10.02.2019 17:47:29 921 Okunma

Şair Aydın Çetinkaya ile bir sohbet gerçekleştirdik.“Bilgi yarışı sonsuzluğa kadar sürecektir”

AYDIN ÇETİNKAYA ÖZGEÇMİŞİ


Tokat/Erbaa- Kozlu köyünde 1954 Yılında dünyaya geldi. İlk öğrenimini köyünde ,orta okulu Erbaa'da, liseyi Tokat Ziraat Meslek Lisesi'nde tamamladı.İki yıl ziraat teknisyeni olarak görev yaptı.
    1975 yılında Eskişehir Eğitim Enstitüsü Tarım Bölümüne girdi. 1978 yılında mezun oldu.23 yıl Fen Bilgisi, Fizik öğretmeni ve idareci olarak çalıştı.2002 yılında emekli oldu.1993 yılından beri şiir yazıyorum.
Eskişehir Şairler Derneği, İLESAM, ESA üyesidir.
Çetinkaya, evli olup iki oğul babasıdır.
Şiirleri, 2010 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Sayın Prof. Halil Buttanrı rehberliğinde Ozan Demirci tarafından mezuniyet tezi olarak değerlendirilmiştir.
Emeklilik hayatını Eskişehir’de sürdürmektedir.


 


Sohbet:


Dört dizelik nazım şekilleri olan kıt’a, rübai ve tuyuğ şiir sanatında söylenmesi ve yazılması kolay olmayan ifadelerden kabul edilmektedir. Üstelik şair, dört dizede anlatmak gibi bir zorlukla da karşı karşıyadır. Sizin şiirlerinizde bu yolu tercih ettiğinizi gözlemlemekteyiz. Bunun sebebi nedir?
 
Ahmet Bey, ülkemizin yetiştirdiği değerli şair, yazar ve kültür insanı olan sizin gibi bir şahsiyetin dikkatini çekmek benim için övünç vesilesi olmuştur. Sunduğunuz hizmet bizleri memnun etmektedir.Öncelikle şahsıma yönelik ilginiz için teşekkür ederim.
Her insan duygularını dışa vurma ihtiyacı duyar.Şairler şiirlerini yazarken en güzel hitabın nasıl olacağına kafa yorarlar.Ben de naçizane bir şair olarak, duygularımı dörtlüklerle ifade etme yolunu benimsedim.Bu tarz benim zevk aldığım şiirsel bir hitabet.Merak ettiğim uzay ve sonsuzluk kavramı ile insanın iç dünyası üzerine edindiğim birikimlerin bazı şiirlerime yansıtma ihtiyacını gördüm.
Kısa ve etkileyici bir dilin kullanılması durumunda isteklerimi daha verimli anlatabileceğim, aktarabileceğim kanısına vardım. Bu arzum belki de Fen Bilgisi öğretmeni olmamdan dolayı formüller kavramından geliyordur, sanıyorum.Sonuç olarak kendiliğinden hislerime yansıyan bir hitap şeklidir diyebilirim.
Şiirlerim genellikle didaktik türünden olup ders verme amacını taşıyan geniş anlamlı kısa ifadelerdir.
Örnek şiirlerim;

AHENG
Tebessüm edilen varlığın her renginde,
Sende zerre olan her rengin dengi vardır.
Sonsuzun menbası düşlerin ahenginde,
Aklın başa bela renginle cengi vardır.
Duyguların beden üzerine etkilerini işleyen şiirlere de yer verdiğim olmaktadır.

EYVAH BANA *) (* (çift)
(Bu şiir özleşim ölçü tekniğiyle yazılmıştır)

Beni benden alıp da gidemiyen zamanın,
O günde kalanları, pişmanmış eyvah bana.
Beni candan alıp da güdemiyen zamanın,
Bu günde olanları düşmanmış eyvah bana.
(*)(* =..VV.V....V..V (1-3)
.V..V..VVV VV.. (2-4)
Hece=7+7

İnsana bahşedilen aklın sonsuzlukla özdeşleştiğini şiirlerimde dile getirmek bana zevk veren felsefi bir yaklaşım olmuştur.

CENK
Savaştığın bu cihan zerreyse her cenginde,
Bin cihan seni bekler varmadığın enginde.
Hey adem düşündün mü kiminledir bu kavgan,
Her zerrede bin zerre hepsi senin renginde.

Hayatın özetini sunan duyguların sunulması da ayrı bir alanı oluşturmaktadır.

ŞİHİRBAZ

Olmadığım dünlerden bu güne gelen sesim,
Ya karşımda sihirbaz ya da yüzümde busse.
Yaşadığım bu günden dünlere gülen sesim,
Ya rest çeken kumarbaz ya da olmayan hisse.

