Bu hafta istikbalgazetesi.com Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Cansu Tunç, Eskişehir’in gündemini belirleyen kritik başlıkları mercek altına alıyor...
“HASTANE ARAZİLERİNİ SATMAYIZ SATTIRMAYIZ”
AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, kentteki eski Devlet Hastanesi ve Hava Hastanesi arazilerinin özelleştirme kapsamına alınmasının Sağlık Bakanlığı’ndaki bir bürokratın hatasından kaynaklandığını belirtti. Konuyu MKYK toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ilettiğini ve özelleştirme yapılmayacağına dair kesin söz aldığını ifade eden Hatipoğlu, yakın tarihte yayımlanacak kararnameyle bu alanların listeden çıkarılacağını müjdeledi.

Son aylarda en çok konuşulan konu kuşkusuz eski Devlet Hastanesi ve Hava Hastanesi arazilerinin özelleştirme kapsamına alınmasıydı. Eskişehirlilerin "dokunulmaz" gördüğü bu iki alanın bir gecede satış listelerinde boy göstermesi tepki dalgası yaratmıştı. Hatipoğlu açıklamasında “Ben burada olduğum sürece, biz burada olduğumuz sürece ne Hava Hastanesi’nin olduğu yer ne Devlet Hastanesi’nin olduğu yer kesinlikle özelleştirilmeyecektir. Buraların özelleştirilmesi teknik olarak mümkün değil. Eskişehir’de tarihe mal olmuş yerleri ve yatırım yapacağımız alanları satmayız, sattırmayız” dedi. Eskişehir halkı, sağlık alanlarının ranta kurban edilmeyeceğinin garantisini ilk ağızdan almış oldu. Hatipoğlu’nun işaret ettiği o kararname ise oldukça önemli. Özellikle bu bölgelerin şehir hafızası açısından taşıdığı anlam nedeniyle alınacak her karar vatandaşta geniş yankı uyandıracak.

ŞEHRİN VİTRİNİNE “KARA LEKE” HİÇ YAKIŞMIYOR
Eskişehir Tren Garı’nın hemen yanında bulunan ve uzun yıllar çay bahçesi olarak kullanılan TCDD’ye ait alan, 1,5 yıldır hiçbir işlem yapılmadan kaderine terk edildi. Hoşnudiye Mahallesi Muhtarı Figen Rençber başta olmak üzere mahalle sakinleri ve esnaf, uzayan otları, biriken çöpleri ve bakımsızlığıyla tepki çeken bu atıl alan için ihale süreçlerinin bir an önce başlamasını bekliyor.

Eskişehir’e yüksek hızlı trenle adım atan bir turistin gözünden bakarsanız şehre gelir gelmez sizi koca bir balta girmemiş orman, çöp yığınları ve terk edilmiş bir görüntü karşılıyor. TCDD’nin mülkiyetinde olan ve kentin tam kalbinde yer alan bölgenin yüzüne tam 1,5 yıldır bakılmıyor. Şehrin en önemli giriş kapısını "kara leke" ile mühürlemek de Eskişehir’e hiç yakışmıyor. Mahalle muhtarı son derece haklı; Adalar’da gençlere hitap eden onlarca konsept kafe var ama bu şehrin emeklisi, yaşlısı nerede soluklanacak? Şehre böyle yeşil bir alan lazım değil mi? O zaman neden ala değerlendirilmiyor? Halkın nefes aldığı, çocukların koşturduğu o güzelim yeşil alanı çöplüğe çevirmek ve kaderine terk etmek olacak iş değil. Bölge halkı alanın yeniden Eskişehir’e yakışır bir kimliğe kavuşturulmasını ve şehrin merkezine değer katacak bir projeyle değerlendirilmesini umut ediyor. Artık gözler TCDD’de... Bu alan için somut adımların ne zaman atılacağı merakla bekleniyor.
HATBOYU İHALESİ NEDEN ERTELENDİ?
İMO Başkanı Oytun Gökten: “Yoksa yeni bir rant mı oluşturulacak?”
İnşaat Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Başkanı Oytun Gökten, Hatboyu bölgesinin, 4 Haziran’da yapılması planlanan yeni ihalesinin 15 gün ertelenmesini eleştirdi. Gökten; projede bir yarışma düzenleneceği iddialarına dikkat çekerek yarışma ihalenin neden ertelendiği ve bölgede yeni bir rant alanı oluşturulup oluşturulmayacağı sorularını sordu.

