Bu hafta istikbalgazetesi.com Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Cansu Tunç, Eskişehir’in gündemini belirleyen kritik başlıkları mercek altına alıyor...
ÇEKİN ELLERİNİZİ ESKİŞEHİR’İN TOPRAKLARINDAN
Alpu ilçesinde Esence ve Uyuzhamamköyü mahalleleri mevkiinde planlanan Esence Altın-Gümüş Maden Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi Projesi için yeniden ÇED süreci başlatıldı. Taşzemin Madencilik İnşaat A.Ş. tarafından yapılması planlanan proje kapsamında yaklaşık 2 bin hektarlık ruhsat alanı ve 660 hektarlık ÇED alanında açık ocak madenciliği yapılması öngörülüyor. Projede patlatmalı üretim yöntemiyle yaklaşık 335 milyon ton kazı yapılacağı, çıkarılacak cevherin ise Kaymaz Altın Madeni’ne taşınarak burada işleneceği belirtiliyor. Projenin Alpu Ovası’na yakın olması nedeniyle tarım alanları, meralar, yer altı su kaynakları üzerindeki olası etkileriyle ilgili CHP Eskişehir milletvekilleri Utku Çakırözer, Jale Nur Süllü ve İbrahim Arslan maden projesini “doğa kıyımı” olarak adlandırırken bölgenin korunması gerektiğini ifade etti.
Bir toprak parçasının oluşması bile yüzyıllar alırken Alpu gibi üretimin, tarımın bereketli olduğu bir bölgede; altın uğruna tarım alanları su kaynakları talan edilecek. Toprak bugünün değil, gelecek nesillerin de mirasıdır. Madencilik faaliyetlerinin ekonomik değeri ne olursa olsun o bölgenin toprağından, suyundan daha önemli değil ki Eskişehir’in değeri yerin altındaki madenlerle değil yerin üstündeki bereketli topraklarıyla, doğasıyla ölçülmeli.
Projeye tepki gösteren Milletvekili Jale Nur Süllü de yaşanan sürece dikkat çekerek, “Bunun adı yatırım değil, doğa kıyımıdır. Altın uğruna tarım alanlarını, su kaynaklarını ve yaşam alanlarını feda etmeye çalışıyorlar. İktidar yine şirketlerin yanında, Eskişehirlilerin karşısındadır. Üreticinin toprağını, köylünün suyunu, çocuklarımızın geleceğini korumak yerine maden şirketlerinin çıkarlarını korumayı tercih ediyorlar. Kazanan yine maden şirketleri olacak, bedelini ise tüm Eskişehir ödeyecek. Eskişehir maden şirketlerinin talanına feda edilemeyecek kadar kıymetlidir. Toprağımızı, suyumuzu ve havamızı ranta teslim etmeyeceğiz” dedi.
ESKİŞEHİR’İN DEPREM
RİSKİ YÜKSEK İLÇELERİ
Türkiye Diri Fay Haritası’nın 13 yıl sonra güncellenmesiyle birlikte, ülkedeki diri fay sayısının 485’ten 700’e yükseldiği açıklandı. Eskişehir, kendi adıyla anılan Eskişehir Fay Zonu üzerinde bulunması nedeniyle deprem açısından dikkat çeken iller arasında yer alıyor. Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi değerlendirmelerine göre Eskişehir’de deprem riski yüksek ilçeler arasında Tepebaşı, Alpu, Mahmudiye, Mihalgazi ve İnönü yer alıyor. Daha düşük riskli ilçeler arasında ise Mihalıççık, Odunpazarı ve Çifteler gösteriliyor. Uzmanların değerlendirmelerine göre Eskişehir’i etkileyebilecek fayların farklı büyüklüklerde deprem üretme potansiyeli bulunuyor. Eskişehir Fayı’nın yaklaşık 6,4, Kuzey Anadolu Fayı’nın 7,4-7,5, Kütahya Fay Zonu’nun 5,5-6 ve Gediz Fayı’nın 7-7,2 büyüklüğünde depremler oluşturabileceği ifade ediliyor.
Deprem gerçeği Türkiye’nin gündeminden hiç düşmüyor. Ancak her yeni harita, her yeni bilimsel çalışma bizlere hazırlıksız oluşumuzu tekrardan hatırlatıyor. Türkiye Diri Fay Haritası’nın güncellenmesiyle birlikte fay sayısının artması, aslında yer kabuğunda yeni fayların bir anda oluştuğu anlamına gelmiyor. Bilim insanlarının yıllar süren araştırmalarıyla daha önce bilinmeyen ya da yeterince ayrıntılı incelenmeyen kırık zonlarının tespit edilmesi anlamına geliyor. Bu da deprem tehlikesini daha doğru anlamamız için önemli bir adım.
