Seda Kağıtcı
O güzel insanları özledik
Geçmişe duyduğumuz özlem her geçen gün artıyor. Ama asıl özlediğimiz geçmiş değil; o günlere ruh veren, kalbimize dokunan güzel insanlar…
Günümüzde herşey tatsız tuzsuz geliyor. Bir şeyler eksik, bir şeyler sahte sanki. Geriye dönüp baktığımızda içimizi ısıtan anılar çok fazla. Şimdilerde bulamıyoruz sokakların kokusunu, evlerin sıcaklığını, insanların samimiyetini. İlişkiler menfaate dayalı, dostluklar sahte, aşklar tek gecelik. Evler dört duvar, yuva değil artık. Apartmanlar birbirine selam vermekten aciz birbirini tanımayan insanlarla dolu.
Bugün mahalle kapılarının önünde sandalye atıp oturan teyzeler yok artık. Her akşam aynı saatte elindeki poşetle eve dönen komşu amcanın “Kolay gelsin” sözü, yerini beton binaların soğuk sessizliğine bıraktı. Çocukların sokaklarda top oynadığı, annelerin cam önünden seslendiği, kimsenin kimseye yabancı olmadığı o dünya; bir zamanlar içerisine sığındığımız güvenli bir limandı.
Nostalji dediğimiz şey, aslında zamanın değil, insanlığın kaybına duyulan özlem bence. Çünkü o eski günlerin güzelliğini yaratan, birlikte atılan kahkahalar, hiç karşılık beklemeden uzatılan eller, bir tas çorbayla bile gönül alan yüreklerdi. Belki teknoloji gelişti, belki hayat hızlandı ama insan ilişkilerindeki sıcaklık aynı hızla eriyip gitti sanki.
Bugün bakınca şunu daha iyi anlıyoruz; biz eski günleri değil… O günlerin samimiyetini, merhametini, vefasını taşıyan güzel insanları özledik. Belki de bu yüzden geçmişe dair her hatıra içimizde bir kapı aralıyor; çünkü o kapının ardında hâlâ inanmak istediğimiz bir dünya var. İnsanlığın değerli olduğu, dostluğun anlam taşıdığı, gülüşlerin içten, sımsıcak olduğu bir dünya…
Kısacası, özlediğimiz geçmiş zaman değil, zamanın içindeki insanlar. Keşke o günleri tekrar yaşama şansımız olsaydı…