Eskişehirspor, Play-Off öncesinde muhtemel rakibi olan Balıkesirspor karşısına çıktı.
Kağıt üzerinde sıradan bir lig maçı gibi görünen bu 90 dakika, aslında çok önemli bir gerçeği de bize gösterdi…
Bu takımın en büyük rakibi yine kendisi.
Çünkü Pazar günü mesele ne rakip, ne saha, ne de skordu…
Mesele tamamen zihnin içindeydi.
Zihni Play-Off’a gitmiş bir takımın sahadaki bu halini başka bir şeyle açıklamak da mümkün değildi.
***
Eskişehirspor’un bu maçta en büyük problemi oyun değil, duygu ve konsantrasyondu.
Maçın ilk bölümü ve ikinci yarının kısa bir kesiti dışında sahada; kopuk, geç reaksiyon veren, oyuna hükmetmek yerine oyunun peşinden sürüklenen bir takım vardı.
Bu görüntü tanıdıktı.
Adeta Serdar Göçerler’in takımın başında olduğu kırılgan dönemlerinden kesitler izledik…
Bu formsuzluk değil, zihinsel bir dalgalanma, bir odak kaybıydı.
***
Futbol böyle anları affetmezdi.
Balıkesirspor ise bunun farkındaydı.
Bu maçın Play-Off denklemi açısından ne anlama geldiğini bilen bir takım gibi oynadılar.
Daha istekli, daha sert, daha hazır…
Yani sadece futbol oynamadılar, bir mesaj verdiler.
Maçın kırılma noktası ise saha içinden çok kulübede yaşandı.
Teknik heyetin tercihleri, özellikle Mert Başer hamlesi, ciddi soru işaretleri yarattı.
Geçtiğimiz hafta farklı skorla kazanılan maçta oyunun sonunda dahi düşünülmeyen bir oyuncunun, böylesine sert geçmesi muhtemel bir mücadelede ilk 11 başlaması ve henüz 38. dakikada oyundan alınması…
Bu bir tercih değil, bir çelişkiydi.
Daha da önemlisi; bu hamle, teknik ekibin de maça tam anlamıyla hazırlanmadığını da gösterdi…
***
Eskişehirspor’un attığı gol öncesi Akın Akman’ın kaleci ile karşı karşıya kaldığında ki duygusu, aslında her şeyi özetliyordu.
Dağınık, kopuk, odak dışı…
Buna rağmen gelen Christopher Jacob Aydemir golü takımı öne geçirdi.
Ama o gol bile gerçeği değiştirmedi.
Çünkü bu maçın hikayesi skor değildi.
Asıl rahatsız edici konu Eskişehirspor’un yediği gol, adeta “geliyorum” dedi.
Ama müdahale geç geldi.
Bu maçın hikayesi, yaklaşan büyük sınav öncesi işi sıkmamaktı.
***
Fakat bir bakıyoruz ki; Eskişehirspor kötü oynadığı maçları bile kaybetmiyor.
Karşıyaka deplasmanında 10 kişiyle alınan puan…
Balıkesir’de bu kadar plansız ve odaktan uzak bir görüntünün yanında eksik kalınmasına rağmen yenilmemek…
Bunlar tesadüf değil.
Bu, kalite farkıdır.
Fakat Eskişehirspor’un kalitesi kadar, rakiplerinin de kalitesizliğini gösterir…
Bu yüzden ipler hala bu takımın elindedir.
Ama o ipin ucu dışarıda değil…
Tamamen içeride. Zihinde. Konsantrasyonda.
***
Çünkü Play-Off artık bir hedef değil.
Bir eşik.
Bir sınav.
Bir karakter testi.
Bu süreç; taktikten, formdan, sistemden çok daha fazlası…
Bu, bir şehrin yeniden ayağa kalkma hikayesinin ikinci perdesi…
Kütahya maçındaki oyun seviyesi yakalanırsa, bu hikaye bir hayal olmaktan çıkar.
Fakat Balıkesir’de olduğu gibi bu seviyenin iki tık altı artık kabul edilemez.
Ama bunun altını kalın çizgiyle çizmek gerekiyor.
Çünkü Eskişehirspor sıradan bir takım değildir.
Onu yukarı taşıyan şey sadece kalite değil, zorunlu büyüklüğüdür.
***
Unutulmaması gereken en sert gerçeğe gelirsek ise;
Bu lig sadece iyi takımlarla kazanılmaz.
Play-Off’ta ki olası rakiplerimizden 52 Orduspor FK bunun en net örneğidir.
3 sezonda harcanıldığı söylenen 700 Milyon TL…
Yıllardır büyük yatırımlar, büyük hedefler…
Ama sonuç hala aynı yerde.
İşte Play-Off’un gerçek yüzü budur; acımasız, sabırsız ve affetmeyen.
Bu yüzden Balıkesir gibi maçlar “önemsiz” değildir.
Tam aksine…
Hayati provadır.
Çünkü gerçek hedef sadece Play-Off’a kalmak değil; oraya her anlamda hazır gitmektir.
Ve bu noktada gerçek sorumluluk sadece sahada değil.
Şehrin önde gelenlerinde…
Yönetimde…
Taraftarı ve basınındadır.
Herkesin aynı histe, aynı cümlede buluşarak güç birliği içinde hareket etmesi gerekmektedir.
Bizi bekleyen mücadele sadece tam konsantre olmuş rakiplerimiz ile değil, özellikle finale kalırsak Karadeniz lobisiyle de olacaktır.
Bilmem anlatabildim mi?
***
GERİ ADIM ATMAK YOK!
Alt liglerde hikaye her zaman daha da sert yazılır.
Geçtiğimiz sezon gelen şampiyonluktan tecrübelerimiz var.
İşte o yolu geçen sezon Eskişehirspor’a açan ekiplerden 2 Eylül Spor, hafta sonu Tavşanlı Belediyesi’ni son dakika golüyle yenerek, sadece 3 puan değil sezonun nefesini aldı.
Ama Söğütspor’un deplasmandaki Eşme galibiyeti dengeleri yine değiştirdi.
Bunu rağmen gördük ki; Yunus Emre’nin attığı o mucizevi gol…
Belki de bir sezonun kaderini ayakta tuttu.
Çünkü alt liglerde değişmeyen tek gerçek şudur.
Burada sadece futbol oynanmaz.
Burada hayatta kalınır.
Ama futbol iyi niyetle mücadele edenin de her zaman yanındadır…
2 Eylülspor yönetimine, teknik heyetine ve futbolcularına düşen de bu hafta olduğu gibi kalan 3 maçta da sonuç ne olursa olsun; yine son düdüğe kadar geri adım atmamaktır.
SİSTEM ARIZASI
Ve yerel amatör ligler…
Artık sadece futbol konuşulmuyor.
Sahaya taşan öfke, tribünden inen müdahaleler, kaosa dönen maçlar…
Bunlar tesadüf değil.
Bir sistem arızasıdır.
Ve bu arıza sahada başlamaz.
Masa başında başlar.
Disiplin işlemezse, yaptırım olmazsa, otorite kurulmazsa…
Sahada futbol değil, kaos oynanır.
Futbol sadece oynanan bir oyun değildir.
Aynı zamanda korunması gereken bir değerdir.
Ve bugün en büyük tehdit oyuncular değil…
Kontrolsüzlüktür…
Birilerinin başına bir şey gelmeden kontrol hemen ele alınmalıdır...
Yoksa ödenen bedeller daha ağır olacaktır…