29 Şubat 2020 Cumartesi 368 Okunma

Kötülük ve Cehalet Üzerine

 


 


20’nci yüzyılın ünlü ruh bilimcilerinden biridir Wilhelm Reich. Avusturya kökenli Amerikalı bilim adamı Reich şöyle der: “Çevrendekileri alçaltarak değil, kendini yükselterek büyüyebilirsin.” Hadi, kötülüğün ve cehaletin kişileşmiş örneği olan ona ‘kendini fasulye sanan çakıl tanesi’ diyelim. ‘Kendini fasulye sanan çakıl tanesi’, bu gerçeği bilmez. O, kendi kafasındaki yanılsamaları ve hayalleri gerçek sanarak başkalarını karalamayı tercih eder. Rakip saydıklarını, eleştirdiği zannıyla karalayarak kendini büyütmeye ve yüceltmeye çalışır.


 


Hâlbuki büyümenin referansı, insan olmanın ahlaki ilke ve temelleridir. İnsanlık, farklı düşünebilmek ve buna saygı duymakla başlar. Eğer ahlakı elden kaçırırsan; diline kilit veya kalemine kelepçe vursan da bu, o kişiyi insan olmanın sınırları içinde tutamaz.


 


‘Kendini fasulye sanan çakıl tanesi’ için kendini yüceltmenin ilk yolu, rakiplerin başarılarını önce görmezden gelmek ve ardından karalamaya çalışmaktır. Böylece kendi ataleti, ‘marifetmiş’ gibi görünür. Karalama için toplumun ya da ilgili çevrenin ‘kötü referans noktası’ olarak benimsediği simgeler kullanılır. Örneğin ‘çakıl tanesi’ kendini solcu bularak yücelmek istiyorsa, karşı tarafı sağcılıkla itham eder. Kimi zaman aksi de olur.


 


Eğer ‘çakıl tanesi’ kendini ilerici formatta büyütmek istiyorsa, rakip olarak gördüklerini gericilerle işbirliği yapmakla suçlar. ‘Çakıl tanesi’ için rakibi alçaltmak ve aşağılamak, kendisini (ve ne idüğü belirsiz söylemini) yüceltmek anlamına geleceğinden; pasif agresif ruh durumuna uygun bir havayla kendini haklı ve masum bulur. Onun için ‘kutsal değerler’ adına arkadan vurmak, olağan ve adil bir durumdur.


 


Yine 20’nci yüzyılın tanınmış yazarlarından olan Stefan Zweig, “Küçüklerin büyüklük taslaması kadar tehlikeli bir şey yoktur” der. Bilirsiniz; pırlanta, çamura düşmekle pırlantalığından bir şey kaybetmez. Ama “Çamur at, izi kalır” zihniyetinin, giderek yozlaşan toplumsal kültürümüze çok uygun düştüğünü de biliriz. ‘Kendini fasulye sanan çakıl tanesi’, bu kültürü kullanmakta en başarılı örnekler arasındadır. Büyüklük taslamanın ilk adımı, rakibi sahte simgelerle ilişkilendirme ve rakibe olumsuz etiketler yapıştırmaktır. Ama ne yazık ki, ‘çakıl tanesi’, büyüklük taslarken kendi küçüklüğünü pekiştirdiğinin farkında bile değildir.


 


Amerikalı yazar John Steinbeck, “Dünyada herkesin yenileceği bir yer vardır. Bazılarını yenilgi yıkar, bazılarıysa zaferle küçülür, bayağılaşırlar. Büyüklük hem yenilgiyi, hem de zaferi kabul edebilenlerde yaşar” der. Ünlü yazarın bu yaklaşımını, önce kişi kendi haddini bilmeli diye yorumlayabiliriz. Kendi sınırlarını, birikim ve deneyimini iyi tanıyıp doğru kıyaslamayı yapamayan kişinin, “kendini fasulye sanan çakıl tanesi’ konumuna düşmesi son derece kolaydır. Kişi, 1-2 yandaşın pohpohlamasıyla yücelmez. Kişi, zaferi başkalarını karalamakla kazanmaz; ancak yaşamın adil kuralları çerçevesinde ahlaki bir yarış içinde kazandığı başarılarla elde edebilir.


 


Din alanındaki görmüş geçirmişliği ile tanınan Burzi Cemher’e atfedilerek anlatılan bir anekdot var. Bir gün Burzi Cemher’e sormuşlar: “Neden cahilleri kınamıyorsunuz?” O da şöyle cevap vermiş: “Biz köre ‘Gör!’ veya sağıra ‘Duy!’ diyemeyiz.” Gerçekten bazı ‘düşünceler’ özellikle ilerleyen yaş ile birlikte kalkerleşiyor. Bunların değiştirilmesi veya kötü karakterin iyisi ile ikame edilmesi, neredeyse imkânsız hale geliyor. Kalkerleşmiş bir zihniyeti dönüştürmek; körü görür hale getirmekten veya sağıra duymayı kazandırmaktan çok daha zor. Kimi zaman ‘kendini fasulye sanan çakıl tanesini’ kendi bağnazlığı, kendi düşmanlık anlayışı, kendi karalamaları ve kalkerleşmiş beyni ile kendi ölümüne bırakmak tek çare olabiliyor.