Öyle bir futbol iklimi yaşıyoruz ki, hayatın ta kendisi gibi… Sırtınızı dayadığınız dağlar bir günde eriyebiliyor. Dün omuz omuza yürüdükleriniz, bugün farklı hesapların aktörüne dönüşebiliyor. İnsanoğlu çiğ süt emmiş derler; en sert darbeyi çoğu zaman en yakın sandıklarımızdan alıyoruz.

***

Ne yazık ki bu tablo, bugün Eskişehirspor’un da gerçeği haline gelmiş durumda. Geçen sezon şampiyonluk yolunda yan yana duranlar, bugün birbirine suçlama okları fırlatıyor.

Halil Ünal ismi üzerinden yürütülen o malum “kamuoyu yoklaması” ve ardından gelen siyasi manevralar, aslında futbolun değil, bitmek bilmeyen kişisel egoların ve perde arkası hesaplaşmaların birer tezahürüydü. Olan adı kullanılan Halil Ünal’a oldu.

​Ama artık bu tiyatroyu izleyecek ne vaktimiz kaldı ne de takatimiz. Çünkü sis dağılıp, kalabalıklar çekildiğinde gerçeğin o çıplak ve soğuk yüzüyle baş başa kalıyoruz.

Ve bize kalan; Eskişehirspor’un kendi kalabalığında giderek yalnızlaştığı gerçeği oluyor.

***

Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin tesis ziyareti olumlu bir adım olarak kayda geçse de, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’un sezon sonundaki mesafeli duruşu ve AK Parti kanadından Gürkan Albayrak’ın açıklamaları, şehirde ortak bir iradenin henüz oluşmadığını gösteriyor.

Eskişehirspor üzerinden pozisyon alma dönemi artık geride kalmak zorunda. Eğer gerçekten bu arma her şeyin üzerindeyse, tüm siyasi ve yerel aktörlerin bir araya gelip net bir yol haritası açıklaması kaçınılmaz hale gelmiştir.

***

Ancak sorumluluk yalnızca şehirde değil. Mevcut Ulaş Entok yönetimi de artık eleştiri sınırlarının ötesinde bir sınavdadır.

Bu kulübün yeniden ayağa kalkması için gereken şey yalnızca destek değil; doğru iletişim, şeffaflık ve cesur adımlardır. Şehirle bağları yeniden kuracak, güveni yeniden inşa edecek hamleler gecikmeden atılmalıdır.

***

Göz ardı edilen bir başka gerçek ise yapısal değişikliklerdir. Geçtiğimiz hafta da yazımda belirttiğim gibi TFF’nin 2026-2027 sezonu itibarıyla amatör lisanslı oyuncuların 3. Lig’de oynayamayacağı yönündeki düzenlemesi, bugünden yarına değil, uzun vadeye dair alarm vermektedir.

Bu, Eskişehirspor’un artık günü kurtaran değil, geleceği planlayan bir yapıya mecbur olduğu anlamına geliyor.

***

Maddi gerçekler de zaten bize başka bir çare bırakmıyor. Takımdan ayrılan Jacob Aydemir, Akın Akman ve Kaan Baysal gibi oyuncuların gittikleri kulüplerde imza attıkları astronomik rakamları duyuyoruz. Bu şartlarda transfer piyasasında rekabet etmek değil, akılcı planlama yapmak zorunluluk haline geldi.

Bu sezon Eskişehirspor’un ihtiyacı sadece para değil, teknik direktör Hakan Şapçı’nın oyun aklı etrafında şekillenecek disiplinli bir yapı ve gerçekçi bir futbol planıdır. İsimli futbolcular ve hayali bütçelerle kulübü daha büyük bir kıskaca sokmanın kimseye faydası yok.

***

Özetle; ne yönetim tek başına bu enkazı kaldırabilir ne de şehir bu yönetimi izleyerek Eskişehirspor’un yok oluşunu seyredebilir.

Burada yapılması gereken; kişisel çekişmeleri, egoları, “sen haklıydın, ben haksızdım” kavgalarını bir kenara bırakıp, Eskişehirspor ortak paydasında buluşmaktır. Yönetim planını, projesini ve acı reçetesini şeffafça ortaya koymalı; şehir de bu plana körü körüne değil, denetleyerek ve sahiplenerek destek vermelidir.

Eskişehirspor ortak paydasında buluşulmadığı sürece, her açıklama yeni bir kırılmaya, her adım yeni bir güvensizliğe dönüşecektir.

Aksi halde bu şehir, yıllar sonra tek bir sorunun ağırlığı altında kalacaktır…

“Biz birbirimizle uğraşırken, Eskişehirspor’un geleceğini kim çaldı?”

Ve belki de o gün geldiğinde en acı cevap şu olacak…

Kimse çalmadı… Biz sessizce hep beraber kaybettik.

Bilmem anlatabildim mi?