve kabak atışı, yaya okçuluğunda puta hedef atışı , darp atışı ve menzil atışı şeklinde sınıflandırmak mümkündür.

Selçuk Bey, Tozkoparan
ne demektir?

Tozkoparan deyince akla, Tozkoparan İskender gelir. Kendisi 846 metre uzağa ok atışı yaparak hâlen kırılamamış bir dünya rekorunun sahibidir. Toz , toz koparmak deyimleri hakkında halen itilaflar olmakla birlikte tozun kabzadaki bir tabaka olduğunu söyleyebiliriz. Tozkoparan deyimi yürek ve bilek gücüyle gerilen yayın dayanamayıp zarar görmesidir diyebiliriz.
Okçular arasında söylenen ‘’Kemankeş Sırrı’’ nedir?
Sır tutmayı iyi bilirim, merak edenleri Eskişehir Sultan Okçuluk Kulübüne  okçuluk eğitimine bekliyoruz.
Söylenegelen bu sırda  ihtilaf mevcuttur. Kimileri Enfal suresi 17. ayeti işaret ederken kimileri de kabza alan kemankeş adayının ustasından aldığı nasihatleri işaret etmektedir.
Osmanlı döneminde kemankeş olmak isteyene kişiye üstadı, ok ve yayı teslim ederken kulağına; 'Kemankeş Sırrı'nı fısıldardı. Okçular dışında kimseye fısıldanmayan bu sır, zamanla ifşa edildi. O sır Enfal Suresi'nin 17. ayetiydi: "Attığın zaman onu sen atmadın. Allah attı."
Alpagu ne demektir? Türk dövüş ve savaş sanatının esasları nedir? Alpagonun Etnospor alanlarından olan Aba Güreşi, Aşık Oyunları, Atlı Cirit, Atlı Okçuluk, Kökbörü, Kuşak Güreşi, Mangala, Mas Güreşi, Şalvar Güreşi, Yağlı Güreş ve Yaya Okçuluğuyla ilgisi nedir?

Alpagu, Kültigin Abidesi ve Yenisey Yazıtlarında geçmektedir. Merhum Prof. Dr.  Muharrem Ergin, Alpagu’yu şöyle açıklamıştır: Alpagu; bozkurt, özel yetiştirilmiş savaşçı ve hiçbir yerden yakalanmayan savaşçı anlamındadır. Günümüz bordo berelilerimiz sanırım konunun daha kolay anlaşılmasını sağlayacaktır. Yapmış olduğum değerlendirmelerde, Türk Savaş Sanatını en uç noktada icra eden bu askerlerin yetiştirilmesinde Türk kültürü merkezdedir. Alplık kazandıktan sonra savaşçılık yolunda Akıl, bilgelik, ruh, erdem ve bedenin gelişerek, birbirleriyle uyumun zirvesidir Alpagu olmak.
Kızbörü, beye, çöğen,mızrak, seyirtme, kılıç, kayak, yürüyüş, depük, ağırlık, muştzen, labut, tomak, cündilik, avcılık ve sürek avınıda bunlarla birlikte saymakta fayda var. Bu sportif faaliyetleri ordu millet anlayışı çerçevesinde her zaman savaşa hazır olmak için icra edilen ‘’altını çizerek ifade ediyorum’’ sosyal faaliyetlerdi. Kadını erkeği her fırsatta yarışır ve birbirlerinin gelişimine katkı sağlarlardı. Böyle bir ortamda yetişip önce alp olup daha sonra alpagu olma yolunda çok daha fazlasını yapabilmenin imkansız olmadığını görmek elbette zafere giden yolu açıyordu.

Selçuk Bey, sporla sanatı aynı anda yürütmektesiniz. Geleneksel  Türk sanatlarını  modern bir anlayışla öne çıkarmaktasınız. İlginiz dahilinde olan görsel sanatlardan söz eder misiniz?

Geleneksel Türk El Sanatları çerçevesinde bakır işlemeciliği yapmaktayım. Kalemkarlık ve naht bu sanatın içindedir. Bunu sanatı ahşapla birleştirmek de mümkün. Zergedanlık yolunda ilerlemenin mümkün olduğu bu sanatta ilerlemek istiyorum. Bu sanatları şimdilik kendim için yeterli buluyorum.

Görsellerinizde özellikle Göktürk alfabesini öne çıkarmaktasınız. Bunun nedenini açıklar mısınız? Göktürk alfabesi ve Göktürk Yazıtlarında sizi etkileyen nedir?

Binlerce yıllık Türk tarihinin ilk yazılı örneklerinden olan Orkun Abideleri ve Yenisey Yazıtları bizlere çok şey anlatmaktadır. Bu anlatım, ilginç bir şekilde çağlara hitap etmektedir, Dolayısıyla günümüze de hitap ediyor. 11 yaşında okuduğum Abdullah Ziya Kozanoğlu 'nun Gültekin romanıyla başlayan bir ilginin beni getirdiği yer burası...
"ZAMANI TANRI YAŞAR, KİŞİ OĞLU ÖLMEK İÇİN YARATILMIŞ"
"ER ERDEMİM İÇİN VATANIM İÇİN ÖLDÜM"
"ÜSTTE GÖK ÇÖKMESE, ALTTA YAĞIZ YER DELİNMESE, İLİNİ VE TÖRENİ KİM BOZABİLİR, TİTRE VE ÖZÜNE DÖN"
Saymakla bitmeyecek bir etkileşim söz konusu

Selçuk Bey, sohbetimizin başından beri ele aldığımız konu ve alanlarla ilgili başlangıç hedefiniz neydi? Hedeflerinize ne oranda ulaşabildiniz? Yeni ufuklara yolculuğunuzda bizi nelerle tanıştıracaksınız? Yeni hedeflerde neler var?
Hayat koşturması çoğu zaman bizim planlarımızı boşa çıkarıyor. Bunu anladığım günden beri elimden gelenin en iyisi ölesiye ortaya koyup sonucu gözlemlemeyi tercih ediyorum. Buna tevekkül ya da doğaçlama da diyebilirsiniz ancak ben tevekkülü tercih ediyorum. İlmi çalışana, serveti dilediğine veren Allah çalışan herkesin emeğinin karşılığını önünde sonunda verecektir. Gönlümden geçen ise, edindiğim birikimi yeni nesle aktarırken kültürümüzü yurt içinde ve yurt dışında tanitarak hizmek etmek var.
Yeni ufuklar ... Yürekte ne varsa ortaya da o çıkacaktır.