Gürcan Banger
Düşünme Kişiliğimiz
Bilinçli, farkında ya da amaçsız, başıboş olsa da zihnimiz düşünce üretmeyi her an sürdürüyor. Bir uzmanın öngörüsüne göre; bir kişi, günde ortalama elli bin dolayında düşünce üretiyormuş. Bu düşüncelerin çeşitlenmesinde kişinin yaşadığı çevre etkili oluyor. Diğer yandan bireyin o zamana kadar geliştirmiş olduğu düşünme modeli de üretilen düşüncelerin şekillenmesine katkı veriyor. Her bireyin bir düşünme kişiliğiniiçselleştirdiğini söyleyebiliriz.
Düşünme kişiliğimiz yaşama bakışımızı ve onunla olan ilişkimizi tanımlıyor. Dolayısıyla düşünme kişiliği aynı zamanda bireyleri yaşamı algılamaları açısından da sınıflama yapabilmemizi sağlıyor. Örneğin olumlu düşünme kişiliğine sahip bireyler yaşamla ilişkilerini başarılı olacakları inancıyla kuruyorlar. Bir anlamda yarı dolu bardağa dolu tarafından bakmayı tercih ediyorlar.
Doğal olarak yaşamla ilişkisini bardağın boş tarafını görerek kuranlar da var. Olumsuz düşünme kişiliğine sahip kişiler için yaşam, her an için rahatsızlık verecek ve endişeye neden olacak ihtimallerle doludur. Karmaşıktır. Eğlenceli olmaktan daha çok, sağ ve ayakta kalmayı gerektirir. Dolayısıyla kişi, kendi yaşamını bu –muhtemelen olumsuz– duruma göre düzenlemelidir.
Bir de ‘kitap sonu okuyucular’ var. Bu tür kişiler bir romanı okumaya başlamadan önce kitabın sonunu öğrenir ve uygun bulurlarsa tümünü okumaya karar verirler. Böyle bir düşünme kişiliğine sahip kişiler kesin karar vermeden önce konuyla ilgili tüm seçenekleri gözden geçirirler. Her seçeneğin kendilerine olan maliyetini özenle hesaplarlar. Seçimlik sepette yer alan seçeneklerden en az riskli ve en düşün risk düzeyine sahip olanı tercih ederler. Bu düşünme kişiliğine sahip bireyler için kazanmaktan daha çok, zarara uğramamak (ya da işin içinden en az zararla çıkmak) önemlidir.
Yaşamı bir optimizasyon (eniyileme) problemine benzetebiliriz. Bir amacımız var. Bu amacın içeriğini elde etmek ve ilgili tatmini en yüksek düzeye çıkarmak istiyoruz. Ama bunu yaparken sınırsız ve kısıtsız değiliz. Paradan zamana, sağlıktan mekâna kadar pek çok kısıt var. Bu kısıtlar her istediğimizi özgürce yapmamıza izin vermiyor.
Diğer yandan bazı bireylerin böyle bir problem karşısında başarılı olduklarını görüyoruz. Yakından incelediğimizde böyle bireylerin bir yandan amaçlarının gereğini elde etmeye çalışırken diğer yandan da kısıtların yarattığı darboğazları genişlettiklerini izliyoruz. Bu tür bireylerin yaratıcı düşünme kişiliğine sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Yaratıcı düşünme kişiliğine sahip bireyler problemi fırsat olarak algılarlar. Onlar için problem, çözüm anlamına gelir. Çözümü imkânsız gibi görünen problemlerin bile hal yolları bulunabilir. Çözümler de başarı fırsatları ile eşdeğerdir. Başarılı buluşçuların yaşam öykülerini incelediğimizde bu durumu doğrulayan pek çok örnek bulabiliriz.
Yaşam çevresi bireyin üzerinde doğrudan etkiler yapıyor. Diğer yandan insanın düşünme kişiliği sadece dış çevre şartlarının etkisiyle oluşmuyor. Kişinin kendisi hakkındaki algıları (kendini konumlandırması) dış etkilerle birleşerek düşünme kişiliğinin oluşumuna, dolayısıyla düşünce üretimine –olumlu ya da olumsuz– katkı yapıyor. Kısaca; kendimiz hakkında ne düşündüğümüz, üreteceğimiz düşüncelerin özünün belirlenmesinde belirleyici oluyor. Kendinize sorabilirsiniz. Birey olarak varlığınızla ilgili algınız nedir? Güçlü? Yaratıcı? Kapana kısılmış? Çekici? Yeteneksiz? Lider? Özetle; yaşam bir aynadır; siz ona nasıl bakarsanız o da size öyle yansıtır.