30 Ekim 2020 Cuma 359 Okunma

Geleceği Öngörmek, Tasarlamak


 


Gelecekle ilgili tahminler yapmak zordur. Geçmiş kuşaklar döneminde geleceği öngörerek yönetmek, şimdiki zamana göre çok daha zordu. Gelecek üzerine yapılan öngörüler, bilimsel olmayan yöntem ve tekniklerle yapılıyordu. Mesih olduğunu iddia eden dinsel kişiler veya ilahi güçleri olduğunu iddiasındaki kâhinler; rüyalarını, halüsinasyonlarını veya dinsel hezeyanlarını kullanarak kehanetlerde bulunuyorlardı. Hele bunlara hayvan kemiklerinin, suya dökülmüş kurşun parçalarının, yere savrulmuş bakla tanelerinin ya da kristal kürelerin getirdiği ipuçları eklenince, geleceği tahmin etmenin araçları çeşitlenmiş oluyordu.


 


16’ncı yüzyılda yaşamış eczacı ve kâhin Nostradamus’un kehanetlerini hatırlayın. “Kehanetler (Les Propheties)” isimli kitabındaki öngörülerin pek çoğunun doğru çıktığını iddia edenler var. Burçlar konusunda olduğu gibi; Nostradamus’un söyledikleri gerçekleşti mi, yoksa onun kehanetlerini biz mi gerçek yaşamlar eşledik? Gerçek gibi görünenler varsa bunlar bizim benzeştirmelerimizden ya da tesadüflerden öteye gitmedi. Gidemezdi. Çünkü doğa ötesi olanla iletişim kuracak bir kanal hiç olmadı. Zaman eksenindeki uzaktaki dün ile bugün arasındaki başlıca fark bilim alanındaki birikimimizin büyümesi ve çeşitlenmesinden öte bir şey değil.


 


Dünya’nın etrafında dönen uydular, neredeyse kalabalık bir kentin caddelerine döndü. Bunlar saniyenin kesirleri içinde önemli miktarda bilgiyi dünyanın farklı noktalarından toplayıp çeşitli merkezlere ulaştırıyorlar. Daha da önemlisi, bunlardan akan bilgiler bireylerin ve toplumların yaşamlarını ciddi anlamda etkiliyor. Buna bağlı olarak etki ve tepki zamanı da hayli kısaldı.


 


Akan bilginin değeri hayli yüksek… İleri teknoloji, uygarlığın mümkün oluşu bu bilgi süreci ve değer sayesinde gerçekleşiyor. Çünkü kişiler ve kuruluşlar faaliyetlerini düzenlerken, bu çerçevede gelen örneğin hava tahminlerine ya da borsalardaki değişim haberlerine önemli ölçüde bağımlılar. Bilgi akış kanallarının daha hızlı ve verimli hale gelmesi, bilgiyi süzgeçlememiz gibi yeni bir ihtiyaç yarattı. Artık yönetip denetleyebileceğimizden daha fazla bilgi var. Bunların içinde bize lazım olanı ayırabilmemiz gerekiyor.


 


Diğer yandan bilgi zenginleşmesi, dünyaya ve yaşam çevremize ne tür zararlar verdiğimiz konusunda da bizi uyandırdı. Canlı yaşamını sürdürebilir kılmak ve yaşam çevrimizi korumak konusunda daha bilinçli olmaya başladık. Gezegenimize yaptığımız kötülükleri de bu bilgilenme süreci sayesinde öğrendik ve önlemler almaya çalışıyoruz. Artık sorunlar açısından henüz kritik olmamakla birlikte, ciddi bir noktada olduğumuza dair kuşkumuz kalmadı.


 


Şimdiki zamanın insan faaliyetleri ve bunların sonuçları, atalarımızın ihtiyaç ve değerleri tarafından şekillendirilmek zorunda değil. Olmamalı da… Geçmişte uluslar ve toplumlar arası sorunlar, silah eksenli olarak çözülüyordu. Bu süreçten sadece silah üreticilerinin ve satıcılarının kâr elde ettiklerini daha iyi biliyoruz. Silahlı savaşla elde edilmesi öngörülen avantajların, sonuçta insanlığın ve yaşam çevresinin zararına olduğunu kavramayı başardık.


 


Diğer yandan özellikle uluslararası çatışmaları engellemek için yeni çağın yöntem ve araçlarını geliştirmekte henüz başarılı olduğumuzu söyleyemeyiz. Geçen yüzyıldan kalan kurumsal kültür, bugünün sorunları karşısında yeterli olmuyor. Bunlar konusunda yeni açılımlara ve farklı yaklaşımlara ihtiyaç var. Yeni bir küresel aile kültürü geliştirebildiğimizde ve yerel değerlerimizin bu çerçevede sürdürülebilir olmasını sağladığımızda, zihnen ve duygusal olarak da yeni çağa hazır hale geleceğiz. Bunu ise gerçekleşmemizde en önemli yardımcımız, barışa hizmetindeki bilim olacaktır.