18 Ocak 2021 Pazartesi 508 Okunma

SU VARSA HAYAT VAR

                                      


            Kuraklık korkusu, Kar yağışı ile umuta dönüştü, çiftçinin yüzünü güldürdü,


 Çünkü kar, hububat ürünleri üzerini örtecek, en önemlisi, ürünün kar suyunu sindire sindire emmesi ve don etkili olduğu zaman bir yorgan vazifesi görerek koruması yanında, yer altı sularının beslenmesi, baraj ve göletlerin, doluluk oranlarının yoğunluğu için, kar yağışı çok önemlidir.


             Ayrıca su, hayatın kaynağı, dünyanın 3/4'ü, vücudumuzun yüzde 80'i,  içtiğimiz,  kar ve  yağmur olup, yağdığında sevindiğimiz, sel olup aktığında korktuğumuz su. İnsan hayatını sudan ayrı düşünmek mümkün değildir.


            En küçük canlı organizmadan, en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik yaşamı ve bütün insan faaliyetlerini, ayakta tutan sudur.


             Su kirliliği, dünya çapında önemli bir sorun olup, hâlen suyla ilişkili hastalıklardan ölenlerin sayısı yılda 7 milyon kişidir. Su varlığına göre ülkeler sınıflandırıldığında yılda kişi başına düşen ortalama kullanılabilir su miktarı 1.000 metreküpten az olan ülkeler su fakiri, 2.000 metreküpten az olan ülkeler su azlığı, 8.000 ile 10.000 metreküpten fazla olan ülkeler ise su zengini kabul edilmektedir.


            Dünya nüfusundaki artış, sanayileşme, ekonomik gelişmeler, küresel ısınmaya bağlı iklim değişiklikleri, suyun yeryüzündeki dağılımı ve suyun kullanım şekli nedeniyle,zaten  sınırlı olan su kaynakları, üzerindeki baskı giderek artmaktadır. Bu nedenle, mevcut su kaynaklarının, en verimli şekilde kullanılması şarttır.


           Ancak Türkiye, kuraklık nedeniyle, gölleri başta olmak üzere sulak alanları, nehir ve dereleri kuruma tehlikesi ile karşı karşıya. Bilim adamları, 2085 yılında, dünya çapında büyük bir su sıkıntısı yaşanacağını öngörüyor.


            Son olarak, Türkiye’nin, ikinci büyük gölü olan Tuz ve Burdur Gölleri’nin de kurumak üzere olduğu gözlendi. Gölmarmara ve Salda Gölü’nün de bir kısmı kurumaya başladı,


            Uzmanlar, “Türkiye’nin, gölleri alarm veriyor” diyor. Kurumanın başlıca sebebi olarakta, artezyenle tarımsal amaçlı suların çekilmesi olduğu belirtildi.


             Tatlı su kaynakları açısından, çok da kötü durumda olmayan Türkiye, 180 ülke içinde 214 milyar metreküplük toplam yıllık tatlı su kaynağıyla, 41'inci, kişi başına düşen 2 bin 950 metreküp tatlı suyla da 106. sırada bulunuyor.


              Türkiye, su zengini bir ülke değildir. Türkiye'de kişi başına düşen yıllık kullanılabilen su miktarı, 1.700 metreküp civarındadır.   


               Görüldüğü gibi, ülkemiz de su azlığı yaşayan bir ülke konumundadır. Yapılan tahminlere göre, 2030 yılına geldiğimizde, kişi başına kullanılabilen su miktarı ülkemizde 1.000 metreküpe düşecektir.


               Kişi başına günlük ortalama kentsel su tüketimi ise Türkiye'de 111 litre olup, dünya ortalaması 150 litredir. Bu rakam, Amerika Birleşik Devletlerinde, 500 litre, Avrupa Birliğinde ortalama 200-300 litredir.


                 Birleşmiş Milletler Su Raporu'nda Türkiye 2025'te ekonomik olarak su sıkıntısı çekecek ülkeler arasında gösterilmektedir ve 2040 yılı da şimdiden önlem alınmadığı takdirde su savaşlarına kadar varabilecek kritik bir yıl olarak görülmektedir


               Çünkü dünya petrolünün yüzde 65'ine ve dünya doğal gazının yüzde 34'üne sahip olan enerji zengini Orta Doğu, su sıkıntısını yoğunlukla yaşayacaktır.    


               Nitekim NASSA’ya göre, 2022 yılından sonra Ortadoğu, Asya ve Kuzey Afrika gibi bölgelerde, su kaynaklarına erişim yolları üzerindeki denetimin savaş sırasında bir silah niteliği kazanacağı ve terörizm araçlarından biri haline geleceği tahmin ediliyor.


               Türkiye, su potansiyelini yeterince kullanamayan ülkeler arasındadır. Ülkemizde teknik ve ekonomik anlamda tüketilebilir, yer üstü ve yer altı sularının toplamı 112 milyar metreküptür ve bunun halen sadece yüzde 36'sı kullanılmaktadır.


               Kuraklığın ağır etkisi altında olan Türkiye’de, kömür santrallerinde milyonlarca ton su kullanarak ciddi su kaybına neden oluyotlar.


                Eskişehir’ de de önümüzdeki yıllarda su sıkıntsı yaşayabilir. Özellikle de Alpu Termik Santrali gerçekleşirse, termik santral, her sene 13,3 milyon metreküp su tüketecek. Bu miktar 200.000 insanın su ihtiyacı demektir. 


                Bu suyun, Sakarya Nehri üzerindeki Gökçekaya Barajı’ndan temin edilmesi planlanıyor. Hatta bilgilendirme toplantısında,  Gökçekaya Barajı’ nın, suyunun yetmeyeceği, ikinci bir barajın da düşünüldüğü de söylenmişti.


                 DSİ 3.Bölge Müdürlüğü’ne göre de Eskişehir kent merkezinin de yer aldığı 353 Km2 lik bir alanın ve porsuk çayının kuzeyinde kalan, 280 Km2 lik bir bölümde,  65 hm3/yıl su rezervi mevcuttur.


                Ayrıca Porsuk Çayı’ nın,  güney kısmında yer alan 73 Km2 lik bir saha da 21 hm3/yıl olarak toplam 86 hm3/yıl çekilebilir yeraltı suyu rezervi vardır.


                 Ancak BM'nin hazırladığı Su Raporu'na göre Türkiye, 2025 yılında su sıkıntısı çekecektir. Hal böyle olunca da, Eskişehir’de kurum/kuruluşlar, kişi/kişiler, özellikle de yerel yöneticiler,  sivil toplum temsilcileri ve akademisyenler, susuzluk tehlikesine ve su havzalarının kullanılmasına ve korunmasına yönelik, kalıcı çözüm üretmek ve birlikte hareket etmek ve halkımızda,  suyu tasarruflu kullanarak, bu konuda üzerine düşen sorumluluğu da yerine getirmek zorundadır.


             Çünkü gidebileceğimiz başka bir Türkiye ve Eskişehir yoktur.