Beni hiç tanımıyorsun…
Ben de seni…
Belki bir caddede ilerlerken yan yana geçip gittik kalabalıkların arasından…
Farkında olmadan…
Belki omuzlarımız çarpıştı, anlamadık.
Belki bir ortamda karşılıklı sohbet ettik.
Bilmiyoruz.
Önemi de yok.
Bazen sözcükler tanımadığın birine yazıldığında daha kıymetli…
Dün gece fotoğrafını gördüm.
Güzel gözlerini uzun uzun seyrettim.
Hayran kaldım gülümsemene…
Kalbindeki mücadeleyi hissettim.
Mücadeleci insanlara duyduğum hayranlık belki de beni sana çeken neden…
Bu sebeptendir belki bu sözcükleri borç bilmem…
Aslında…
Uzun zamandır sana mektup yazmayı düşünüyordum.
Sonra vazgeçiyordum.
Sonra yine düşünüyordum.
Böyle birbirini kovaladı günler…
İnsan tanımadığı birine mektup yazar mıydı ki diye kendimi sorguladım açıkçası…
Sonra kendime kızdım.
İnsan insana açamayacaksa kalbini neden bu dünyada nefes alıyoruz ki diye sitem ettim.
Dedim ya fotoğrafına uzun uzun baktım.
Şimdi “deli mi bu kadın” diye düşünme sakın!
Hani biraz deliyim bu doğru ama sözcüklerim kıymetlidir.
Kalbimin ısındıklarına dökerim bütün hazinemi…
Mesela yazmadan önce gözlerimi kapadım ve seni düşündüm.
Seninle ilgili birçok tahmin yürüttüm.
Sanki en sevdiğin renk kırmızı…
Yağmurlu havalarda uyumak en sevdiğin şey…
En sevdiğin mevsim sonbahar…
Mücadeleyi seven kişiliğinin yanında hayal kuran ve şükreden bir insansın!
Macera romanları seviyorsun!
Ve umut dolusun…
Her sabah uyandığında gülümsediğine de eminim!
Hep de gül!
Her sabah uyandığında seni ne çok seven insanların olduğunu hatırla!
Hatırlat kendine!
Ve lütfen sonra daha çok gül!
Sonra…
Kahkaha at!
Gücünü asla küçümseme!
Ve kendine güven!
Annene güven!
Seni seven bütün insanlara güven!
Çünkü umut dolu ve gülümseyen insanlar hep başarmıştır!
Unutma!
Not: Bu arada hayalimdeki seni doğru tutturdum mu bilmiyorum ama kalbinin umut ve sevgi dolu olduğuna eminim! Yüreğinde umudu barındırmayan insan böyle güzel tebessüm edemez çünkü…