Hatboyu ihalesi sessiz sedasız 15 gün erteleniyor. İhalenin aniden ertelenmesi bir yandan da arkada dönen pazarlıkların bir işareti mi yoksa sadece hazırlıksızlık mı sorularını da doğuruyor. Bu sebeple İMO Şube Başkanı Oytun Gökten'in dile getirdiği konular dikkate alınmalı. Çünkü şehir merkezindeki değerli bir alan söz konusu olduğunda kamuoyunun açıklama beklemesi oldukça doğal. Yarışma yapılacaksa jüri üyeleri kim olacak? Kararlar hangi kriterlere göre verilecek? En önemlisi de ortaya çıkacak proje gerçekten kamu yararını mı önceleyecek, yoksa yeni bir rant alanı mı oluşturacak? Burası Ankara’daki bir masada çizilip ihale edilecek bir rant arazisi değil, Eskişehirlilerin her gün nefes aldığı, kent planlamasında da adından söz ettirecek bir yer. Hatboyu gibi bir önemli bölge ile ilgili ne düşünülüyorsa o masaya odalar, belediye ve sivil toplum da davet edilmeli. Eskişehirlilerin aklındaki soru işaretleri ve bu belirsizlik giderilmezse "Yeni bir rant mı oluşturuluyor?" sorusu da gündemde kalmaya devam edecek gibi gözüküyor.

ESKİŞEHİR İÇİN TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR
Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Başkanı Merve Edizkan Cihan’ın açıklamalarına göre, şehrin içinden geçen 4 segmentli aktif fay hattı, kırılma kombinasyonlarına bağlı olarak 6.4 ile 7.2 büyüklüğü arasında yıkıcı bir deprem üretme potansiyeline sahip. Eskişehir’in özellikle Porsuk Nehri çevresindeki Atatürk, Yunus Emre ve Kızılcıklı gibi merkezi caddelerinde yer alan gevşek zemin yapısı bu tehlikeyi katlıyor.
Eskişehir için tehlike çanları çalıyor. Eskişehir, her an kırılmaya hazır 4 segmentli dinamit bir fay hattının üzerinde oturuyor. Üstelik bu hatlar enerjisinin %90'ını doldurmuş durumda yani zaman algımızda yüzyıllar sonra olur rehaveti oldukça yanıltıcı. Şehrin kalbi sayılan noktalar bina mezarlığına dönüşmüş durumda. 40-50 yıllık, yüksek katlı yaşlı yapı stokuyla bu zemin yapısı birleştiğinde ortaya çıkacak senaryo bir felaket. Eski mühendislik şartlarıyla yapılmış bu binaların, olası bir 7.2'lik depremde bırakın ayakta kalmayı, çevre illerdeki sarsıntıları bile katlayarak hissedeceği acı bir gerçek. Şehrin merkezini bu yüzden kaderine terk edemeyiz. Eskişehir için kentsel dönüşüm artık bir tercih değil zorunluluk. Yerel yönetimlerden merkezi idareye kadar tüm kurumların harekete geçmesi gerekiyor. Çünkü deprem geldiğinde kaybettiğimiz zamanın telafisi olmayacak.

SUYU YÖNETMEYİ ÖĞRENELİM
DSİ Verileri Açıkladı: Barajların Doluluk Oranı Arttı
DSİ’nin verilerine göre, nisan ayında %38 olan Porsuk Barajı'nın aktif doluluk oranı, mayıs ayındaki etkili yağışların ardından %48,9’a yükseldi. Sarıyar %80,6’ya, Gökçekaya %71,8’e, Çatören %76,9’u bulurken, Kunduzlar Barajı ise %100 tam doluluğa ulaştı.
Eskişehir’in can damarı Porsuk Barajı’ndan nihayet yüz güldüren veriler geldi. DSİ’nin açıkladığı haziran rakamlarına göre, nisan ayındaki o korkutucu %38’lik seviye, mayıs yağmurlarının bereketiyle %48,9’a fırlamış durumda. Şehrin diğer su rezervlerinde de benzer bir tablo var. İlk bakışta bu tablo, derin bir "oh" çektiriyor. Ancak yağmur yağdı, dert bitti rehavetine kapılmamak gerekiyor. Su yönetimini sadece yağmurlara ve anlık baraj istatistiklerine endeksleyen bakış açısını değiştirmemiz gerekiyor. Evet, geçen yılın %42’lik oranına göre daha iyi durumdayız ama Porsuk Barajı’nın hala yarısından fazlasının boş olduğunu unutuyoruz. Daha önümüzde baraj sularını sünger gibi çekecek, buharlaşmanın tavan yapacağı temmuz ve ağustos ayları var.
Porsuk’un ve diğer barajların doluluğu bize kalıcı bir güvence değil, sadece yanlışları düzeltmek için verilmiş bir kredi gibi düşünelim. Sanki sınırsız bir kaynağa sahipmişiz gibi tarımda vahşi sulamaya göz yummayalım mesela… Bu suların ne kadar verimli depolanıp ne kadar tasarruflu kullanılacağını düşünelim. Bugün sevinelim ama yarın susuz kalmamak için suyu yönetmeyi artık öğrenelim.


