“Sabır beklemiyoruz. Hazır olmak zorundayız.”

Eskişehirspor Teknik Direktörü Hakan Şapcı’nın bu cümlesi, bir teknik adamın sezon öncesi açıklamasından çok daha fazlasını anlatıyor.

Bu söz, aslında yıllardır içinde bulunduğumuz bir çelişkinin tam ortasına düşüyor.

Çünkü sahada sabır yok.

Çünkü bu forma, bu arma, bu şehir artık beklemek istemiyor.

Ancak ne acıdır ki Eskişehirspor yıllardır bekleyenlerin hikayesini yazıyor.

Bir transferin önünü…

Bir tesisin tamamlanmasını…

Bir desteğin gelmesini…

Bir ortak aklın oluşmasını…

Bekliyoruz.

Ve belki de en büyük yorgunluğumuz, kaybettiğimiz maçlardan değil; yıllardır değişmeyen bu bekleyişten geliyor.

***

Hakan Şapcı haklı.

Bir takım şampiyon olmak istiyorsa hazır olmak zorunda.

Futbolda kimse geçmişe puan vermiyor.

Kimse “çok zor şartlardan geldik” diyerek sezon sonunda başarı hanesine üç puan yazmıyor.

Saha acımasızdır.

Top direkten döner, gol kaçar, puan kaybolur.

Ama futbol sadece sahadan ibaret değildir.

Bir takımın arkasındaki şehir de o mücadelenin bir parçasıdır.

Ve bugün sormamız gereken en önemli soru şudur…

Eskişehirspor sahada şampiyonluğa hazırlanırken, şehir bu şampiyonluğun şartlarını hazırlıyor mu?

***

Bir fotoğraf karesi bazen bin kelimeden fazlasını anlatır.

Geçtiğimiz günlerde Eskişehirspor altyapı tesislerinde önemli ziyaretler yapıldı.

Devlet büyükleri, yöneticiler, protokol üyeleri…

Fotoğraflar çekildi.

Mesajlar verildi.

Ancak sporun gerçekliği, fotoğraf karelerinden biraz daha uzaktadır.

Çünkü spor; açılış kurdeleleriyle değil, sürdürülebilir yatırımlarla büyür.

Bir tesis yapmak önemlidir.

Ama o tesisi yaşatmak daha önemlidir.

Duvarları olan ancak ruhu olmayan yapılar, spor tesisi değildir.

Çünkü spor sadece betonla değil, sahiplenmeyle büyür.

Bugün bazı alanların bakımsızlığı, yıllardır tamamlanmayı bekleyen projeler bize aslında tek bir şeyi söylüyor:

Bir şeyi yapmak kadar, yapılan şeye sahip çıkmak da bir medeniyet göstergesidir.

***

Bir de saha gerçeği var.

Çim…

Belki dışarıdan bakıldığında sadece yeşil bir zemin.

Ama futbol insanları bilir ki saha, oyunun karakteridir.

Kötü bir zemin sadece futbolcunun ayağını değil, takımın hayalini de etkiler.

Drenaj problemi olan, yenilenmeyi bekleyen bir saha sadece teknik bir sorun değildir.

Bu, spora bakış açısının da göstergesidir.

Çünkü bir şehir, kendi takımının oynadığı zemine verdiği değer kadar büyüktür.

Şampiyonluk isteyen bir takımın önce mücadele edeceği zemini sağlamlaştırması gerekir.

***

Ama mesele sadece Eskişehirspor değil.

Asıl acı olan nokta burada başlıyor.

Eskişehir bir zamanlar sporun en önemli kentlerinden biriydi.

Basketbol vardı.

Voleybol vardı.

Hentbol vardı.

Atletizm vardı.

Bisiklet vardı.

Amatör branşlarda güçlü bir yapı vardı.

Birçok branşta milli sporcular çıkardı.

Anlayacağınız sadece futbol konuşulmazdı.

Salonlar dolardı.

Sporcular yetişirdi.

Gençler hayal kurardı.

Bugün ise birçok kulübün geleceğini konuşuyoruz.

Eskişehir Basket…

Bir dönem Avrupa kupalarında mücadele eden, Türkiye’nin dikkatini çeken bir yapıydı.

Bugün yok.

Eskişehir 26 Basketbol…

Büyük umutlarla kuruldu, ancak ekonomik şartlara daha fazla dayanamadı.

Anadolu Üniversitesi’nin yıllarca başarıyla yürüttüğü branşlar eski gücünden uzaklaştı.

Kadın hentbolunda ülkenin köklü ekiplerinden birinin ligden çekilmesi bile başlı başına bir alarmdı.

Selkaspor’u, Ormanspor’u ve diğerleri cabası…

Bir şehir kulübünü kaybettiğinde sadece bir takım kaybetmez.

Çocukların hayallerini kaybeder.

Antrenörlerin emeğini kaybeder.

Mahallelerin heyecanını kaybeder.

En önemlisi, geleceğini kaybeder.

***

Bugün amatör futbolun geldiği nokta da ortada.

Demirspor’un yaşadığı belirsizlik…

2 Eylülspor’un ekonomik şartlar nedeniyle Bölgesel Amatör Lige katılmama durumu…

Diğer kulüplerin ayakta kalma mücadelesi…

Bütün bunlar bize şunu gösteriyor:

Sporun en büyük rakibi bazen rakip takım değil, ilgisizliktir.

Çünkü bir kulüp sahada yenilebilir.

Bir sezon başarısız olabilir.

Ama bir şehrin spor hafızası silinirse, onu geri getirmek çok daha zordur.

***

Eskişehir’in sorunu sadece para değil.

Evet, ekonomik şartlar ağır.

Evet, maliyetler arttı.

Ancak güçlü şehirler sadece parası olan şehirler değildir.

Güçlü şehirler, ortak hedef etrafında birleşebilen şehirlerdir.

Sanayisiyle…

Üniversiteleriyle…

Yerel yönetimleriyle…

İş dünyasıyla…

Taraftarıyla…

Herkes aynı noktaya bakmadığı sürece aynı sorunları tekrar tekrar konuşmaya devam ederiz.

Çünkü spor yalnızca kulüplerin işi değildir.

Spor, bir şehrin karakteridir.

***

Bugün Hakan Şapcı “Sabır istemiyoruz” diyor.

Belki de bu cümleyi sadece futbolcuların değil, herkesin duyması gerekiyor.

Çünkü artık bekleme dönemi bitmeli.

Bu şehir yıllardır sabretti.

Borçlara sabretti.

Kapanan kulüplere sabretti.

Yarım kalan projelere sabretti.

Verilen ama tutulmayan sözlere sabretti.

Ama sabrın da bir sınırı vardır.

Şimdi ihtiyaç olan şey yeni bir bekleyiş değil.

Yeni bir başlangıçtır.

Çünkü;

Bir takımın şampiyonluğu bir sezon sürer.

Ama güçlü bir spor kültürü nesiller boyu yaşar.

Eskişehirspor’un yeniden ayağa kalkması sadece bir kulübün başarısı olmayacak.

Bu şehir, yeniden sporu konuşmaya başladığında aslında kendini yeniden hatırlayacak.

Ve belki de en büyük şampiyonluk, kupayı kaldırmadan önce bu inancı yeniden kazanmaktan geçecek...