Basit şiirlerle bazı konuları vurgulayarak didaktik etki yaratmak zevk aldığım ayrı sunumdur

MİRAS
Miras bulup hiç olanın
Vay haline diyendenim.
Miras verip aç ölenin
Hay haline diyendenim.

HIRS
Hırsına mağlubun ahı kendinden.
Bedeni ezilir vahı kendinden.
Azrail ararken sebebi sayan,
Ölümüne sebep dahi kendinden.

Tek beyitle de bazı konuları vurgulamanın etkili olacağını sanıyorum.

CENNET
Cennet için dua yetmez insana,
Cennet bırak dua etsinler sana.

Şiir dünyasına nasıl girdiniz? Nasıl bir kültür ortamından geliyorsunuz?

Babama; yaşadığımız çevrede köy halkı,öğretmenler ve ilçenin ileri gelenleri tarafından ön görüleri, söylemlerinden dolayı filozof yakıştırması yapılırdı.Öncelikle babamın etken olduğunu sanıyorum.Ayrıca imam olan dayımla annemin, hafız olmam yönündeki isteklerine karşı gelerek babamın beni ortaokula yönlendirmesi benim için şanslı bir ortamın oluşmasına sebep oldu.O yıllarda fakir olan çocuklar, özellikle ısınmak için kütüphaneye giderdik.Her gidişimde ister istemez bol miktarda kitap okurdum.Böylece kütüphanede büyük bir merakla okuduğum fezayla ilgili dergilerin ve kurgulanmış eserlerin etken olduğunu düşünüyorum.
Yoksulluğun getirdiği çabalarımın da gözlem alanımı arttırdığına inanıyorum.
Şiir yazmaya başladığım zaman yeni kurulmuş olan (1992) Eskişehir Şairler Derneğiyle tanışmam , üye olmam şiirlerimin şekillenmesinde etkili olmuştur.

Eşiniz Necibe hanımın da şair olduğunu bilmekteyiz. İnsanın can yoldaşı, hayat arkadaşının şair olması nasıl bir aile ortamı oluşturuyor?

    Ben uzun yıllardır şiirle ilgilenmeme rağmen eşim Necibe hanımın yaklaşık dört yıl öncesine kadar şiir yazdığını görmemiştim. Okul dönemlerinde şiir yazdığını, şiir defterinin kaybolduğundan bahsederdi.Ancak mutfakta uğraşı anında Nesimi'nin bestelenmiş eserlerini güzel bir edayla seslendirmesi,Fuzuli'nin,Nefi'nin eserlerini ezbere okuması beni hayrete düşürürdü.Ben kendisine sen de şiir yazmalısın dememe rağmen bir türlü faaliyete geçmiyordu. Telkinlerim geçte olsa ekili oldu ve yazmaya başladı. Önceki birikimlerinin su üstüne çıkması büyük ve etkili bir şairinde ortaya çıkmasını sağladı. Aruz ağırlıklı ve her ölçüde klasik şiirlerdeki başarısı yanında modern şiirde de kendisinden bahsettiren bir konuma geldi.
Kulvarlarımız farklılık göstermesine rağmen şiirin ortak konu olması muhabbetimize renklilik kazandırdı. Kendisinin daha da üstün başarılarının Türk edebiyatına yeni eserler kazandıracağına inancım sonsuzdur.

Siz şiire nasıl bakıyorsunuz? Sizce şiir nedir? Sizin de üslûp özelliğinizi yansıtan hikmetli şiire bakış açınız nedir?

Şiir; İnsanın duygularını, hoşa giden kısa sözlerle ifade etme sanatıdır diyebilirim. Düşüncelerimi dile getirirken ölçülü şiirlerin daha şık olduğu yönündeki kanaatim bir çok şairle paralellik taşımaktadır.Modern şiir olarak nitelendirilen serbest vezinle yazılan şiirlerin hitap ettiği kesim de hece ve aruz ölçüsüne dayalı şiirlerden hoşlanmayabilir ancak şiir nasıl olursa olsun seslendiği  kesimi tatmin ediyorsa o şiir, mükemmel şiirdir diyebiliriz. Benim de zevkle yazdığım serbest şiirlerim mevcuttur. Son yıllarda şiirlerimin genellikle didaktik niteliğinde olmasına dikkat etmekteyim. Bazen çok basit dörtlüklerle verdiğim mesajlar yanında oldukça yoğun ve düşündüren dörtlüklerimde mevcuttur. Teknolojideki hızlı değişimler milletlerin, devletlerin hatta insanlığın varlığıyla ilişkilendirilen bir noktaya gelmiştir.Günümüzde en büyük ve en geçerli değer, bilgidir.Dünyaya göz gezdirdiğimizde doğal zenginliği olanlar değil, bilgiye sahip olanların hakimiyetini görürüz.Bunu kişiye kadar indirgeyebiliriz.Bilgi yarışı sonsuzluğa kadar sürecektir.Tarih; yeni bilgilerin, teknolojilerin üstün seviyelere ulaşmasıyla yeni filizler verir. Artık zamanın ilerisine yönelmiş, zamanı geride bırakan teknik alanlar oluşmaktadır.Milletçe insan olarak yerimizi almak mecburiyetindeyiz, aksi durumda milletler ve insanlar zamanın kozmik çıkmazında yok olurlar. Hikmetli şiiri, bir bilim insanının uzun yıllar çalıştıktan sonra buluşunu kısa bir formülle açıklamasına benzetiyorum.Bu görüşlerimi anlatmaya çalıştığım çok sayıda dörtlük ve rubai seviyesinde şiirlerim mevcuttur.
Örnek şiirlerimden,

