Eskişehirspor Ayvalık’tan sadece 2-0’lık bir mağlubiyetle dönmedi.

Bir gerçekle döndü.

Bu seviyede futbol…

Hataları affetmez.

Kaçanı bağışlamaz.

Ve en önemlisi…

Duyguyla oynayanı cezalandırır.

***

Bugün konuşulan sadece bir skor değil.

Bir aklın kayboluşu…

Bir planın yarım kalışı…

Ve bir maçın nasıl rakibe teslim edildiği.

Ama unutulmasın.;

Bu bir son değil.

Bu hesaplaşmanın bir başlangıcı.

***

Maçın ilk 45 dakikası şunu net gösterdi…

Eskişehirspor bu turu geçebilecek kapasiteye sahip.

Oyun planı vardı.

Disiplin vardı.

Üretim vardı.

Ama gol yoktu.

İşte bütün mesele burada başladı.

Futbolda, iyi oynayan değil…

Bitiren kazanır.

Kaçan 3 net pozisyon…

Sadece bir istatistik değil.

Maçın kırılma anıydı.

O anlar değerlendirilebilseydi…

Bugün ne hakem konuşulurdu, ne penaltı.

***

İkinci yarıyla birlikte oyun değişmedi…

Zihniyet değişti.

Rüzgar vardı, evet.

Zemin zordu, doğru.

Ama bunlar bahane değil.

Çünkü futbol aynı şartlarda iki takım tarafından oynanır.

Asıl problem şuydu;

Top yerden kalktı…

Akıl da onunla birlikte kayboldu.

Uzun toplar…

İkinci topları kaybetmek…

Kontrolsüz tempo…

Ve en tehlikelisi ise kendi oyunundan vazgeçmek.

Sahada şuursuz bir kimliğe bürünmek.

Hal böyle olunca,

Rakip sabretti, azmetti ve kazandı.

***

Evet… O pozisyon penaltı değil.

Hakem atamalarından,

Süzemedikleri kırmızı karttan,

Verdikleri penaltıya ve kırmızı kartlara kadar.

Hepsi tartışmaya açık.

Hikayenin öznesi çok başka…

Ama gerçek şu;

O penaltı yenilgiye sebep değil.

Çünkü Eskişehirspor o dakikaya kadar maçı koparamamıştı.

Penaltı sonrası yaşananlar ise daha netti.

Oyun bitti.

Denge kayboldu.

Zihin dağıldı.

İkinci gol?

Göz gere göre büyük bir hata.

Ama o hata…

Dağılan bir takımın sonucu.

***

Evet… Hakem konuşuyoruz.

İsimler gündemde.

Kararlar sorgulanıyor.

Ama büyük fotoğrafı kaçırmayalım…

Bu maç…

İlk yarıda kazanılabilirdi.

Kazanılmadı.

Rövanşı kazanarak, turu geçmek istiyorsak;

Kendi gerçeklerimizi göreceğiz.

Bu yüzden hakemi, bu hikayenin sadece bir parçası göreceğiz.

Tamamı değil.

***

Şimdi önümüzde tek gerçek var;

Rövanş.

Bu maç artık taktikten çok…

Karakter meselesi.

Koşarak kazanılmaz.

Bağırarak hiç kazanılmaz.

Bu maç…

Akılla kazanılır.

Sabırla.

Disiplinle.

Doğru zamanlamayla.

***

İlk yarı ne yaptınsa…

Onu yap.

Topu yere indir.

Oyunu kontrol et.

Rakibi koştur.

Çünkü gerçek çok basit…

Havadan oynarsan…

Kaybedersin.

Yerden oynarsan…

Kazanmaya başlarsın.

***

Eskişehir devreye girdiğinde…

O maç sadece maç olmaktan çıkar.

Tribün baskı kurar.

Rakip daralır.

Oyun eğilir.

Ama dikkat…

Baskı başka…

Panik başka.

Tribün ateş olacak…

Takım soğukkanlı.

Bu denge kurulursa…

Kapı açılır.

***

Futbolda bazen 90 dakika yoktur.

Bir an vardır.

Bir pozisyon…

Bir vuruş…

Ve her şey değişir.

O gol geldiğinde…

Bu hikaye yeniden yazılır.

Bu kadar net.

Bu seviyede ikinci şans yok.

Ders alırsan devam edersin.

Almazsan… Elenirsin.

Eskişehirspor şimdi karar verecek…

Aynı hataları tekrar mı edecek…

Yoksa bu mağlubiyeti bir kırılma değil, bir başlangıç mı yapacak?

Çünkü gerçek değişmez…

Futbol…

Hataları affetmez.

Ama ders alanı…

Ödüllendirir.

***

Son olarak;

Bu forma, rahat günlerin değil; zor anların formasıdır.

Bu arma, alkışla değil; mücadeleyle büyür.

Cuma akşamı sahaya sadece bir takım çıkmayacak.

Anadolu Efsanesi Eskişehirspor çıkacak…

Arkasında bir inanmış şehirle.

Tribün susmayacak.

Takım vazgeçmeyecek.

Çünkü bizim hikayemizin kuralı belli…

İnanan kaybetmez… Vazgeçen zaten hiç kazanamaz.

Biz hiç vazgeçmedik.

Yine öyle seveceğiz.

Ölürsek de ayakta öleceğiz…