Deprem konusunda en büyük yanılgılardan biri de fay uzakta ise risk yoktur düşüncesi oluyor ancak kimse yapı stokuna, zemin özelliklerine, altyapıya ve afet hazırlığına bakmıyor. Sorulması gereken soru “faylar nereden geçiyor, benim yakınlığım ne?” değil yapılar ne kadar güvenli, olası bir afette şehir ne kadar dayanıklı olmalı. Güncellenen fay haritaları sonrasında Eskişehir’in ihtiyacı panik değil; planlı, bilimsel ve kararlı bir hazırlıktır.
ZAFER HAVALİMANI 15. KEZ
KAMU ZARARI ŞAMPİYONU
Kütahya’daki Zafer Havalimanı ile ilgili tartışmalar yeniden gündeme geldi. CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, 2026 yılının ilk 5 ay verilerine dayanarak havalimanında garanti edilen yolcu sayısı ile gerçekleşen yolcu sayısı arasında büyük fark olduğunu açıkladı. Paylaşılan verilere göre garanti edilen giden yolcu sayısı 549 bin 55 iken gerçekleşen yolcu sayısı 17 bin 766 oldu. Bu veriler akıllara Eskişehir’in Hasan Polatkan Havalimanı üzerinden uzun süredir dile getirilen “mevcut kapasite neden kullanılmıyor?” sorusunu getirdi. Eskişehir kamuoyunda, Zafer Havalimanı yerine Hasan Polatkan’ın daha etkin kullanılabileceği yönünde görüşler yıllardır gündemde.
1989 yılında hizmete giren Hasan Polatkan Havalimanı’nın Eskişehir başta olmak üzere Afyonkarahisar, Kütahya, Bilecik ve Uşak gibi çevre illere hizmet verebilecek kapasitede olduğu belirtilirken, tarifeli uçuş beklentisinin karşılanmaması kentte uzun süredir eleştiri konusu oluyor. Eskişehirlilerin yıllardır sorduğu soru ise değişmiyor: Mevcut kapasitesi bulunan Hasan Polatkan Havalimanı neden daha etkin kullanılmıyor? Zafer Havalimanı’nın açılmasıyla birlikte Eskişehir’in hava ulaşımı konusunda beklentilerinin karşılanmadığını savunan birçok kesim, bölgenin ihtiyacına yönelik planlamaların yeniden yapılması gerektiğini dile getiriyor. Zafer Havalimanı üzerinden ortaya çıkan yeni rakamlar ise Eskişehir’in yıllardır savunduğu görüşleri yeniden tartışmaya açtı. Hasan Polatkan Havalimanı’nın kapasitesinin artırılması ve tarifeli uçuşlarla daha aktif hale getirilmesi yönündeki beklentiler hala sürüyor.
ÇİFTÇİ ZARAR HASAT EDİYOR
Eskişehirli çiftçiler, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) açıkladığı hububat alım fiyatlarını protesto etmek için TMO Eskişehir Başmüdürlüğü önünde eylem yaptı. Eskişehirli Genç Rençberler tarafından düzenlenen açıklamada üreticiler, artan maliyetlere karşı açıklanan fiyatların yetersiz kaldığını savundu. Çiftçiler, “Çiftçi bu yıl arpa ve buğday değil, zarar hasat ediyor” diyerek tepkilerini dile getirirken, açıklamanın ardından TMO önüne siyah çelenk bıraktı. Üreticiler, destek değil emeğinin karşılığını istediklerini vurguladı.

Tarlada alın teri döken çiftçi, bugün emeğinin karşılığını alamadığını söylüyor. Üretici; kuraklıkla, donla, hastalıklarla, artan mazot, gübre, tohum ve ilaç maliyetleriyle mücadele ederken bir de ürününü satacağı fiyat konusunda büyük bir belirsizlik yaşıyor. Tarım, sadece çiftçinin geçim kapısı değil; aynı zamanda bir ülkenin gıda güvenliği meselesidir çünkü tarlasına küsen bir üretici sofradaki fiyatı etkileyecektir. Çiftçiler destek istemiyor, emeğinin karşılığını istiyor. Üreticinin ayakta kalabilmesi için maliyetleri dikkate alan, planlı ve sürdürülebilir bir tarım politikasına ihtiyaç olduğunu söylüyor. Çiftçi kazanamazsa üretim azalır, üretim azalırsa bunun etkisi toplumun tamamında hissedilir. Sadece bu sebeple bile tarım politikalarının merkezinde üreticinin yer alması gerekiyor. Genç Rençberler Sözcüsü Burak Kuşan da üreticilerin sıkıntılarını şu sözlerle dile getirdi: “Bugün burada sadece kendi hakkımızı değil, yarınlarımızı da savunuyoruz. Buradan yetkililere sesleniyoruz: Çiftçinin sesini duyun. Üreticinin maliyetlerini görün. Tarımın stratejik önemini unutmayın. Bu nedenle buradan güçlü şekilde sesleniyoruz: Çiftçi bu yıl arpa ve buğday değil, zarar hasat ediyor.”




