Sabahın erken saatlerinde, pek de iç açıcı olmayan hayat mesaimize yeniden başlarken insanın aklına tuhaf şeyler geliyor.
Zamanı durduramıyoruz mesela.
Üstümüze çöken kara bulutları dağıtamıyoruz. Memleketin ağır gündemi, çamurlu bir yağmur gibi yağıyor üzerimize. Telefonu açıyorsunuz, dert. Kapatıyorsunuz, o dert yine orada duruyor biliyorsunuz.
O yüzden kısa bir mola. Önce dün akşama gitmek istiyorum.
Çünkü dün akşam bugünden ve yarından ve belki bir sonraki günden bile daha faydalı insan sağlığına.
***
Dün Porsuk kıyısı kalabalıktı. Ama öyle alelade bir kalabalık değil. İnsanlar sanki yarın bütün o meselelerin yeniden başlayacağını biliyor da arada kendilerine küçücük bir hayat payı çıkarmaya çalışıyorlar.
Çocukların ellerinde dondurmalar. Gençler Porsuk’un kıyısına ip gibi dizilmiş. Porsuk’un üzerinde bir aşağı bir yukarı giden adamı seyredenler… Boyu yetmeyen bir çocuk babasının omzunda…
Dünya, bir babanın omzundan hala güzel görünebiliyor demek.
Bu da bir festival kazanımı…
***
Porsuk deyip çok geçmişiz meğersem, geçmemeyi öğreniyoruz.
Kıyısında çay içmişliğimiz, konuşmuşluğumuz, bazen saatlerce susmuşluğumuz var. Başka şehirden eş dost gelince Eskişehir’i anlatmaya nereden başlayacağımızı bilemeyip Porsuk’a götürmüşüz.
Eskişehir bir hikayeyse Porsuk onun en uzun cümlesi belki de.
Dün akşam bütün şehir o cümlenin etrafında toplanmış gibiydi. Çok eski bir masal bir şekilde yeniden kulağımıza fısıldanmış iç huzuru.
Bu nedenle kalabalığa baktıkça insanın aklına önce mutluluk değil, tuhaf biçimde bir mahcubiyet geliyor:
Geç kalmışız kardeşim.
Porsuk yıllardır burada. Biz büyürken de buradaydı, yaşlanırken de burada olacak. Üzerinden geçtik, kıyısında buluştuk, Yılmaz Hoca kızar belki çekirdek çitledik. Şehri övecek olduğumuzda fotoğrafını gösterdik.
Ama bir şehrin sahip olduğu şeyi sevmesiyle onun kıymetini bilmesi aynı şey değil.
Galiba biraz bunu karıştırmışız.
Bu yüzden festival yalnızca bir festival değildi.
Bir teşekkürdü.
Belki de yıllarca gecikmiş bir saygı duruşu.
Eskişehir üç günlüğüne Porsuk’a dönüp bakacak ve nihayet söylemesi gerekeni söyleyecek;
İyi ki varsın...
***
Bundan sonrası daha büyük bir yük… Porsuk’a bugün “seni seviyoruz” dedik.
Oysa Porsuk için bundan fazlasını yapabiliriz.
Eski fotoğrafları, kıyısında yaşanan hikayeleri, edebiyatı, müziği, sanatı… Çocukların yalnızca eğlendiği değil, yaşadığı şehrin hikayesini öğrendiği; gençlerin yalnızca konsere değil, bir şehrin ortak hayatına katıldığı günlere çevirebiliriz.
Festival de ancak böyle bir geleneğe dönüşür.
Öyle bir gelenek ki zamanı yaklaşınca çocuk beklesin, genç programına baksın, esnaf hazırlığını yapsın. Başka şehirde yaşayan biri, “Porsuk Festivali ne zamandı?” diye takvimine not düşsün.
Şehrin bayramı olsun.
***
Geç kaldık, evet.
Bana kalırsa bu geç kalmışlık ciddi anlamda telafiye zorluyor.
Porsuk için de bundan sonrası biraz böyle olmalı.
Daha iyi düşünülmüş, daha zengin, daha kapsayıcı ve hepsinden önemlisi daha Eskişehirli bir festival.
Bazı şehirlerin denizi, gölü var.
Bazılarının dağı.
Bizim Porsuk’umuz var.
Üç günlüğüne hayat dursun o halde.
Memleket meseleleri biraz beklesin.
Porsuk aksın…