TERKİNE
Binip tarih üstüne zaman alma terkine.
Bin zamanın üstüne al tarihi terkine.
Binip zaman üstüne teknik alma terkine.
Bin tekniğin üstüne al zamanı terkine.


GÜÇ BULAN *)(*

Güç bulan kendini kendine yendirendir.
Güç bulan ahdini ceddine bindirendir.
Hiç olan bilmeli kendine yetmeyendir.
Güç bulan fennini fendine gönderendir.
*)(* =V.VV..V..V.VV
Hece =7+7

ÇUL
Zamana rakipken sabırsız akıl,
Çırpınır kendince aman diyen kul.
Bilseler tüm alem emre amade,
Sonsuzluk, süslenmiş altta duran çul.

Geleneksel ve modern şiir hakkında ne düşünüyorsunuz? Geleneksel şiire yaslanmadan modern şiirde başarılı olunabilir mi?

Geleneksel şiir ölçüye dayalı şiirdir.Bu da aruz kalıpları, hece ölçüsü ve özleşim ölçüsüyle yazılan şiirleri kapsar.
Modern şiir serbest vezinle yazılan şiirdir. Modern şiir nesir görüntüsünden uzaklaşıp vurgu ve ahengi verdiği an şiir özelliğini kazanır.Aksi halde düz yazıdan farklı bir yapıyı yansıtamaz.Modern şiir geleneksel şiirden nasiplenmelidir, kulağa hoş gelmeli akıcı olmalıdır,mana bütünlüğü bozulmayacak şekilde sürükleyici olmalıdır.Geleneksel ve modern şiirde konu seçiminde yeni arayışlar olmalıdır.Önceden olağanüstü görülen ay güneş ve yıldızların sır perdeleri hızla kalkmaktadır.Artık bize bahşedilen aklın bedenimizle yol aldığı alanlar da konu edilmelidir.
Şiir yeni boyutlar kazanmalıdır.

Şiir yarışmaları, şiir günleri hakkında neler söylersiniz? Bu tür etkinlikleri nasıl karşılıyorsunuz? Genel anlamda halkın şiire bakış açısını değerlendirir misiniz? Türk halkının şiire ve şiir etkinliklerine katılımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

İnsan, rekabet etme ve üstün olma duygularını taşıyan bir yapıya sahiptir.Şairlerin de kendilerinin kabul göreceği alanlara yönelmeleri doğal bir davranıştır sanıyorum.Dolayısıyla yarışmalar şairlerin zevkle takip ettikleri sosyal yönlerdir.Ancak yarışmalar başka zümrelere hizmet amacını taşırsa şair duygularını yıpratmış olur. Eserde hakikat ve öz düşünceler yansıtılmalıdır.
Şiir günleri şairlerin kendilerini göstermeleri yönüyle faydalı faaliyetlerdir.
Türk milleti Orta Asya’dan Anadolu'ya, hatta kıtaların ücra köşelerine kadar birçok kültürü etkilemiş ve kültürlerden etkilenmiştir.
Şiir sanatı da buna paralel zengin bir yapı kazanmıştır.
Divan edebiyatı, âşıklık geleneği gibi değişik hitabet alanları çoğu toplumlarda mevcut değildir. Günümüz şairleri modern şiirde, hece şiirinde, aruz ve özleşim ölçüsüne dayalı şiirlerde eserler sunmaya devam etmektedirler.
Gönül ;dünya çapında kabul gören edebi eserlerin ortaya çıkmasını arzular. Bununda ilerde olacağını umut ediyorum.

Eskişehir kültür ve sanat alanında çok yoğun bir çalışma ve bu çalışmalar katılım özelliğine sahip bir kent olarak kendini göstermektedir. Bunu neye bağlıyorsunuz? Siz halkın şiire ilgisini nasıl buluyorsunuz?

Eskişehir halkı kültür seviyesi bakımından diğer illerimize göre ileri seviyededir. Her gün kültürel faaliyetlerin etkin bir şekilde sunulduğu bir kenttir. Bunlar şiire yönelik ilgiyi de arttırmaktadır.Derneklerimizin faaliyetlerine baktığımızda bunu açıkça görmemiz mümkündür.Resim ,müzik, tiyatro vs değişik alanlarda etkin çalışmalar vardır. Belediyelerin faaliyetleri de tatmin edici seviyededir. Sonuç olarak Eskişehir ;halkında ilgisi ile sanatla uğraşanların kendi alanında yer bulacağı bir şehirdir.

Yunus Emre Eskişehir’in önemli şahsiyetlerinin başında yer almaktadır. Bu açıdan bakıldığında,Yunus Emre Haftasının Eskişehir etkinliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Toplumlar kendini öven kendini üstün tutan insanlara karşı müspet olmayan davranışlar sergiler. Yunus Emre mütevaziliği simgeleyen bir değer.Hakk'a teslimiyeti karşılıksız yerine getiren bir gönül insanı.İşte bu özellikler her insanın kendi resmini göreceği bir nokta oluşturuyor.
Dünyada kabul görmesi de bu sebeplerden kaynaklanıyor.
Yunus Emre Haftası etkinliklerindeki faaliyetler gelişerek günümüzde belirgin bir noktaya gelmiştir.Siyasi yön vererek etkinliklere gölge düşürmemek gerekir.Dünya kültürüne renk katmış olan Yunus Emre düşüncesinin,felsefesinin dünyanın her tarafından özellikle Türk devletlerinden gelen seçkin şair ve kültür insanlarıyla bir koldan değerlendirilmesi kutlanması gerektiğine inanıyorum.

İlham kaynağı veya çıkış noktasını belirterek bir şiirinizi bizimle paylaşır mısınız?

154 yıl önce (1864 yılında) soydaşlarım olan Çerkeslerin büyük bir bölümü Kafkasya'dan o zamanki Çarlık Rusya tarafından sürgüne tabi tutulur. Bir kısmı Osmanlı İmparatorluğu topraklarına göç ederek yerleşir.
Ninemle dedem Anadolu'da dünyaya gelmiş olup yaşadıkları köyde (Tokat-Erbaa-Kozlu köyü) henüz on sekiz yaşlarında birbirlerini severler ve âşık olurlar.
Dedem bir gün kağnısında kara sabanı ile çift sürmeye giderken öküzleri sulamak için köy çeşmesine uğrar. Ninem de onun gelişini gözlemiştir. O da bakraçlarını alıp çeşmeye gelir. Ninem: "sevenler birbirlerine hediye verirler, sen bana bir hediye vermedin.''diye dedeme yarı şaka sitemde bulunur.
Yokluk dönemidir, dedemin hediye alacak parası da yoktur. Utangaç bir mizaca sahip olan dedem, ne diyeceğini bilemez. O anda hemen eğilir, bir çarığının ipini çözer nineme:"Bu çarığım sana hediyem olsun ''der, tek çarıkla tarlaya gider. Ninem şaşkınlıkla eline tutuşturulan çarığa bakar kalır. Bir anda ağlamaya başlar. Gözyaşları sevinç gözyaşlarıdır. ''Aman Allahım! Beni ne kadar çok seviyor ki çarığını bana hediye verdi tek çarıkla çift sürmeye gitti '' der.O çarığı bir ömür boyu bağrına basar...
İşte Çarık şiiri bu anı üzerine doğdu:
 ÇARIK
Ninemin çeyiz sandığı,
Baktım kapağı açık.
Çocuğum bilemem ki,
Aldım ordan bir ÇARIK.
Ninem yanımda bitti:
''Oğul o kalbimi çeldi,
On sekizimde deden yüz akı bana verdi.''
Yıllar geçti aradan, haber geldi sıladan.
''Dedenle ninen tez gel,
Sayıklar ninen dilinde sen.''
Ninemin elinde o ÇARIK,
Gözlerinde fer yok yazık.

''Oğul bu dünyada ölüm hak,
Al sana mirasımdır bu ÇARIK.''
Seksen yıllık bir ÇARIK,
Sevda yüklü inanç yüklü, can yüklü.
Seksen yıllık bu ÇARIK,
Seksen yıllık tek yastık.
Ninemin dündü öldüğü gün.
Dedem de bir önceki gün.
ÇARIKTIR kalan miras,
Ne yas ne ihtiras.